Maç Yorumları,Futbol Yorumları , Transfer Haberleri

Büyük turnuvalarda hep “Favori olmayan” bir takım ortaya çıkar. Hafızalara kazınacak maçlar oynar. Müthiş sonuçlara imza atar. Taraflı tarafsız herkesin beğenisini kazanır. Finale çok yaklaşır ama “Gönüllerin şampiyonu” olarak elenir. Euro 2008′e damgasını vuran ve “Unutulmayacak maçlar” sayfalarına adını yazdıran en flaş takım Türkiye’ydi.
Türkiye, Avrupa’yı kendine hayran bıraktı. Unutulmamak için gelecek her büyük turnuvada yer almalıyız. Bunu başaracak genç ve yetenekli bir jenerasyona sahibiz.
Arda Turan‘ın, “Takımca mücadele etmeyi zevk olarak algılarsanız başarı gelir” şeklinde bir sözü var. İspanya bu söze uyan bir takımdı. İspanyaAlmanya finalinde ikinci yarı müthiş tempolu, mücadele gücü yüksek, bol pozisyonlu kıran kırana bir oyun izledik.
İlk yarının ilk 15 dakikasında Almanya “Baskın basanındır” diyerek İspanya’nın üzerine çullandı ama golü bulamayınca 8 kişiyle savunmaya gömüldü. David Silva ve İniesta ile İspanya, kanatları vızır vızır kullanıyor; Torres’i Alman savunmasının arkasına sık sık kaçırıyordu. Almanya Lahm-Podolski ikilisiyle soldan birdirme yapıyor, sağ tarafı hiç kullanmıyor tek kanatlı uçak gibi hücum ediyordu. Lahm ile kaleci Lehmann’ın arasına akıllı giren Torres 33. dakikada topun dibine girerek vuruş becerisi müthiş bir gol attı.
Löw, golde hatası olan Lahm’ı çıkardı sonra da Kuranyi’yi oyuna alıp “Ya hep ya hiç” dedi. Bu felsefe Almanya’nın sonu oldu. Savunma güvenliğini bırakan Almanya açık futbola dönüp çok adamla İspanya’nın üzerine gidince delik deşik oldu. İspanya sadece kanatlardan değil, göbekten de fırtına gibi geliyordu. Maç İspanya forveti ile Lehmann arasında geçiyordu. Ramos’un kafasını Lehmann’ın çıkarması şanstı. İspanya, bizim elimizden kaçırdığımız Almanya’yı adeta eziyor, kedinin fare ile oynadığı gibi oynuyor ama Torres, David Villa, İniesta, Xavi akıl almaz goller kaçırıyordu. Ballack’ın esamesi okunmuyordu.
1984′te Paris’te Fransa-İspanya finalini izlemiştim ve kupayı Platini’li Fransa kazanmıştı. 24 yıl sonra İspanya çıktığı finalde Almanya’yı eze eze yenerek haklı bir şampiyonluk kazandı.
EURO 2008′de inanılmaz maçlar sonunda dünya gündeminde baş sırayı alan Milli Takımımız, yarı finalde Almanya karşısındaki futboluyla da bütün gönülleri fethetti ve şampiyonaya ayrı bir renk kattı. Tabii ki çok iyi oynayarak kaybettiğimiz yarı final maçından sonra çok üzüldük. Ama yapacak bir şey yok. Bizlere bu büyük heyecanı yaşatan Fatih Terim’i, yardımcılarını ve tüm futbolcularımızı canı gönülden kutluyorum. Almanya’yı senelerdir takip ederim. En kötü dönemlerinde bile bir bakarsınız final oynamışlardır. Ama kendimi bildim bileli Almanya’yı bizim maç hariç 10 dakika dahi oyuna hükmedemediği başka bir karşılaşma hatırlamıyorum.
ALMANYA’YI OYNATMADIK
Milli Takımımız’ın Almanya maçında rekor eksiklere rağmen sahaya çıkan takım tertibi kolektif futbolu oynamaya yatkın bir kadroydu. Mehmet Topal’ın orta saha oyuncusu olmasından dolayı top kullanabilme özelliği stoper görevinde hazırlık pası yapmamıza ve oyunu geriden iyi başlatmamıza olanak sağladı. Orta sahanın ortasında Ayhan pres özelliği ve akıllı top kullanma becerisiyle, Aurelio ile birlikte olgun bir ikili oluşturdular. İleride Semih de rakip kaleye sırtı dönük oynamasını bildiğinden, Hamit’in de katkılarıyla topa sahip olan bir takım oluştu. Futbolcularımızın yüksek motivasyonu Fatih Terim’in kenardan müthiş sinerjisiyle birleşince rakibi oynatmayan ve kendi oynayan bir takım sahaya yansıdı. Hem de Almanya gibi güçlü bir rakip önünde. Ama ne yazık ki bu defa son dakikada kaybettik.
KOLAY GOL YİYORUZ
Her zaman vurguladığım bir konu var. Bizim en büyük rahatsızlığımız kolay gol yemek. Kalemize 5 defa gelen Almanya 3 defa gol attı. Bir örnek verelim. Şampiyonanın en iyi takımlarının başında İspanya geliyor. Hücum güçleri de çok kuvvetli. Ama formsuz ve hücum gücü yetersiz İtalya 120 dakikada İspanya’ya 1 net gol şansı verdi. Aslında yarı finalde Almanya’dan başka bir takım olsa biz o futbolu sergilesek ve son dakikada skora denge getirsek kesinlikle kaybetmezdik. Ama Almanlar çok profesyonel ve soğukkanlı. Ayrıca hiç demoralize olmuyorlar. Bu özellikler artık onların klasikleri. Lahm defans bloğunun solunda çok önemli bir kenar adamı. Hem defansif yönü iyi hem de ofansif. SabriKazım ikilisinin karşısında futbol hayatının en zor anlarını yaşadı. Rekor sayıda çalımlar yedi. Hakemin vermediği sarı kartlık fauller yaptı. En sonunda Sabri’den yediği moral bozucu çalımla Semih beraberlik golünü attı. Lahm’dan başka her futbolcu bu durumda çökerdi. Ama Lahm gitti 90 dakikada takımını finale götüren golü attı.
İŞTE SEMİH BU
Semih’in çok yönlü bir santrfor olduğunun farkına varamayanlar ve onu bir türlü Fenerbahçe ve Milli Takım’a layık görmeyenler, artık gerçekle yüzleşmişlerdir. Semih çok önemli bir golcü olmasının yanı sıra sistemin işlemesini sağlayan önemli bir nokta santrfordur. Almanya karşısında iki güçlü stoperle boğuştu. Defalarca top kazanıp atakların olgunlaşmasını sağladı. Baskı uyguladı. O kadar yorgunluğun üstüne ön direkte iğne deliğinden klas bir gol attı. 3 golü de çok kritik anlarda attı. Ayrıca hiç hayatında penaltı atmamasına rağmen Hırvatistan’a bir de penaltı golü attı. Yaptığımız 5 maçın toplam süre olarak yarısında görev aldığı halde, finale kalabilsek belki de gol kralı olacaktı. Almanya maçındaki futbol ve kenardan seyrettiğim Fatih Terim sinerjisi bizim her zaman arzu ettiğimiz bir tabloydu. Çünkü bu tip bütünleşme birçok eksiği bulunan futbolumuzun en önemli gücüdür. Bu havayı yakalamışken Fatih Terim’in Milli Takım’da devam etmesi gerekir. Hedefler bitmez şimdi hedef önce 2010 Dünya Kupası’ndaen iyisini yapmaktır. Fatih Hoca’ya diyorum ki bu güzel düzen bozulmasın; aynı hırsla ve inançla devam etsin. Çıtayı düşürmeyip daha yükseklere taşıyalım.

Hep son dakikalarda sevinirken bu sefer de üzülen biz olduk. En iyi oyunumuzu, hem de 90 dakikaya yayarak çıkarttığımız bir maçtan yenik ayrılmak insana acı veriyor. Final oynamak hatta kupayı kaldırmak işten bile değildi ama sağlık olsun. Kimse maçlardan önce buralara kadar gelmemizi beklemiyordu. Çocukları tebrik etmek gerekir. Yorumlarını yaptığım ilk maçlardan sonra final favorilerinin Almanya ve İspanya olduğunu, Rusların da sürpriz yapabileceğini milyonlarca insan ile paylaşmıştım. Millilerin bu başarısını doğrusu beklemiyordum. Bu konu hariç yanılmadığımı söyleyebilirim. Sizlerden gelen sayısız maillerden gurur duydum, herkese teker teker teşekkür ediyorum. G.Saray’ın Avrupa’daki başarısından sonra dünya üçüncülüğümüzü bu başarıya bağlayanlar çok olmuştu. Şimdi de finali zorlamamız F.Bahçe’nin Şampiyonlar Ligi’nde finali zorlamasının bir eseridir. Mağlup durumda olsak bile asla teslim olmadık, aynı F.Bahçe gibi. Chelsea’yi 1-0 mağlubiyetten 2-1 galibiyetle geçen, CSKA’ya 2-1, Sevilla’ya 2-0 mağlupken maçı çeviren F.Bahçe, Milli Takımımız için güzel bir örnek teşkil etmiştir. Şu bir gerçek ki ülkemizin en iyi iki kanat oyuncusu Uğur Boral ve Gökhan Gönül’dür. Fatih Terim’in son maça kadar Uğur’u unutmasını anlamıyorum. Tükürdüğünü yalamak! Almanya karşısında 3 gol yediğimiz sağ kanatta bir Gökhan Gönül olsaydı kimbilir belki de finaldeydik. Niyetim asla sahada ter döken oyuncuları gözardı etmek değil. Hepsinin emeklerine saygı duyuyorum ama bu başka bir iş. Benim sitemim Kore’deki üçüncülüğü G.Saray’a bağlayanların şimdi F.Bahçe’den hiç söz etmemeleri. Yiğidin hakkını yiğide vermek yine bize düşüyor. İsmet Tongo, “Tükürdüğünü yalamak” başlıklı yazısında Löw ve Hiddink’ten yola çıkarak F.Bahçe taraftarına mesaj göndermiş. Yalnız bu iki teknik adam taraftar tarafından değil, futboldan anladığını zanneden bir takım spor yazarları tarafından kara listeye alınmış, kampanya başlatılmış ve gönderilmiştir. Yalnız onlar mı? Dünya Kupası’nı Zico’nun başında olacağı Brezilya’nın kaldırmayacağı ne malum. Sen “altyapı hocası” diye Hiddink’e, “amatör” diye Löw’e, “başkanın adamı” diye Osieck’e, “tembel” diye Mustafa Denizli’ye, “deli” diye Daum’a, “stajyer” diye Zico’ya hakaretler yağdır, sonra topu taraftarın üstüne at. Üslup yanlış olsa da verilen örneklerde doğruluk payı var. Biz de boşuna yıllardır “istikrar istikrar” diye yalvarmıyoruz. İşte son 25 yılda her sene bir teknik adam değiştirilirken son 5 yılda sadece iki kişi çalıştı, 3 şampiyonluk geldi, ikisi de mucize şekilde kaçtı. Yani 5′te 5 yapmak işten bile değildi. Bence en güzeli herkesin kapısının önünü temiz tutması. “Kefen giyerim de o formayı giymem” diyen Baliç’e ana avrat küfür edip, pankart açanlar üç ay sonra ortalığı “Baliç” diye inletirlerse bu yapılana “tükürdüğünü yalamak” başlığı hafif gelmez mi?

Türk futbol tarihinde iki dönüm noktası vardır. Birincisi İstanbul’da İngiltere’den 8 gol yedik. Rövanşa giderken Mustafa Denizli, “Wembley’de İngiltere’yi yenmeye gidiyoruz” dedi. Mümtaz Türk medyası, Denizli’yi “Hayal taciri” ilan etti. Oysa Denizli, “Topal karınca gibi” bir idealin peşindeydi.
İkincisi Fatih Terim, Türkiye’nin büyük hedeflere koştuğunu anlatmak için, “Hiçbir şey imkansız değil. Mucizeler zaman alır” sözünü ilke edindi. Mümtaz Türk medyası Terim’i megaloman olarak niteledi. Oysa Terim, ‘Topal karınca’ gibi bir idealin peşindeydi.
Şimdi gelinen nokta şudur: Türkiye, futbol tarihinde en seçkin yerini alırken, DenizliTerim ikilisi ile gurur duymaktadır.
Bu iki teknik adamın açtığı yoldan büyük hedeflere koşmaktadır. Bu yolu kimse geri döndüremez. Bu yolun parolası da şudur; Biz Çılgın Türkler, Avrupa Şampiyonu olmak için çok beklemeyiz. O gün çok yakındır!

Bu kadar iyi futbol sergileyeceğiz. Çok pozisyon bulacağız. 2 topumuz direklerinden dönecek. İlk golü de Uğur ile bulup öne geçeceğiz. Bundan daha güzel bir başlangıç olabilir mi Almanya gibi bir takım karşısında? Maçın mutlak hakimi, saha içi verilerinde bizim milli takımımız. Her şey mükemmel gidiyordu. Daha fazla gol pozisyonu üretimindeki uğraş bizdendi. Almanlar, panik atağa girip tedirginlik yaşarken, hiç olmadık bir zamanda kendi hatalarımızın kurbanı olup Schweinsteiger’in golünü kalemizde gördük. Elbette bu gol şok olmasına şok du da; bu kadar iyi oynadığımız zaman diliminde, böylesine kolay yiyoruz, şaşırıp kalmak elde değil. Rüştü’nün çok iyi çizdiği kalecilik görüntüsünde bir zamanlama hatası… Klose’nin ikinci Alman golüne sanki davetiye çıkardı. Almanya karşısında, maçın bitimine yaklaştığımız dönemde, kaybettiğimizi zannetmiştik. Ama Tanrı’nın ruhu, Semih diye bir futbolcunun üzerine konmuş. Hep son dakikalarda bir gol atıyor, maçı uzatmaya götürüyor. Bu maçta da öyle oldu. Bir nokta dokunuş, Lehmann’ın kalesinde ikinci golümüz oldu. Gazeteden yazımı almaya çalışan Devrim kardeşim, biz 2-1 geriye düşmüşken aradı. Hep böyle zamanlarda arar, ‘Acelen ne?’ derim. ‘Bu aramızdaki tılsımı devam ettirmek için abi. Bakarsın gol atarız’ dedi. Ve Semih’in golü geldi. Umut ışıklarını yakarak geldi hem de… Ama Lahm son dakikalarda sahneye çıkıp öyle bir gol attı ki, iyi oynadığımız yarı final maçında her şeyimizi sonlandırdı. Biz buraya kadar geldik, Almanya karşısında iyi futbol oynadık, yüreğimizi koyduk. Ama onurumuzu kazandık. Dünya futboluna Türkiye’nin adını yazdırdık. ‘Cesur Türkler’ olarak.

RÜYA sandım bir an… Sayıyorum, sayıyorum. 11 çıkıyor… Evet ‘11 Alman’ bizim kornerimizde kendi 18′inin içinde… Öyle korkutmuşuz ki, ayakları titriyordu. Sanki onların değil de bizim 3 Dünya, 3 Avrupa şampiyonluğumuz var! Aman Allahım, bu ne güzel bir duygudur? Aslında haklılardı geriye çekilmekte. Çünkü coşmuş bir çağlayan gibiydik. Saldırıyor, uçarak rakip kaleye gidiyor, golü arıyorduk. Top bizdeyken heyecan yaratıyorduk. Almanlar’dayken müthiş bir pres.. Döndürmüyorduk. Top ayaklarına dolaşıyordu…!***BU coşkunun önüne önce direk set olmaya çalıştı. Ya da Almanlar’ın ‘balı’ o andan belliydi sanki… Yine de, Uğur Boral’ın attığı golle açıldı heyecan fırtınası.. Sonra pis bir kontra golü yedik Schweinsteiger’den. Kötü olan Portekiz’e attıkları golün kopyasını ağlaramızda görmekti. Lanet hastalık nüksetti! Sabri’nin boşalttığı sağımızdan vurdular bizi… O bacalamadan sonra verdiğimiz 1 pozisyon daha var… Hepsi o kadar! Hem de karakter değiştiren, 2 yıldır hücum oynayan Almanya’ya karşı.. İkinci yarının uzun bölümünde de elimizdeydi ipler…***MUHTEŞEM gidiyordu işler.. Finalin ucu gözükmüştü… Ancak önce yan top arızamız, Mehmet Topal’ın Klose’nin altında ezilişi, soğuyan Rüştü’nün hatalı çıkışı… Sahi bu nasıl iştir? Sevgili Rüştü, bu kaçıncı yanlış çıkıştır? 37 yaşında hâlâ mı? Canın sağolsun… Ve pes etmedik… Semih’in iğne deliğinden geçirdiği top ‘yine geri dönüyoruz’ duygu seline kaptırdı bizi. Umutlandık. Fakat kahrolası son dakika golü geldi aniden.. Colin yerdeyken attılar. Yakışırdı Almanlar’a, sahanın en ezileni Lahm’a… Ne diyelim! Kaderde son dakika golü yemek de varmış.. Hırvatlar’ı ağlatırken, ağlamak da! Kaçan gollerimizi belki kimse hatırlamayacak. Ancak Türkiye’nin oynadığı futbolu kimse hafızalardan silemeyecek… Mesela… İki golümüzdeki iki bacak arasını. Uğur’un golünde Lehmann’ın ayakta duramayışını. 2. golden önce Sabri’nin attığı beşiği…Kimse söküp atamayacak… Türkler’in ‘en iyi savunma hücumdur’ taktiğini… 3 maçtaki harika geri dönüşünü… Almanlar’ın 100 yıl boyunca böyle zülum görmediğini… ‘Panzer’in sahici ‘tırsak’lığını…***EURO 2008… Bizim için bitti. Daha ötesi olabilirdi. Olmadı! Bunun suçlusu bu takım değil. Fatih Terim de! Belki Rosetti’ler, Busacca’lar… Her golümüzde suratını asan Platini’ler.. Ne bileyim, belki de Busacca’yı Basel’e gönderen Blatter. Ancak bu teoriler sakinleştirmeyecek bizi! Elendik gerçeği değişmeyecek ki! 25 Mayıs 2008 gerçeği kesin olarak şu:Yetenekli bir Türk, 10 Alman’a bedeldir.Duruşuyla, koşusuyla, mücadelesiyle, hırsıyla, oynama aşkıyla, tutkusuyla. 90 dakikanın anafikri bu… Zaten onlar da sıraya geçip bizi alkışlamadı mı?***TÜRKİYE’Yİ yeniden Dünya futboluna hatırlatan Terim’e, Terim’in askerlerine, Scot Piri’ye, emeği geçen herkese teşekkürü bir borç biliyoruz… Daha önemlisi tüm dünya saygı duyuyor. Biz de…! Hatalarımız yok mu? Var.. Keşke o son iki golü pisi pisine yemeseydik! Hamit egoist, Sabri çılgın, Rüştü ‘korkuluk’ olmasaydı. Ama hepsi teferruat…Asıl olan şudur; 2008′e Türk devrimi imzasını atmıştır. Türkiye, ‘gönüllerin şampiyonu’ olmuştur. Futbol tanrıları mı? Artık bize bir final borçlu…

Pierre Van Hooijdonk ile sohbet ederken ilginç bir noktaya parmak basıyordu: Yarı finale kadar şans yanınızdaydı. Ama yarı finalde dünyanın en şanslı takımı ile oynayacaksınız. Dikkat edin. Ne demek istediğini maçın kırılma noktalarında anladım maalesef.. Böyle büyük turnuvalarda yarı final kazanmak için iyi oynamak yetmiyor. Oysa ki dün ilk kez maçın başından sonuna kadar iyi oynadık. Önceki 4 maçta zaman zaman sergilediğimiz ısırgan futbol Basel’de 90 dakikaya yayılmıştı. Eksik ama aslan gibi 11′imiz bizi kazanmaya ısındırıyordu ki, komik goller yedik. Olur bu. Futbolda kazanmak da var kaybetmek de…Şimdi Çekler’i, İsviçreliler’i, Hırvatlar’ı daha iyi anlıyorum… Yine de başımız dik. En azından takımımızın futbol oynayabildiğini de gösterdik… Sonunda gösterdik ama gösterdik!PİYASAYA GERİ DÖNDÜKMÜKEMMEL bir taktik anlayışla başladık maça… Almanlar’ın boğucu baskı kurmasına hiç izin vermedik. Orta sahada risk almak istediğmiiz anlarda hata yaptık. Yaptığımız hataları da pahalı ödedik. Hepsi kalemize gol oldu. Alan kapatma konusunda rakibimiz kadar iyiydik. Hatta onlardan daha üstündük… Daha çok atak yaptık. Daha çok pozisyon bulduk. İkili mücadeleleri kazandık. Ama yetmedi. Çünkü şans kontenjanımızı yarı finale gelene kadar fazlasıyla kullanmıştık. Hamit Altıntop mükemmel bir futbolcu. Dün geceyle ilişkili olarak kötü oynadığı için eleştirilebilir. Ama onu anlıyorum. Tek başına Almanya’yı yenmek istedi. Gelip buralarda dolaşsanız, buraların havasını solusanız onu daha iyi anlarsınız. Bütün bir turnuva boyunca gösterdiği üstün performans için Hamit’e teşekkür ediyorum. Bizi yarı finale getirdi. Dün gece onun maçıydı. Ama olmadı.Semih’in dün geceki performansını gördükten sonra ısrarla forvet arayan F.Bahçe kulübüne maçı bir kez daha izlemelerini tavsiye ediyorum. Dolayısıyla da bana… Ben de ona çok inanmıyordum. Ama artık kabul ediyorum… Semih büyük bir golcü… Bize Türkiye’deki hiçbir forvetimizi aratmadı. Hatta herkese Türkler’in yeni forveti Semih dedirtti Avrupalılar’a…Sabri müthiş oynadı. Marco, Ayhan ve Uğur alkışlanacak performanslar sergilediler… Dün gece veda ettik. Fakat Avrupa futbol piyasasına geri döndük. Türkiye’yi hatırlattık. Hem de öyle maçlarla ki… Yıllar boyu unutulmaz… Kazanırken son dakikalarda gülüyorduk. Dün son dakikada Almanlar’a, Pierre’in dediği gibi Dünyanın en şanslı takımına kaybettik. Teşekkürler Milli Takım…EURO’da her maçını heyecanla izlettiğin, başımızı dik tuttuğun, kaybederken de alkışlanmayı bildiğin için…

Teşekkürler çocuklar, hepinize helal olsun. Ne yazık ki turnuvanın en güzel maçını oynayıp elendik. Dünya bu maçı seyretti ve bizim buralara hakkımızla geldiğimizi gördü. Sakatlarımız vardı, kart cezalılarımız vardı, hatta kalecimizi orta sahada oynatma fikri bile vardı. Bütün bunlara rağmen çıkardığımız takımla Almanya’yı futbol olarak rezil ettik ama maalesef yenildik. Futbolda bunlar var. Ben bu turnuvada ilk defa oynayan Ayhan’ı da alnından öpüyorum. İlk defa stoper oynayan, bir kere Klose’yi kaçırmasına rağmen Mehmet Topal’ı da alnından öpüyorum. Uğur, Semih, Kazım ve diğer bütün futbolcuları alınlarından öpüyorum. Hak etmediğimiz bir yenilgi aldık. Bunlar normal ama herkes gördü ki Türk Milli Takımı buralara boşuna gelmedi. Hamit, Bayern Münih’te bile bu kadar istekli oynamadı. Bu çocuklar finali çok istediler ama maalesef olmadı. Varsın olsun. Yurda döndüklerinde hepsini kucaklamamız gerekir. Bizi gururlandırdılar, onurlandırdılar. Sabri 3. golde hatalıydı ama Semih’in attığı golde yaptığı herekete ne diyeceğiz. Adamın sağından atıp solundan geçti. Burada kimse kimseyi eleştirmesin. Rüştü, Klose’nin golünde hatalı çıktı, olabilir. O bizden daha çok üzgün. Ben bu maçın teknik yönüne girmek istemiyorum çünkü şu anda çok duygulu anlar yaşamaktayım. Kendi oynadığım dönemleri düşünüyorum. 48 kere milli oldum ama hiçbir zaman Avrupa Kupası’nda bir yarı final oynamadım. Ve bu maçı da kendi gözlerimle seyrettim. Büyük iş başardınız O yüzden dün akşam sahada olan futbolcularımıza tek kelime edecek, tek eleştiri yapacak kimse beni karşısında bulacaktır. Sevgili çocuklar hepinizi alınlarınızdan öpüyorum. Büyük bir iş başardınız. Sağ olun var olur. Löw, F.Bahçe’ye geldiği günlerde, bir şeyler yapmak istediğini söylüyordu. Ama maalesef medyamız buna izin vermedi. Sevgili İsmet Tongo’nun 2 gün önce ‘Tükürdüklerini yalıyorlar’ yazısını okurken Löw aklıma geldi. Löw’ü kimse bırakmak istememişti. Sevgili Tongo’nun söylediği gibi Löw’ü taraftar değil, futbolu çok iyi bildiğini sanan spor yazarları gönderdi! Bununla ilgili yazımı geniş şekilde yazacağım. Löw akıllı davrandı, Türklerin nasıl çılgın olduğunu biliyor. O yüzden takımı çıkartmadan oynattı, 4 kere kaleye geldi 3′ünde gol buldu. Löw’ü kutluyorum.

Futbolun asla futbol olmadığını dün gece bir kere daha gördük. Kötü oynadık, mucize maçlar kazandık. Ama dün gece çok iyi oynadık ve mucizevi şekilde kaybettik. Çek Cumhuriyeti, Hırvatistan nasıl kahrolduysa şimdi aynı şekilde bizler de kahroluyoruz. 70 milyon kan ağlıyor. Tüm zamanların en kötü Almanya’sını elimizden kaçırdık ya, ben ona yanarım. ‘Panzer’ dediler, ‘Ballack’ dediler ama sahada futbolun ‘f’ sini oynayamayan bitik bir Almanya vardı. Biz ise maçın mutlak hakimi, ayağa pası çok iyi yapan, topları direkten dönen, kanatları istediği gibi kullanan bir takımdık. Adamların sadece tek pozisyonu var ama ne yazık ki üç gol attılar. Yediğimiz ilk gole bakın. Schweinsteiger üç defans oyuncusu arasından ön direğe koşup ayak dışıyla golü yapıyor. İkinci gol herhalde Rüştü’nün ömrü boyunca unutamayacağı en acı gol. Pozisyon, gol pozisyonu falan değil. Ama Rüştü’nün hatalı çıkışı Klose’ye golü attırıyor. Üçüncü gol ise o ana kadar fena oynamayan defans bloğumuzun bir anlık zaafı. Yani her şeyin bittiği an. FUTBOL TUHAF BİR SPOR Oysa ki maça tüm dünyaya parmak ısırttıracak şekilde fevkalade iyi başladık. Almanları mahkum ettik, golü de bulduk. Aslında ikinci golü de bulabilirdik. Bu arada yukarıda bahsettiğimiz Schweinsteiger’in golü geldi. Ama bozulmadık. İkinci yarıda rakibi dar alana mahkum eden, ayağa oynayan taraf bizdik. Yine yukarıda bahsettik ki, Rüştü’nün büyük hatasıyla Almanlar’ın ikinci golü geldi. Ama herkes rahattı. Çünkü biliyorduk ki Semih yine bir şeyler yapabilirdi. Yaptı da. Dünyanın en önemli kalecilerinden biri olan Lehmann’a çok ama çok zor bir gol attı. Ne olduysa bundan sonra oldu. Herkes, “Maç berabere biter. Biz bu Almanya’yı uzatmada mutlaka geçeriz” derken, son saniyede rüyayı bitiren Alman golü geldi. Ne yapalım, hep +92′de kazandık. Ama dün gece aynı şekilde kaybettik. İşte futbol böyle tuhaf bir spor.

Futbolu biz oynadık. Finali de biz hak ettik. Bırakın finali Avrupa Şampiyonluğunu da biz hak ettik. Ama ne oldu?
Aptalca üç hatalı golle tüm hayallerimiz yıkıldı.
Birinci gol. Top bizde, gole giderken kaptırdığımız topla gol yedik. Nerede Rüştü Reçber?
İkinci gol. Pozisyon yok, sadece yüksek bir yan orta var. O yüksek topa Rüştü Reçber çıktı. Boşa çıktı. O top da gol oldu.
Üçüncü gol. Yine top bizde. Rakibe ikram ediyoruz. Sonra o top üç kişinin arasından gelip gol oluyor. Nerede Rüştü Reçber?
Anlatmaya çalıştığım nokta şu. Koskoca Almanya. Avrupa ve dünya şampiyonu Almanya, kalemize üç kez gelebiliyor. O da bizim hatalarımızdan…
Eğer kalede iyi bir kaleci olsaydı, bu maç böyle mi olurdu? Elbette tüm faturayı Rüştü Reçber’in önüne koymak istemem. Basit ve sıradan hatalar var ama en büyük hatayı takımın kaptanı ve en tecrübeli oyuncusu yapıyorsa o zaman kendimizi analiz etmek zorundayız.
BAŞIMIZ DİK AYRILDIK
Türkiye, Türkleri gururlandıran bir futbol oynadı. Stattan başımız dik ayrıldık. Karşılaşmanın sonunda Türk futbolcusu alkışlar içinde uğurlanırken, Almanya’nın sahada çılgınca sevinmesi, bu maçın büyüklüğünü gösterir. Bu maçın büyüklüğü Türkiye’ye aittir. Sadece Almanya sevindi.
Şimdi gelelim futbolun gerçeğine… Sahaya 14 kişi çıktık. Üstelik bu takım rezerv takım. Ama 10 futbolcu görevini yaptı.
Bütün dünyaya Türklerin çağdaş futbol oynadığını kanıtladı. İşte önemli nokta da bu. Türkiye evine dönerken ‘Avrupa’nın 4 büyük takımından biri’ unvanı ile dönüyor. Belki skor olarak 4. konumda olabiliriz. Ama futbol olarak birinci olduğumuzu kabul edelim.
MESAJ: Fatih Terim, Türkiye’deki misyonunu tamamladı. Artık bundan sonra yapacağı bir şey kalmadı. Türkiye, Terim’e teşekkür etmeli. Ben buradan o görevi 70 milyon adına yapıyorum. Sağol Adanalı.