Maç Yorumları,Futbol Yorumları , Transfer Haberleri

Şampiyonlar Ligi dediğimiz en yüce futbol kariyerinden bile, ne kalıyor yıllar sonra geriye?
Müzede pahalı bir kupa… Ve paha biçilmez anılar!
En büyük müze; anıları saklayan kafalar.
Zaten o kupalar da anıların unutulmaması için varlar!..
Mesela 2018’de Manchester United’ın 2008 kupasına bakanlar, gümüş üzerine altın kaplama satıhları falan tartışmayacaklar… Bugünü hatırlayacaklar:
Manchester United’ların kupa töreni öncesi sevinç gösterilerine ara verip ikincilik madalyalarını almaya gelen rakiplerini nasıl alkışladıklarını mesela.
Demek o ki, her kim ki futbola ilişkin bir eylemde bulunuyor… Günlük çıkarların, hesapların, sinirlerin, tahrik ve böbürlenmelerin yanına “yarın”ı da koysun.
Buradan Fenerbahçe’ye gelmek istiyorum.
Zico meselesine.
Takımı bir sezon şampiyon, diğer sezon ikinci yapan ve Avrupa’da çeyrek finale taşıyan “insan oğlu insan” bir hocayı, “sırtında yumurta küfesi olmayan yorumcuların” açtığı kapıdan şutlamak, gelecekte nasıl okunacak acaba Fenerbahçe tarih kitaplarından?
O kitaplar ki, köşesi yırtık sayfalarında Aydın Örs, Hooijdonk gibi imla hataları var.
Eskileri hiç karıştırmayalım. Bugünden sonra yazılacaklara odaklanalım:
Zico’nun “yardımcıları sorun yaratmış”, “parası çok artacakmış”; bahane…
Futbolcu istiyor Zico’yu… Taraftar istiyor.
Ben spor medyasını temsil etmiyorum, ama benden de tam numara Zico’ya…
(Gerçi benim nedenim farklı!.. Yüksek insani vasıfları, orta karar hocalığı yanı sıra, bir zamanlar ortalığı yangın yerine çeviren “Fenerbahçe hırçınlığının” normalleşme sürecine Zico’nun çok büyük katkısı olduğunu düşünüyorum ki, çokları için hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur bu fikrimin).
Diğer köşede birkaç yorumcu… Onların da “niyetleri iyi” ama “öncelikleri” farklı.
Peki asıl “karar mercii” ne yapıyor?
Koca Fenerbahçe Yönetimi, sanki “Raund bitsin, kazananın dediğini yapalım” der gibi çıt çıkarmadan bekliyor kenarda.
Su hangi yola akarsa…
Ne olacak sonra?.. Gelsin yeni hoca. İki ay tanışma. Üç ay takım oluşturma. Beş ay sonra ne çıkarsa bahtına!
Para mı?.. Mutlaka Zico’dan fazla.
Fenerbahçe Zico’yu yollayacaksa da geç kaldı, Zico ile devam edecekse de…
Unutmayın bir adam ne kadar nazik ve beyefendi ise o kadar kolay kırılır. Bu saatten sonra Zico kalsa da Fenerbahçe’nin zalim yüzünü görmüş ve ona göre gardını almış bir Zico olacaktır.
Son söz, girişle bağlantılı.
En büyük müze “anıları saklayan kafalar”, bu sezonu sahalarda değil, iki güzide kulübün Marmara kıyılarına konuşlanmış komşu sosyal tesislerinde verilen mücadele ile hatırlayacaklar.
“Yan tarafta eğlenip bizi tahrik etmeyin” öyle mi?
Nedir Fenerbahçe sosyal tesisleri; “cenaze evi” mi?
Siz de eğlenin…
Sebep mi yok…
Muhtaç olduğunuz neşe, muhteşem Fenerbahçe müzesinde.

Bugün 23 Mayıs. G.Saray şampiyonluk kutlamalarına bu akşam Kalamış’ta devam edecek. Ama bu durum F.Bahçeliler’i rahatsız ediyor. Hem de hangi F.Bahçeliler’i biliyor musunuz? Geçen sezon F.Bahçe şampiyon olduktan sonra Ali Sami Yen’e çıkarken G.Saraylı futbolcular rakiplerini alkışlasın diye yazı yazan F.Bahçeliler’i… Yazan kim? Gürcan Bilgiç… Neymiş, G.Saray’ın Kalamış kutlamaları F.Bahçeliler’i tahrik ediyormuş! Okuduğumda inanamadım. Bir daha okudum. Sonra Gürcan abi ‘çıldırmış’ olmalı dedim… Öyle olmasa geçen yıl fair-play bayraktarlığı yapan, G.Saray F.Bahçe’yi alkışlasın diyen Gürcan abi, niye tahrik etsin ki milleti? F.Bahçe için fair-play, G.Saray için tahrik… Yapma Gürcan abi… Yoksa sen de G.Saray’ın şampiyonluk kutlamalarından nasibini alıp çıldırdın mı?Kutlama ve çıldırma faslı bir kenara… G.Saray’a dönelim. G.Saray futbolda teknik direktör ararken, basketbolda elindeki değeri kaybediyor. İki yılda basketbol şubesini ayağa kaldıran, bazılarının oyuncaklarını elinden aldı diye kötü adam olan Murat Özyer’in ayağının kayıp düşmesini bekliyormuş zavallılar. Bütün bir sezon oturdukları kırmızı koltuktan sahaya zehir akıtanlar, G.Saray Telekom’a elendi diye zil takıp oynayacaklar… DOĞRU MODEL ÖZYERNEDEN? Çünkü Özyer onlara göre başarısız oldu. G.Saray sezonu kupasız kapatabilir ama Murat Özyer ve oyuncuları başarılıdır. Yalnız bırakıldıkları, yönetimsel hataların tavan yaptığı, federasyonun G.Saray’ı sahaya gömmek için uğraştığı, kendilerini G.Saraylı sanan ağabeylerin kuyularını kazdığı bir ortamda o formayı hakkıyla temsil ettiler. Bugün Murat Özyer gider yarın başkaları. Ama bu kafa değişmedikçe siz bir adım ileri gidemezsiniz sevgili ‘ağabeyler.’ Alın oyuncağınız sizin olsun. Ama bu işler artık 40 yıl önceki telden arabalarla oynamaya benzemiyor.Murat Özyer mi? Sizin ona veremediğiniz değeri Efes Pilsen maçının son 3 dakikasında salonu dolduran taraftar verdi. Doğru modelin Murat Özyer olduğunu taraftar anladı, siz anlayamadınız!

Fatih Terim’in maaşı 1 milyon dolar etmiyor. 4 büyüğün hocalarının maaşından az. Bazısınınkinin yarısı kadar. Misal; Fenerbahçe, Scolari’yle imzalarsa, Brezilyalı en iyi ihtimalle Terim’in 4 katı kazanacak. Luce için de aynı durum söz konusu.
Terim’i kendisiyle karşılaştıralım. Şu anda 96’da Galatasaray’da göreve başladığından bu yana aldığı en düşük maaşla çalışıyor. Milan’da kazandığının yarısından çok daha az.
Bir önceki hocaya bakalım. Ersun Yanal şu anda Trabzonspor’da milli takımda kazandığının 2 katına yakın alıyor. Terim’in de Yanal’ın da bu kadar düşük maaşla çalışmalarının sebebi Türk olmaları. Bu görevle ilgili bir pazarlık yapmamaları.
Scolari’yi bu göreve getirsek TFF’nin kasasından çıkacak para yine şu ankinden çok daha yüksek olacak. Rakamı söylemekte sakınca yok. Bu rakam en iyi ihtimalle iki buçuk milyon euro’dur. Vasat ve üstü hangi yabancı hocayı Türk Milli Takımı’nın başına getirmeye kalksak Terim’den fazla para ister. Peki ya devler? Lippi, Capello, Mourinho… Bunları getirmenin yolu Terim’in aldığının en az 5 katını vermektir.
Peki ya bir Türk hoca getirseniz? Evet isimleri alayım! Duyamadım?
Aklına 2 isim gelen var mı? Hepsine de Terim’e verdiğiniz parayı vermek lazım. Tersine çevirelim. Diyelim ki Terim’e Yunanistan’dan bir teklif geldi. Nedir açılış rakamı? 2 milyon euro’nun altı değil emin olun.
Ligde ortalama bir takımın ortalama bir hocası sezon başı 600 bin YTL alıyor. Terim’in aldığı bunun 2 katı değil. Bu parayı bu hocalara kim veriyor peki? Belediyeler. Belediyelerin asli görevi bu mu? Önce özerk Federasyondan para alanı değil, belediyeden para alanı sorgulamak gerekmez mi? Vekil bunu yapsa daha iyi değil mi?
Terim parasını kimden alıyor? Özerk ve para kazanan (sponsorlar, naklen yayın payları) TFF’den. Özerk olan, kendi hukuk düzeni olan bir federasyondan. Kendi mali kongresini yapan, delegelerce ibra edilen bir kurumdan…
O zaman ne hakla, aslında piyasanın çok altında olan bu parayı sorguluyor vekil? Hem de seçildiği bölge için özerklik isteyen vekil bu.
Özerk Federasyon’un ne demek olduğunu anlamayan vekil, acaba bölge için istediği özerkliği nasıl anlıyor ve nasıl anlatıyor?
Piyasayı bilmeden, özerklik nedir bilmeden, konuştuğu sektörün şartlarını bilmeden konuşan vekil!
‘Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı da tek, onların maaşları ne kadar?’ diye soruyor sonra. ‘Özerklikten anlamayan ama özerklik isteyen’ vekil! Sanki Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı maaşıyla yaşarmış gibi.
Cumhurbaşkanı ödeneğini daha yeni artırdınız Meclis’te. 55 milyon 561 YTL.
Köşkün hizmetine bu yıl için ayrılan para 55 trilyon küsür eski lira. Yüzde 60 artış yapılırken herhalde meclisteydiniz sayın vekil. Söylesenize Cumhurbaşkanı, Başbakan maaşıyla mı yaşar?
Vekil değerlidir. Temsili demokrasinin vazgeçilmezidir. Vekile saygımız halkımıza saygımızdandır. Ama kabul edelim ki vekil seçilmek için ehil olmak gerekmez. Seçilme şartları kolaydır. Bazen şans, bazen bir koltuk çıkışla, hop bir bakarsınız oradasınız. Kimse farkında olmadan üç dönem gider gelirsiniz meclise. Ama Milli Takım teknik direktörü herkesin bildiği, herkesin tanıdığı, herkesin eleştirdiği adamdır. Her başarı her başarısızlık anında herkes tarafından değerlendirilir. Zordur. Bilirsiniz.
Durum budur. Terim’in maaşı çok ama çok düşüktür bu standartta.
Sevgili dostlar! İnsana en çok umudunu kaybettirten birlikte yaşadıklarının muhakeme eksikliği oluyor. Hele de bu eksiklik ‘beni yönet’ diye meclise yolladıklarımızın bazılarında görülüyorsa darmadağın oluyor insan. Üzgünüm ama durum maalesef bu…
Terim her ne kadar kendi sert üslubuyla söylemiş olsa da yaptığı açıklamada anlaşılmayacak bir durum yoktur. ‘Benden bir tane var, onlardan 550’ Evet Terim’in bildik sert açıklamalarından biri bu. Kimileri için yaralayıcı da olabilir ama kabul edelim ki, bu konuyu bu şekilde açana da herhalde ancak böyle anlatılabilir durum.
‘Fener şampiyon olur’
Nilay Yılmaz son 2 yazısında bize ayna tutuyor. Hatalarımız, büyük büyük laflarımız. Her zamanki gibi hoş! Benden de bir alıntı yapmış. Herhalde bu yazıların 3. bölümü de gelecektir. Çünkü gerekli. Selçuk Yula’nın yumuşatarak ‘Fenerbahçe şampiyon olur’ deyişi orada yer alırken, bunu ligin bitmesine 2 hafta kala söyleyenleri de pas geçmez herhalde. Ya da Fener, Sevilla yarı sahasına ancak taksiyle gider diyenleri.
Yeri gelmişken şu, bu mesleği bırakması gereken entel ve ayağına top değmemiş, el bebek gül bebek büyütülmüş olan spor yazarlarını da artık bir açıklayıver Nilay. Bayağı zaman oldu. Kimler hakikaten meraktayım!

Fatih Terim’in, “Kadroya almadıklarımı savunmak, alınanlara yapılmış büyük saygısızlıktır” sözüne asla katılmıyorum. Eğer doğruları söylemezsen sen değil kamu vicdanı adına herkes bizden hesap sorar. Belki de sen. Hani dersin ki; “Beni neden eleştirmediniz?”
İşte bu nedenle, saygısızlık olarak kabul etsen de o saygısızlığı son defa yapıyorum hocam. Yani seni son kez eleştiriyorum hocam.
Dinle bak ne diyorum:
A-“Savunarak maç kazanamayız” diyorsun. Oysa futbolun bir numaralı kuralı önce savunma, sonra hücumdur. Şu da kulağına küpe olsun: Komşumuz yani Yunanistan savunma yaparak Avrupa şampiyonu oldu.
B-Ulusal Takım’a seçilmenin de bir ölçüsü olmalıdır. Nedir bu? Başarılı olmak, ülkeye bağlılık ve topluma iyi örnek olmak mı? O zaman soruyorum. Sportif davranışları ile topluma kötü örnek olan Tümer Metin kadroda, Hakan Şükür yok. Başarı adına UEFA şampiyonu Zenit’in santrforu ile şampiyon Galatasaray’ın santrforu Ümit Karan kadroda yok. Fenerbahçe’nin yedek santrforu Semih Şentürk kadroda.
Elbette “Yanlışından vazgeç, hatanı düzelt” demiyoruz. Bundan sonra hatanı düzeltmek istesen bile yanlış yaparsın. Yani Şükür’ü kadroya alsan bile bu seni bitirir. Tekerlek kırılmadan önce yazı yazan bu satırların yazarı kendi kendisine büyük saygı duymaktadır. Yani senin kendine saygı duyduğun gibi!

İnançlar kişilik, karakter ve yetişme mevzuudur. Tabii ki son derece önem arz eder. Hukuka, toplum düzenine, birliğe ve dirliğe de katkı sağlarlar. Ardından bu katkı ülke gelişimi ve toplumculukla da perçinleştiğinde inanılmaz bir enerji ortaya çıkarır.
Bu nedenle toplumla ters düşmeyen inançlı, ideal sahibi insanlara müthiş saygı duyulur. Bu Hakan Şükür olur, Ünal Karaman olur, Saffet Sancaklı olur. Adları fark etmez. Futbolcu, halterci, güreşçi olmaları da mühim değildir. Onlar toplumun itici güçleri ve güzel örnekleridir.
Her yaptıkları iş, verdikleri söz, davranış biçimleri ilgiyle takip ve taklit edilir. Yukarda saydığımız yaptıkları ise toplumsal güzellikler içindir. Bir başka deyişle onlar ülkeleri için güçlü birer dava adamıdır . Böyle devam ettikçe güçlü bir örnek olarak saygıyla anılırlar. Güçlüdürler de, kimse onları karşılarına almaya cesaret edemez. Fakat iki küçük ayrıntı var ki, onları gözden düşürmeye yeter.
1) Şimdi Hakan’ın yapmaya çalıştığı “ben” veya “inançlı ben” vurgusu, ki hatadır.
2) İnançlı adamın inanılırlığında zaafiyet, verdiği sözde durmaması! Ya da çok sık inanç tekrarlaması!
İşte bu iki zaafiyet, inancı da, inanca saygıyı da bitirir.
O nedenle toplumun %80′inde mevcut olan inanca saygıyı iyi muhafaza etmek, onu sözle ifade etmekten(!) önemlidir.
ÇAĞDAŞ MİLLİ TAKIM!
Her sektörde aşama yaptığı iddia edilen ve de işlerin iyiye gittiğine dair açıklamalar yapılan ülkemizde; spordaki sıkıntıyı vurgulamaz isek bize kimse inanmaz. Bu nedenle başta EURO 2008 olmak üzere futbolu, ardından da olimpiyat çalışmalarını dikkatle izliyoruz.
Bunlarla ilgili imkan ve beklenilenleri hassas terazide tarttığımızda ise Türk sporunu ‘futbol ve diğerleri’ diye ayırmak zorunda olduğumuzu da net görüyoruz.
Almadan vermenin tanrıya ait olduğunu da bildiğimizden; Futbol hariç branşlarda fazla şanslı olmadığımızı da üzülerek söylüyoruz.
Bunun Türkçe açıklaması şudur:
a) Kanunla maddi manevi her türlü donanım sağlanmış futbol.
b) Üvey evlat muamelesi gören diğer branşlar.
Peki sebep? İlgi, alaka ve idare.
Aynı ülke, aynı meclis, aynı kanun, aynı kaynak. Fakat branşlar arasında korkunç finansal uçurum!
Daha da açalım: Amerikalı gıda uzmanlarınca besi değerleri ayarlanan futbolcular. Yırtık pırtık tel kafes, tozlu sahalarda çekiç atmaya hazırlanan diğer olimpiyat sporcuları! Dahası mı? Dünya ve olimpiyat şampiyonu olmasına rağmen, hala imkansızlıktan şikayet eden Halil Mutlu!
Net söylersek, başarı için her türlü imkanin seferber edildiği çağdaş bir Futbol Milli Takımı! Hazırlanırmış gibi yapılan diğer branşlarda olimpiyat kafilesi! işte bu yönetim sorunudur. İşte bu bir insan ve idare farkıdır. Bu şartlarda kim daha başarılı olur? Siz karar verin.

Hakan Şükür’ün “Kutlu Doğum Haftası” anonsundan sonra yazdıklarıma ağır tepkiler gönderenlerden bir özür bekliyorum şimdi!..
Neden?.. Voleybol Milli Takımımızın yıldızı Aysun Özbek’in tesettüre girmesine ve spordan kopmasına tek satır kalem oynatmadığım için.
Demek ki, “haber” değeri çok yüksek bu olayı “yorumlama” hakkı görememişim kendimde. Hayat onun. Tercih onun. Kim karışır Aysun’un ne yapacağına?
Ama Hakan Şükür gibi inançlarını burnumuza dayasaydı, o zaman alırdı cevabını.
Laik olmak buna deniyor işte.
Hakan’a ilişkin mailleri saklıyorum. Aynı vatandaşlardan özür bekliyorum.
* * *
Koltuğuna oturur… Maaşını çok bulur… Nedir Fatih Terim’in Sırrı Sakık’tan çektiği?
İşin acı tarafı şu ki, TBMM üyesi bir milletvekilimizin eleştirileri, Fatih Hoca’yı yıpratmak bir yana “madalya” oluyor milli takım hocasına.
Altında mana aramayın; kamuoyundaki algılama böyle.
Sadece, Fatih Terim “yanıt”ın şehvetine kapılmasa; “hazırcevaplık” yapmaya çalışmasa!
Meclis hangi konuda “hemfikir” ki Sırrı Sakık’la, Fatih Terim’e hücum ettiğinde yanında olsun?
Bırak milletvekilinin “laf”ına diğer milletvekilleri “güzaf” etiketi koysun.
Nereden çıktı “onlardan 550 tane Terim 1 tane” cevabı?.. Hem de tam milli maç zamanında.
Sonra… Beterin beteri vardır Hoca’m!
Ya Sırrı Sakık çıkıp da “Terim bizim canımız, maaşını artırmalıyız” deseydi?
* * *
Tatilini ailesi ile beraber ülkesinde geçiren Fenerbahçe’nin başarılı oyuncusu Gökçek Vederson, Globo Esporte gazetesine “Biz bütün takım olarak teknik direktörümüz Zico’nun yanındayız. Herkes Zico’yu çok seviyor, hocamız işine devam etmeli” demiş
Bir bakıma iyi haber… Demek ki, Fenerbahçe dağılmadı. Hâlâ birlik beraberlik içindeler.
Diğer taraftan, mide bulandıran bir durum!..
Neydi Zico’yu damardan eleştiren yorum?
“Biraz rahat ve lakayt bir hoca”.
Takım adına “Zico gitmesin” diyerek Fenerbahçe’deki “konfor”un sürmesini mi istiyor acaba Vederson?
* * *
Adamın futbolu bile “spekülatif” olduğuna göre, rahatça “spekülasyon” yapabiliriz hakkında:
Yattara Roma’ya gidemezse, değil Trabzonspor’da Trabzon kentinde bile sorun olur.
Daha doğrusu “yaratır” kendisi.
Giderse… Trabzonspor kaç milyon euro kazanmış olursa olsun, yeni sezonla birlikte Yattara yine gündemde olacaktır Karadeniz’de.
Çünkü ilk beş hafta harikalar yaratır. Roma tribünleri çalımlarına aşık olur. Yattara coşar. O Roma’da büyüdükçe, Trabzonspor’un aldığı para görece olarak değer kaybedecektir burada. Trabzonspor camiası hesap sorma konusunda hem hevesli hem hassastır.
Lakin, sabır her sorunun ilacıdır!
Malum; Yattara “nev-i şahsına münhasır” bir futbolcudur. Büyük ihtimalle, sezon ortasına doğru kulübeye, sezon sonu aleme…
Her halükarda Yattara’nın transferiyle övünmek için bir sezon bekleyecektir Trabzonspor yönetimi. Geldiği günden beri “seri hoca katili”ne dönen Yattara’nın gitmesi de sorunlu olacaktır.

Pazartesi günü kaleme aldığım “Lig üçüncüsü Sivasspor’dur!” yazısıyla ilgili itirazlar iki gerekçe üstünde yoğunlaştı: Birincisi, “Talimatname yetersiz ama madde ile ilgili örnekler açıklayıcı”… İkincisi de “Talimatname yetersiz ama UEFA’nın uygulaması ölçü kabul edilmeli” şeklinde…
Birinci itirazdan başlayayım… TFF’nin talimatnameye ek olarak koyduğu örnek, maddedeki anlatım eksikliğini tehdit edip açığa çıkarabilecek bir örnek değil… Talimatnameyi başka bir örnek üstünde uygulayalım:
“ÖRNEK 1”
“GENEL PUAN DURUMU”
Takım O G B M A Y P Av.
FB 34 22 7 5 72 37 73 35
Sivas 34 23 4 7 57 29 73 28
BJK 34 23 4 7 58 32 73 26
ARALARINDAKİ MAÇLAR
F.Bahçe: 1 - Sivas: 0
Sivas: 1 - F.Bahçe: 0
F.Bahçe: 1 - Beşiktaş:0
Beşiktaş: 3 - F.Bahçe:0
Sivas: 0 - Beşiktaş:0
Beşiktaş: 0 - Sivas:0
Bu durumda 3 takım arasındaki mini ligin puan durumu şöyle oluşuyor:
Takım O G B M A Y P Av.
FB 4 2 0 2 2 4 6 -2
BJK 4 1 2 1 3 1 5 +2
Sivas 4 1 2 1 1 1 5 0
Talimatnamenin 2a maddesi: “Öncelikle aynı puana sahip ilgili takımların kendi aralarında oynadıkları müsabakalardaki puan üstünlüğüne bakılır” diyor. Buradan Fenerbahçe’nin bu mini lig içinde birinci sırayı aldığı neticesini çıkarıyoruz.
Ardından talimatnamenin 2b maddesine geçiyoruz: “Kendi aralarındaki müsabakalarda puan eşitliği varsa kendi aralarındaki müsabakalardaki gol averajına (bakılır)”…
Eğer Fenerbahçe’yi grubun dışına çıkarmadı isek, kıyaslamaya 3 takımla devam ediyorsak, averajlara bakarak oluşturduğumuz yeni puan durumumuzda Beşiktaş birinci, Fenerbahçe üçüncü sıraya geçtiler!
Tabii puan olarak üstün durumdaki Fenerbahçe, averaja bakarak üçüncü sıraya alınamayacağına göre TFF’nin bize anlatmak istediği şu: “Kendi aralarındaki (2 TAKIM ARASINDAKİ) müsabakalarda puan eşitliği varsa kendi aralarındaki (3 TAKIM ARASINDAKİ) müsabakalardaki gol averajına (bakılır)”…
Aynı cümle içindeki iki adet “KENDİ ARALARINDAKİ” söz öbeği, iki ayrı anlam içeriyor bu durumda… Federasyonun iddiasına göre, birinci “KENDİ ARALARINDAKİ” iki takımı, ikinci “KENDİ ARALARINDAKİ” üç takımı kastediyor!
Oysa bir cümledeki ilk “KENDİ ARALARINDAKİ” söz öbeği 2 takımı kastediyorsa, ikinci “KENDİ ARALARINDAKİ” de 2 takımı kastediyor demektir… DİLİMİZ TÜRKÇE’NİN KURALLARI BUNU GEREKTİRİYOR. İşte bu yüzden, BU TALİMATNAMEYE GÖRE Sivasspor lig üçüncüsüdür!
(Eğer birinci “kendi aralarındaki” 3 takımı kastediyorsa, ikinci de 3 takımı kastediyordur. Bu durumda Beşiktaş mini ligin birincisi, Fenerbahçe üçüncüsü olur ki, bu da saçmalığın boyutunu artırıyor.)
* * *
İkinci itiraza gelince… Sevgili M.Demirkol’un itirazına… Öncelikle, global olarak bildiğimiz ikili/üçlü/beşli/on beşli averaj kriterlerine göre Beşiktaş ligin üçüncüsüdür. Bu doğru… Ama TFF’nin statüsü, bildiğimiz genel geçer global statü değil… İlk yazıda da örneklendirdiğim UEFA’nın Euro 2008 elemelerinde kullandığı statü ile TFF statüsü birbirinden bayağı farklı kriterler içeriyor…
İki statü arasındaki farkı anlamak için, bir başka örneği incelememiz gerek:
“ÖRNEK 2”
“GENEL PUAN DURUMU”
Takım O G B M A Y P Av.
FB 34 22 7 5 72 37 73 35
Sivas 34 23 4 7 57 29 73 28
BJK 34 23 4 7 58 32 73 26
ARALARINDAKİ MAÇLAR
F.Bahçe: 1 - Sivas: 1
Sivas: 1 - F.Bahçe: 1
F.Bahçe: 1 - Beşiktaş: 1
Beşiktaş: 1 - F.Bahçe: 1
Sivas: 0 - Beşiktaş: 0
Beşiktaş: 0 - Sivas: 0
Bu durumda 3 takım arasındaki mini ligin puan durumu şöyle oluşuyor:
Takım O G B M A Y P Av.
FB 4 0 4 0 4 4 4 0
BJK 4 0 4 0 2 2 4 0
Sivas 4 0 4 0 2 2 4 0
Önce TFF statüsüne göre bu mini puan durumunu inceleyelim… 2a) Kendi aralarındaki puanlar eşit… 2b) Kendi aralarındaki averajlar eşit… 2c) Genel puantajdaki gol averajına göre FB birinci, Sivas ikinci, Beşiktaş üçüncü…
Aynı örneğin UEFA Euro 2008 elemeleri sonucunda oluştuğunu varsayalım… 6.05a) Kendi aralarındaki puanlar eşit… 6.05b) Kendi aralarındaki averajlar eşit… 6.05c) Kendi aralarındaki maçlarda attıkları gol sayılarına göre Fenerbahçe mini ligin birincisi oluyor…
Burada Euro 2008 elemeleri statüsü Beşiktaş ve Sivas’ı sıralamak için onlara tekrar a maddesinden başlanarak d’ye kadar uygulanmasını salık veriyor…
İki takımın kendi aralarındaki iki maçı da golsüz berabere bitmişti… Öyleyse, 6.05a) Kendi aralarındaki puanlar eşit… 6.05b) Kendi aralarındaki averajlar eşit… 6.05c) Kendi aralarındaki maçlarda attıkları gol sayıları eşit… 6.05d) Kendi aralarındaki maçlarda deplasmanda attıkları gol sayıları eşit… Hâlâ eşitlik söz konusu ise genel puantajdaki gol averajına bakmayı öneriyor ki ancak burada iki ekibi birbirinden ayırabiliyoruz. YANİ UEFA’NIN UYGULAMASI, TFF’NİN UYGULAMASINDAN ÇOK SAYIDA FARKLA AYRILIYOR…
* * *
BU ARADA, TFF’NİN STATÜSÜNDEKİ ÇOK ÖNEMLİ BAŞKA BİR EKSİKLİK DE ŞU: 2b maddesinden sonra takımların mini ligde attıkları gol sayısına bakılmıyor! Yani bizim “Örnek 2” mini ligimizde F.B ahçe, rakiplerinden fazla (4) gol attığı için birinci kabul edilmiyor, çünkü TFF buna bakmıyor!
Üstelik 2b maddesinin sonundaki parantez içi ve 2c maddesi de, sanki gol sayısına bakılmış gibi yazılmış: (“2c: Kendi aralarındaki müsabakalarda puan ve GOL EŞİTLİĞİ devam ediyorsa, genel puantajdaki gol averajına bakılır. Takımlar arasındaki gol averajı da eşit ise daha fazla gol atmış olan takım üstün sayılır.”)
Öyleyse tekrar etmemde sanırım sakınca yok… TFF, ilk iş olarak bu talimatnameyi ciddi biçimde elden geçirmeli…
Ardından da bu yılın talimatnamesi gereği, UEFA biletini Sivasspor’a vermeli…
SÜPER LİG TALİMATNAMESİ
Süper Lig Müsabaka Talimatnamesi 13.Madde:
1. Turkcell Süper Lig müsabakalarında kazanan takıma 3 (üç), berabere kalan takıma 1 (bir), kaybeden takıma 0 (sıfır) puan verilir.
2. Puan usulü ile yapılan müsabakalar sonunda en fazla puanı kazanan takım birinci, ondan sonra gelen ikinci ve ……………. olarak sıralanır. 2007 - 2008 Sezonunda aynı puana sahip ilgili takımlar arasında aşağıda belirtilen esaslar uygulanır.
a) Öncelikle aynı puana sahip ilgili takımların kendi aralarında oynadıkları müsabakalardaki puan üstünlüğüne bakılır.
b) Kendi aralarındaki müsabakalarda puan eşitliği varsa kendi aralarındaki müsabakalardaki gol averajına, (Kendi aralarındaki maçlarda atılan gollerde eşitlik var ise, deplasmanda fazla gol atan takım üstün sayılmaz.) FMT’nin 10.maddesinin son paragrafı hükmünce;
c) Kendi aralarındaki müsabakalarda puan ve gol eşitliği devam ediyorsa, Genel puantajdaki gol averajına bakılır. Takımlar arasındaki gol averajı da eşit ise daha fazla gol atmış olan takım üstün sayılır.
d) Bu şartlara rağmen eşitlik devam ediyorsa hükmen yenilgisi olmayan takım üstün sayılır.
e) Bütün bu şartlara rağmen eşitliğin devam etmesi halinde belirtilen esaslara göre ilgili takımlar arasında yapılacak tek maçlı eleme usulü müsabakaları neticesinde kazanan takım üstün sayılarak nihai sonuç alınır.
EURO 2008 STATÜSÜ
Euro 2008 elemeleri talimatnamesi 6.05 maddesi
6.05 Eğer grup maçları sonunda iki veya daha fazla takım puan eşitliği yaşarsa, sıralamanın belirlenmesi için aşağıdaki kriterler geçerli olacaktır:
a) Söz konusu takımların kendi aralarında oynadıkları maçlarda kazandıkları puan sayısı
b) Söz konusu takımların kendi aralarında oynadıkları maçlarda elde ettikleri gol farkı (averaj)
c) Söz konusu takımların kendi aralarında oynadıkları maçlarda attıkları gol sayısı
d) Söz konusu takımların kendi aralarında oynadıkları deplasman maçlarında attıkları gol sayısı
e) Eğer a ve d maddeleri çok sayıda takıma uygulandıktan sonra hâlâ 2 veya daha fazla takımda eşitlik söz konusu ise, YALNIZCA O TAKIMLARA a ve d arasındaki kriterler tekrar uygulanır.
f) Hâlâ eşitlik söz konusu ise, tüm grup maçlarında,
1. Gol averajı
2. Atılan gol
3. Deplasmanda atılan gol
4. Fair play durumuna bakılır.
g) Kura çekilir.
Şampiyonlar Ligi finali adına yakışan bir kapışmaya sahne oldu. M.United ve Chelsea 120 dakika izleyenleri futbola doyurdu. Chelsea’nin son penaltısını Anelka kaçırdı, kupa Manchester’ın oldu..Şampiyonlar Ligi’nin günlerdir merakla beklenen finali Moskova’da muhteşem bir atmosferde oynandı. İki takım savunması güçlü ekibin ilk devrede gole kadarki bölümde beklendiği gibi tam bir kontrol futbolu vardı. Hazırlık paslarına karşılıklı olarak izin veriliyor ama atakların olgunlaşma dönemi başlarken engelleniyordu. Manchester United’ın rakibine oranla biraz daha oyunda ağırlığı vardı. Bunun en önemli nedeni Ronaldo’nun alışılmış aksiyonlarıydı. Nitekim Portekizli yıldız 26. dakikada Wes Brown’ın sağdan yaptığı mükemmel ortaya Essien’in de kendisini unutmasıyla güzel bir kafa vurup topu Peter Cech’in uzanamayacağı köşeşe yolladı: 1-0. Bu golden sonra devre bitene kadar mükemmel bir maç izledik. Chelsea artık risk alıyor. Manchester ise hücumda daha geniş alanlar buluyordu. Van der Saar ve Peter Cech iki mükemmel kurtarış yaptılar. Ardından Tevez yüzde yüzlük bir golü kaçırdı. Devre böyle bitecek derken, 45. dakikada Chelsea eşitliği sağladı. Essien’in uzak mesfaden şutu defanstan döndü, tamamlayan Lampard skoru eşitledi: 1-1.
DİREKLER İZİN VERMEDİ
İkinci yarı çok tempolu başladı. İlk yarının aksine Chelsea, oyuna ciddi bir şekilde ağırlığını koydu. Arka arkaya etkili ataklar geliştirdi ama bir türlü Manchester’ın deneyimli ve uyumlu defans blokunun gardını düşüremediler. United’ın orta sahası rakip pres karşısında Scholes’un yorulmasıyla etkinliğini bu yarıda kaybetti. Tevez ve Rooney de sahada kaybolunca bütün yük Ronaldo’nun omuzlarına bindi. O da elinden geldiği kadar rakibi zorladı. Chelsea ise son dakikaya dek golü arayan bir oyun sergiledi. 78′de Drogba’nın şutu direkten döndü. 90 dakikada eşitlik bozulmayınca iş uzatmalara kaldı. Bu bölümde Chelsea’den Lampard’ın 94′te direkten dönen topu dışında önemli bir pozisyon olmadı. 115. dakikada yaşanan gerginlikte Vidic’e tokat atan Drogba kırmızı kartla oyun dışı kalırken, Tevez ve Ballack da sarı kart gördüler. Yüksek tempo-toplu hücum-toplu savunma ve karşılıklı taktik savaşıyla mükemmel bir final izledik. Penaltılarda gülen taraf olan Manchester United’ı tebrik etmek gerek.

Zidane, Kırklareli’nin köyünde minik futbolcularla paslaşıyor… Bu satırların yazarı utanıyor…
Aslında utancından yerine dibine geçmesi gerekenler “başkaları” ama ben de sorumluluk hissediyorum demek ki.
Danone manone… Biri getirmiş Zidane’ı Yerköy’e.
Köyün 150 baş inekle organize bir çiftliğe dönüşmesi falan bahane! Futbolun sempatisinden marka imajını cilalamak önemli olan. Bunu uluslar arası boyuta taşımak, dünya yıldızına Lüleburgaz Şaban Övünç İlkokulu’nu açtırmak ve hak ettiği gibi medyada yer bulmak…
İyi proje…
Peki bana ne oluyor? Rakip yoğurt markasının ortağı mıyım?
Hayır… Sadece ülkesini seven bir spor yazarı.
Yirmi senedir her federasyonun, rastladığım her futbol adamının, her futbolcunun, kulübün başını yedim durdum;
“Şu memleketin ilçesine, köyüne bir uğrayın”!
Ve onlara “anladıkları cinsten” gerekçeler de buldum:
Futbol pastası büyürse, diliminiz kalınlaşır. Büyük kentlerin “kümesteki tavuklar” gibi yolunan taraftarlarında tüy kalmamış durumdadır. Bir adama 10 çeşit forma satmışsınız. Kombinesi, şapkası, gelmiş sonuna dayanmış. Oysa yeni potansiyeller var. Platonik aşıklarınız orada; Doğu’da… Hem de milyonlarca. Bir selamla, bir el sallamayla onları da sokarsınız “futbol tüketicisi” sınıfına.
İtiraf ediyorum; çilekeş Anadolu insanına “bir zerre hoşluk” sunmaktı asıl maksadım!..
Futbolu seven, futbol yıldızlarımızı elektronik sinyallerden ibaret zanneden parasız, işsiz, umutsuz Anadolu gençliği, belki adam yerine konulduğunu hissedebilirdi.
Ben Fenerbahçe’nin şampiyonluk sevincini Cizre insanından izlemiştim. Bağdat Caddesi vız gelirdi.
Bitlis’te Beşiktaşlı gençlerle çay içmiştim. Sinirleri alınmış bir “Çarşı” idi…
Hakkari’nin Galatasaraylıları tarafından ağırlanmıştım. “Mektep”in önünden bile geçmemişlerdi ama gördüğüm en has aslanlardı.
Milli zaferlerimize Mardinlilerle ayran kaldırmıştım Rıdo adındaki salaş köftecide. Ay-Yıldız’ın farklı bir lezzeti vardı oralarda.
Aslında… Anadolu insanı mı muhtaçtı futbol yıldızlarımızı yakından görmeye, futbol yıldızlarımız mı bu art niyetsiz insanları ve doğa harikası yurt köşelerini tanımak zorundaydı; tam olarak bilemiyordum ama bir “kontak” gerekliydi.
Masum futbol aşkı, çoktan hak etmişti “canlı” ilgiyi.
Düşünebiliyor musunuz Semih’in, Hakan’ın, İbrahim’in Tunceli’de yürüdüğünü, Batman’ın ilçesinde okul maçını izlediğini, Siirt’in sokak çocuklarına futbol öğrettiğini?
Senelerdir her federasyonun, her futbol adamının, hatta her meslektaşımın başının etini yedim “gidin oraya” diye.
Birkaç istisna dışında amacıma ulaşamadım.
Baktım… Zidane Fransa’dan gelmiş, Yeniköy’ün çocuklarıyla top oynuyor.
Utandım.

2007-2008 sezonunun ilginç, komik, unutulmaz sözlerini yayımlamaya Salı günü başlamıştım, “devamı Perşembe’ye”demiştim. İşte ikinci bölüm:
Ben Türk hakemlerini ısırabilirim; ama ben Türk hakemlerini sizlere, kurda-kuşa, kulüp başkanlarına yem etmem kardeşim. (Ahmet Çakar - 6 Pas, Show TV)
Teknik direktörlük kolay iş, ileride ben de yapmayı düşünüyorum. (Sergen Yalçın)
Sabredicem, sabredicem. Siz uyuyunca uyucam. (Ve Gool’e mesaj gönderen seyirci - TV8)
Bu artık benim için bir onur meselesi oldu. Beşiktaş’ı şampiyon yapmadan gitmem. (Yıldırım Demirören - Akşam)
Morientes gelsin diye takla atarım 2 tane. Keşke gelse… (Selim Soydan - Ve Gool, TV8)
Kurbağa 20-30 derece arasında yaşıyor ya, ben -30’la 60 derece arasında yaşarım. (Ahmet Çakar - 6 Pas, Show TV)
Penaltı kaçırılmaz, kurtarı… Nasıldı? Bir deyim vardı ya neydi? (Gökmen Özdenak - Telegol, Kanal 1)
Bülent Ülgen: Sayın Tamburacı, Kulüp Başkanı olsanız Beckham’ı mı alırsınız, Hakan Şükür’ü mü?
Osman Tamburacı: İkisini de almam.
Bülent Ülgen: Bir tanesini almak zorundasınız.
Osman Tamburacı: Almam efendim! Eksik oynarım, 10 kişi çıkarım. (Verkaç - Fox TV)
Ömer Çavuşoğlu: Kadirciğim bugün dikkat ettim, Servet önemli bir gol kaçırdı. Niye kaçırdı bu golü? Kendi kalesine atıyordu da… (Ha ha ha)
Kadir Çetinçalı: Her defans oyuncusunun başına gelebilir…
Aziz Üstel: Sen de oynarken yapardın bunları. Karabükspor’da oynadığın yılları unutmadık. (Hih ho hih ho hih)
KÇ: Biz uçağa yetişeceğiz. Sizin şamatanıza daha fazla katılamayacağım. Hoşçakalın!
Rıdvan Dilmen: Akşam izledin mi Sevilla’nın maçını?
Güntekin Onay: Ben anlattım hocam.
Rıdvan Dilmen: Ben televizyonun sesini kısmıştım… (%100 Futbol - NTV)
Hamilenin az hamilesi, çok hamilesi yoktur. Hamile hamiledir. (Serdar Bali - 6 Pas, Show TV)
Teklif ettiğiniz ücret çok komik. David Beckham’a 250 milyon dolar verdiniz. Beckham’ın kariyeri nedir? Ben gol kralıyım ve ben Beckham’dan daha kariyerli bir futbolcuyum. (Hakan Şükür, Los Angeles Galaxy takımı yöneticilerine demiş…)
Çağdaş futbolda koy Ceyhun’u Bayern Münih’de oynar! (Kazım Kanat - Santra, ATV)
Hakan Can: Bizim hakemlerimiz de bir Bayern Münich - Barcelona maçı yönetse güzel olmaz mı?
Ahmet Çakar: Onlar için de, Türk hakemliği için de iyi olur. Ama ben sıkıntı çekerim.
Hakan Can: Niye?
Ahmet Çakar: Çocukluğuma inmen lazım… (6 Pas - Show TV)
Hakan Şükür’ün takımdan gitme ihtimali varsa, ben Hakan için kötü bir laf söyleyebilir miyim ya! Dünyanın en iyi futbolcusu, yeter ki gitsin!!! (Osman Tamburacı - Verkaç, Fox TV)
Güntekin Onay: Bazı hakemlerimiz var şu anda, yorumculuk yapıyor, yazarlık yapıyor. Ben nasıl hakemlik yapmışlar zamanında gerçekten şaşırıyorum.
Rıdvan Dilmen: Kim?
Güntekin Onay: O kadarla kalsın, söylemeyeyim… (%100 Futbol NTV)
Serdar Bali: Mehmet Topuz’la İlhan Parlak’ın çok anormal bir farkı var mı?
Hakan Can: Çok fark var, Mehmet Topuz bir boğa.
Serdar Bali: İlhan Parlak ne? Ceylan… (6 Pas - Show TV)
Beşiktaş’ın sadece forması ikinciliğe oynar. Biraz üzerine koysan şampiyon olur. (Orhan Yıldırım - Fanatik)
Linderoth’u arkadaşları Tobbe diye çağırır. Ve yine dostları onun Çin Seddi kadar geçilmez, Berlin Duvarı kadar sağlam olduğunu söylerler… (Korkut Göze - Hürriyet)
Bu grubun en iyi takımı biziz. Panionios’u deplasmanda 3-0 yenerek gruptan çıktık. (Hakan Şükür)
Holosko konusunda iddialıyım. Bugün Chelsea’nin, Manchester United’ın sağ kanadında oynar. Ancak Barcelona ve Real Madrid’de zorlanır. (Filip Holosko’nun menajeri Mithat Halis)
H Göktuğ Sevinçli: Şu anda stoper bulma. Beğenmediğimiz, Vedat Abi’nin de hiç beğenmediği Baki’yi koy oraya. Tamam mı? Toraman’ın yanına. Üzülmez’i de aç.
Vedat Okyar: Baki’yi koyma Abi!
Göktuğ Sevinçli: Farzet ki. En kötü şartlar bahsettiğim.
Vedat Okyar: Olmaz. Baki’yi koyma!
Göktuğ Sevinçli: En kötü şartlar bahsettiğim Vedat Abi.
Vedat Okyar: Yok. Olmaz. Ben antrenör olsam 10 kişi oynarım, Baki’yi oynatmam. (Ve Gool - TV8)
Taraftarlar bizi seyretmeye gelmiyor, büyük takımları seyretmeye gelmiyor. Merak ediyorum ne zaman gelecekler? (Kayserisporlu oyuncu Aydın Toscalı)
Ben Fenerbahçe maçından sonra “Federasyon gidecek” dedim gitti. Beşiktaş Kulübü başkanı sözünün arkasında durur. (Yıldırım Demirören)
Dakika 58. Skor 4-0. Ama izlediğiniz gibi Leverkusen hâlâ rahat değil, hala Galatasaray’dan çekiniyor, hâlâ oyunun boşluklarına sığınıyor. (Emre Tilev, B. Leverkusen Galatasaray maçı, D Smart)
Futbolda kesin konuşulmayacağını iyi bilenlerdenim. Bu işin mutfağından yani sahadan gelen biri olarak pek yaş tahtaya basmam ama ilk defa ve kesin olarak söylüyorum ki F.Bahçe şampiyon olacaktır. (29 Şubat 2008, Selçuk Yula Pas Fotomaç)
Cüneyt Çakır ve çiftetelli oynayanlar bilsinler ki uyuyan devi uyandırmışlardır. O yüzden F.Bahçe şampiyon olacak diyorsam bir şeyler görüyor ve hissediyor da söylüyorum. Bu sözlerimi not edin, ileride ne olacak göreceğiz. (29 Şubat 2008, Selçuk Yula Pas Fotomaç)
Partizan’da idoldüm. Beni hâlâ çok seviyorlar. PSV’de de çok sevildim; ama burada olduğu kadar hiçbir yerde taraftar tarafından bu kadar sevilmemiştim. (Mateja Kezman)
Zico’nun antrenörlüğünde gelişme var. Ama benim bir takımım olsa, onu başına getirmem. (Gürcan Bilgiç - Futbol Aktüel, NTV)
Beşiktaş, Holosko’yu alırsa bir şey olmaz. Çünkü Holosko gelir, olsa olsa Youla olur. Birkaç maç sonra da tribünler onu dışarı davet eder. (Mehmet Demirkol Stadyum, TRT1)
Rakipleriniz gol attığında, siz de atamadığınızda her zaman kaybedersiniz. (Fransa Milli Takımı Teknik Direktörü Raymond Domenech)
Arsenal-Liverpool eşleşmesinden Arsenal çıkar. Biz onları yener Moskova’ya gideriz. (Eski Fenerbahçe Başkanı Ali Şen)
Beyaz: Hakemlik mesleği niye seçilir? 70 bin kişi stada gelip dümdüz küfür edebiliyor. Bir de işinizi ne kadar iyi yapsanız da yine yaranamıyorsunuz…
Erman Toroğlu: O küfürü yemek inanılmaz büyük bir zevk! (Beyaz Show - Kanal D)