Maç Yorumları Fenerbahçe Galatasaray Beşiktaş Trabzonspor

Maç Yorumları,Futbol Yorumları , Transfer Haberleri

Archive for May, 2008

Alkışların devrimi

Sunday
May 4,2008

Gürcan Bilgiç

Sahaya çıkan F.Bahçe takımının kazanılması gereken bir maç oynadıklarının farkına varması, ancak tribünlerden gelen ” Gol ” sesi ile mümkün oldu.Şampiyonluğu geçen hafta kaybettiklerine inanmışlar, geçmişte kendilerine ait olan ‘mucizenin (!)’ , bir başkasının başına gelebileceğini akıllarından çıkarmışlardı. 27′de daha Kezman bir kere topa değebilmişti. 30′da Gençler öne geçti, 35′de Zico’nun aklı başına geldi. Semih ile forvetin ikilenmesi, F.Bahçe takımını öne çekmeye yetti. Bu sırada Sivas’tan gol haberleri geliyordu sürekli. Galatasaray’ın attıkları bir fazla olunca suskunluk Saracoğlu’nu kaplıyor, Sivas yetiştikçe umutlar tekrar yeşeriyordu. Duran toptan beraberliği buldular. Ama öne geçiren gol öncesinde Alex’in ayağına yapışan bir top vardı. Kaptan üç rakip arasından Gökhan’ı öyle bir kaçırdı ki, Semih gelen ortayı ters ayakla gol yaparak, bu estetiği taçlandırdı. Üçüncü golün ortasının da sahibi oldu Semih. F.Bahçe santrforluğunun ‘yan gelip yatma’ yeri olmadığını gösterircesine hırslı oynadı; arkadaşlarını oyuna kattı. Maçın teknik tartısının ötesine geçersek, karşılıklı teşekkürlerin sıralandığı, bir anma gecesiydi dünkü maç. Sahaya çıkan takımlarını dev bir pankartla karşılıyordu tribünler. Yaşattıkları için teşekkürlerini ileterek. Kaçan şampiyonluğa rağmen, Şampiyonlar Ligi’nin büyülü havasını solumuşlar, çok farklı sevinçler olduğunu da görmüşlerdi. F.Bahçe takımı da bu vefaya karşılık verdi. Gecenin son teşekkürü Zico’ya olacak. Yaptığı ‘hizmetlerden’ dolayı elbette. Onun sıkacağımız eli, yeni sözleşmeye imza atacak mı? Yoksa bu tokalaşma iyi bir ‘yolculuk’ dileğiyle mi olacak? Bekleyip, göreceğiz. TARAFTARA TEŞEKKÜR Ama yapılan bunca yanlışa, Galatasaray yenilgisine veya kaçan şampiyonluğa rağmen, alkışların ve bir sevgi selinin içine katılan Zico ile oyuncuları, ne büyük bir camiaya ait olduklarını iyi anlamalılar. Bu yüzden F.Bahçe taraftarı bir teşekkürü daha hak etti. ‘Karşılıksız sevgi’ ile azalan şampiyonluk umutlarına rağmen alkışlarını esirgemeyerek, sahadaki oyunculara giydikleri formanın önemini öğretmeyi başardılar ve tüm Türkiye’ye taraftarın nasıl olması gerektiğini gösterdiler.

Stratejik şampiyonluk

Sunday
May 4,2008

Levent Tüzemen

Matematiksel olarak şampiyonluğu garantilemeden yani Oftaş maçı bitmeden “Galatasaray şampiyon oldu” demek büyük hata olur. Ancak Galatasaraylı futbolcular; yöneticisinin, taraftarının yüreklerini ağızlarına getirmelerine rağmen zaferi ellerinin arasına getiren üç puanı kaptılar.
Bu sezon Galatasaray adına şampiyon olmak stratejik açıdan çok önemli. 2000-01′de Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek final oynayan Galatasaray’ın beşinci şampiyonluğuna “Dur” diyen Fenerbahçe, o sezon stratejik açıdan önemli bir şampiyonluk almıştı. Eğer Galatasaray beşinci kez şampiyon olsaydı Fenerbahçe’de yönetim değişecek belki de tesisleşme ve kurumsallaşma hamlesi gerçekleşmeyecekti.
Adnan Polat bu sezon ciddi para harcayıp yeni bir takım kurdu. Harcanan paralar Galatasaray’ın son atımlık barutuydu. Avrupa’da çeyrek finale oynayan Fenerbahçe şampiyon olsaydı Galatasaray çok geride kalacaktı. Sivas’ta alınan galibiyet sonrası Galatasaray için “Şampi…” diyebiliriz.
Sivas’ta nefeslerin tutulduğu, tansiyonların yükseldiği nefes nefese bir final izledik. Sivaslı futbolcular iyi mücadele ettiler ama stresten oyunu tutabilecek zihinsel refleksi gösteremediler.

SONG’UN LAUBALİLİĞİ
Cevat Hoca’nın Song tercihi yanlıştı. Çünkü, sezon sonu gönderilecek olan ve bu sezon Afrika Kupası finalindeki hatasıyla Kamerun’a şampiyonluğu kaybettirip büyük bir travma yaşayan ve haftalardır oynamayan Song’u sağbek oynatmak takımın başına iş açıyordu. Song’un yedirdiği ilk goldeki laubali hareketini amatör futbolcu bile yapmaz. Haftalardır kazanan takım bozulunca Galatasaray’ın ayarı da bozuldu. Özellikle Barış-Ayhan ikilisi hücum ağırlıklı oynayınca Topal orta alanda tek kaldığı için aksadı . Nonda da hücumda yalnız adam olarak etkisiz kaldı.
Galatasaray ayağa isabetli pas yapabildiği anlarda etkili oldu ve pozisyon üretti. Aslında 8 gol attıkları maçı 5-3 kazandılar. Sivas’ın golleri Galatasaray defansının ve kaleci Aykut’un hediyesiydi. Galatasaray’ı zafere Arda, Ayhan, Barış, Sabri ve Servet taşıdı. Arda kenardan kurtulup içeri girdiği anlardaki klas golleriyle “Hat-Trick” yaptı. Ayhan tecrübesiyle oyuna ağırlığını koyarken çok çalıştı, akıllı paslar verdi, hiç telaş etmedi. Arda’ya attırdığı golde topu çevirmek için büyük güç harcadı. Song tercihindeki hatasına rağmen Cevat Güler ve ekibini kutluyorum.

Neyin motivasyonu?

Sunday
May 4,2008

Selçuk Yula

Bugün tüm sezonun ağırlığını omuzlarda taşınacağı bir gün olacak. Sevinçler ve üzüntüler birbirine kavuşacak. Maçlar gerçekten çok zor. Sivas’taki maç 3 sonuca da açık, her şey olabilir. Kadıköy’de de işler kolay değil. G.Birliği kaybederse kümede kalma umudunu son haftaya taşıyacak. Yani şiddetle puana ihtiyacı var. F.Bahçe’yi zaten konuşmaya gerek yok. Tek hedef galibiyet. Sonra da Sivas’tan haber beklenecek. Fırsatlar değerlendirilemedi. Bunları çok yazdık, tartıştık. Bu saatten sonra yapılacak tek şey maçları kazanmak. Avrupa’da önemli mücadeleler verilip, yıpranılması, Roberto Carlos, Appiah ve Deniz’in geçmek bilmez sakatlıkları takımın şimdiden tur atmasını engelleyen faktörlerdi. Ama ne olursa olsun son düdük çalınana kadar beklenecek. Unutulmasın ki futbol tarihi son dakika şampiyonluklarını çok yazmıştır.* Denizli’de kaybedilen şampiyonluk hâlâ hatırlarda. 22 dakika duran oyun sadece 16 dakika uzatılmıştı. İşin doğrusu 5 kere duran maçın tatil edilmesiydi. Ama o dönemin şartları ve yönetimi buna izin vermedi. “Dün dündür, bugün bugündür” felsefesinin siyasetten sonra sporda da yaşatıldığı kara bir gündü. Denizli Başkanı Ali İpek şimdi çıkıp o zaman söylediklerinin arkasında olduğunu yineliyor. Çantacının federasyonda bir yönetici olduğunu iddia ediyor. Yani Denizli’ye giden teşvik primlerini bir federasyon yöneticisiyle kendilerine iletildiğinden bahsediyor. Yavaş yavaş sayfalar açılıyor. Tarih kuşkusuz her şeyi yazacaktır. Olan F.Bahçe’nin şampiyonluğuna olmuştur. Umarım ki bir işe yarar. Ali İpek en azından o yöneticinin adını vermelidir. Kimler neleri neden yapmış öğrenmek hakkımız. Açılması istenen beyaz sayfaları açmaya yeni federasyon ilk önce bu noktadan başlamalıdır. Ali İpek’in söyledikleri soruşturma kapsamındadır ve karanlık bir dönemin aydınlanması için bu soruşturma mutlaka gereklidir.* G.Saray cephesi, Sivaspor Başkanı Mecnun Otyakmaz’ın Serkan Acar’ı ziyaretine büyük tepki gösteriyor. Benim bildiğim Mecnun başkan, İstanbul’a her geldiğinde kulübe uğramadan geri dönmez. F.Bahçe içinde çok dostu vardır. Buradan ne çıkartacaklarını merak ediyorum. Bir kere Sivas’ın maçı F.Bahçe ile değil, G.Saray ile. Şehir zaten çoktan ayağa kalkmış durumda. Kimsenin motivasyonlarına da ihtiyaçları yok. Eeee o zaman öküz altında neden buzağı aranıyor! Adnan Polat ile Yıldırım Demirören arasındaki meşhur yemeği hatırlarsınız. Hani “Siz kupayı, biz de ligi alalım” yemeği. Beşiktaş-G.Saray maçı da o yemekten iki gün sonraydı. O zamanlar bunları yaşayan ve Türkiye’ye yaşatanlar şimdi Otyakmaz’ın kulüp ziyaretini sorgulamaya çalışıyorlar ya, işte sözün bittiği yer de tam burası oluyor. Pes yahu. Vallahi de pes, billahi de pes.

Friday
May 2,2008

Levent Tüzemen

Galatasaray teknik heyeti Trabzonspor, İstanbul Büyükşehir Belediye ve Fenerbahçe maçlarında taktik olarak başarılıydı. Bu sezon öne geçtiği maçları hiç kaybetmedi. Şimdi Galatasaray, Sivas’ta “Final” maçına çıkacak. Sivasspor’un üç büyük takıma göre dirençsiz bir orta sahaya sahip olduğunu söyleyebilirim.
Galatasaray’ın Barış-Mehmet Topal-Ayhan-Arda dörtlüsünden oluşan orta sahasının Sivas orta sahasıyla başa çıkabilecek güce sahip olduğunu düşünüyorum.
Galatasaray, Sivas’ta çift forvetle oynamalı. Tek forvetle oynamayı düşünmek Sivas’ı “Galatasaray bizden tırstı” diye cesaretlendirir ve moral motivasyonunu yükseltir. Bu yüzden Galatasaray çift forvet oynamalı. Özellikle ilk yarım saatte rakip kalede oluşturulacak baskı ve bulunacak bir gol Galatasaray’ın işini kolaylaştırır. Unutulmasın ki; önce atacağı bir gol Galatasaray’a bir gol yeme kredisi de yaratır.

KONTROLÜ ELİNDE TUTMALI
Futbol bir akıl oyunudur. Evinde oynadığı büyük maçlarda yeterince etkili olamayan ve Avrupa kupalarına katılmayı hedefleyen Sivasspor’un Galatasaray önünde “Dimyata giderken evdeki bulgurdan olmak” gibi bir zihniyet içinde olacağını düşünmüyorum.
Galatasaray’ın da “Bana beraberlik yetiyor” oyun anlayışıyla sahaya çıkmasının son derece yanlış olduğunu düşünüyorum. Eğer Galatasaray Sivas’tan avantajlı bir skorla dönmek istiyorsa oyunun kontrolünü sonuna kadar elinde tutmalıdır. Bunu yapabilecek tecrübeye ve oyuncu kalitesine de sahiptir.

Dereağzı

Friday
May 2,2008

Ercan Güven
Dev adımlarla ilerliyoruz futbolda!.. Dikkat edin, “komplo teorilerimiz” bile “bayağı”lıktan kurtuldu.
Neydi o eskiden, lig biterken “Çanta içinde paralar uçuştu” dedikoduları?..
“Araba gitti, dolar geldi, ölüm tehdidi ”.
Banal… Tam anlamıyla vizyon eksikliği ve muhatapları açısından kişiliklere saldırı…
Dedikodu dediğin “usturuplu” olmalı.
Bakın günümüze… Komplo teorileri yumurtlarken, artık futbol adamlarının kişiliklerine saldırılmıyor; tam tersine kişiliklerindeki “tutarlılıktan” yola çıkılıyor:
Mesela “Fenerbahçeli” Kemal Dinçer…
Nedir hakkında üretilen teori?
“Gözlemcilerine tutturduğu raporlarla rakiplerin cezalarını arttırarak Fenerbahçe lehine haksız rekabet sağlayacak”.
Bunun için doğdu Kemal Dinçer!.. Bunun için okudu, spor yaptı, çalıştı, zengin oldu. Ailesi falan da dekor.
“Bir gün gözlemcilerin başına geleceğim, Fenerbahçe’ye avantaj sağlayacak raporlar düzdüreceğim”!..
Aptalca, ama Kemal Dinçer’i “amaca ömrünü adayan” bir idealist yapıyor sonuçta.
Daha taze örnek:
“Mecnun Odyakmaz’ın mide bulandıran ziyareti”!
Ne yapmış Sivasspor’un başkanı Odyakmaz? Dereağzı’na gitmiş.
Eee… Serde Fenerbahçelilik var. İki gün sonra da Sivasspor-Galatasaray maçı…
Geçelim “Kime ne faydası olabilir Odyakmaz ile Fenerbahçe yöneticileri arasındaki muhabbetin” sorgulamasını… Unutalım “ima edilen” torpilin fiziksel olarak nasıl yapılacağını…
Biz de katılalım komploculara:
Odyakmaz Fenerbahçeliyse vardır bir niyeti!
İşte şike…
Peki, bu teoriye göre Mecnun Odyakmaz’ın eline ne geçecek?
Müthiş bir şey olmalı.
Çünkü Fenerbahçe’ye faydalı olmak için yola çıktıysa, Galatasaray’ı yenmekle yetinmeyecek; muhtemelen başkanı olduğu kulübü şampiyonluktan edecek. Kolay kolay Sivas’a bile giremez bir daha.
İhya olmalı Odyakmaz.
Lakin bulamıyoruz. 
Okuyoruz fısıltı gazetesini; Odyakmaz bilançosunun bir yanında “Fenerbahçe’ye kıyak” diğer yanında sadece “Fenerbahçeli olmak”!
Suç ise “Galatasaray’ı yenmeye tam teşebbüs”!
Komedi bir yana; gördünüz işte… Komplonun dayanak noktası Sivasspor başkanının sağlam kişilik yapısı. Para/çıkar söz konusu bile edilmiyor artık.
Bence bu bir “ilerleme”.
Mecnun Odyakmaz, Fenerbahçe’yi nasıl kayırabilirdi asıl; biliyor musunuz?
Dereyi görmeden paçaları sıyırıp beygirle poz veren “Beyaz Atlı Prens” Bülent Uygun’u ahırdan alıp tesislere götürerek.
Fanatik’teki Tunç Kayacı kardeşimin röportajı gazeteci açısından tüm rakiplere gol atmak anlamına gelir. Şampiyonluk şansı süren bir teknik direktör ve onun kulübü açısından ise  görülmüş şey değildir. Daha maçı kazanmadan, lig bitmeden “Ben amacıma ulaştım” demek isteyen hocasıyla, Galatasaray maçı başlamadan bir gol yemiştir Sivasspor.
Mecnun Odyakmaz, lig bitene kadar Fenerbahçe tesislerinde yatıp kalksa fark etmez.
Teknik direktör, jestleriyle “bu kadarı kafi” demiş bile.
Sürekli gelişen, kendini yenileyen “Türk Futbol Komploculuğu”na bu da benim naçizane bir katkımdır. Muhtemelen Galatasaray kazanır, Uygun’da atı alıp Üsküdar’ı geçer.

Korkma Kemal

Friday
May 2,2008

Selçuk Yula

Sivasspor, G.Saray’ı yenerse şampiyonluk için büyük avantaj yakalayacak. Ligi üç takımın da aynı puanla bitirme ihtimali var. Eğer bu gerçekleşirse tarihte bir ilk yaşanacak. F.Bahçe belki ikili averaj sayesinde şampiyon olacak ama alkışlar Sivas’a gidecek. Gerçekten de büyük iş başardılar. F.Bahçe ve Beşiktaş’a kendi sahalarında kaybetmeselerdi şu anda tur atıyor olacaklardı. Kısıtlı olanaklarla verdikleri mücadeleyi herkes takdir etmelidir. “Yerli oyuncularla oynuyoruz” diye fakir- fukara edebiyatı yapan G.Saraylılara “Peki Sivas ne yapsın” diye sormak gerekir. Transferlerdeki isabetsizlik ve başarısızlığın adını parasızlık koyuyorlar. Yabancı futbolculara dağıttıkları milyonlarca doları sokağa atanların nasıl şikâyet hakkı olabilir ki? Hedef şaşırtma üstatlarına sorulması gerekenler sorulmadığı için ne yazık ki ortaya sahte kahramanların çıkarıldığı bir ülkede yaşıyoruz. ***Gözlemcilerin başında olan Kemal Dinçer’i yıpratma politikası işe yaradı. Dinçer’i fena halde sindirdiler. Atacağı her adımda “G.Saray düşmanı F.Bahçeli” damgasını yiyeceğini bildiği için görevini yapamıyor. Hatırlarsanız, Hakan Şükür yüzünden Ersun Yanal’ı da aynı şekilde G.Saray düşmanı diye ilan edip başını yemişlerdi. Eğer Kemal Dinçer bunları aşamayıp görevini layıkıyla yapamayacaksa bir an önce istifa etmelidir. Bu hafta G.Saray’ın PFDK’yla sevk edilmemesi işte hep bu propagandaların yüzündendir. Kemal Dinçer korkuyor ve çekiniyor. Yoksa tüm Türkiye’nin gözü önünde doksan dakika küfredilen bir maçı nasıl görmezden gelir? Alex’e korner bile attıramayan yabancı maddeleri hangi gören(!) gözler görmez. Sırf bu yüzden Beşiktaş iki maç ceza almadı mı! Peki Kemal Dinçer’in gözlemcileri nerede, raporları nerede? Herkesin görüp şahit olduğu gerçekler raporlarda yazıyorsa G.Saray ceza kurulunda olmalıydı. Eğer yazmıyorsa Kemal Dinçer’in gözlemcileri görevlerini yapmıyor demektir. Sevgili Kemal, sana tavsiyem, tehditlerden korkmadan işini yürüt. Bu alemde senin ne kadar dürüst olduğunu herkes biliyor. Sakın korkma ama korkarsan da bırak. Bu işin başka yolu yok. ***Şampiyonluk artık F.Bahçe’nin elinden çıktı. Çünkü kendi ipini kendisi kesti. Önündeki iki maçı kazanıp G.Saray’ın yenilmesini bekleyecek. Her zaman söylüyorum, Zico gerçekleri görmeli. Kendi kurduğu sistemi ve takımı gene kendisi dağıttı. Gereksiz hamleler yaptı. Şimdi gene eskiye dönmeli, Samandıra’daki olaylardan sonra taraftar kenetlendi. Pazar akşamı Kadıköy’de futbolcuları şampiyon gibi karşılayacaklar. Onlar da umarım şampiyon gibi oynayıp taraftarlarını Kadıköy’deki son maçta güzel bir şekilde selamlarlar.

Yapmayın dostlar

Friday
May 2,2008

Mehmet Demirkol

Galatasaray’ın inatçı şampiyonluk mücadelesinin altında birçok hoş hikâye var kuşkusuz. Teknik direktörsüzlük, yönetim değişikliği, yönetim tarzı değişikliği, genç ve kendini ispat etmeye çalışan, milli takım kapısını zorlayan oyuncular. Aykut’un, Servet’in, Emre’nin, Mehmet Topal’ın, Ümit Karan’ın dönüşümleri vs. Tonla hoşluk, Galatasaray taraftarının yüreğini ferahlatacak keyif dolu performanslar.
Bunların arka planı ne kadar yazılacak, şampiyon olunursa bilmiyorum. Muhtemelen hemen ertesi gün transfer hikâyelerine döneceğiz. Hep öyle yaptık.
Ancak özellikle derbi zaferinin kutlanmasında kullanılan bazı argümanların, hem bugünün değerlendirmesi hem de yarının kurulmasında son derece yanlış sonuçlar çıkarabileceği de bir gerçek.
Misal zenginle fakir arasında oynanan bir maç olduğu gibi. Brezilya Milli Takımı’yla Türk Milli Takımı arasında oynandığı gibi. Galatasaray’ın sadece Türk oyunculardan kurulu bir takım olduğu gibi argümanlar.
Galatasaray Futbol Takımı’nın kadro değeri aşağı yukarı 85 milyon euro civarında, Fenerbahçe’nin 92. Galatasaray’ın kadrosunda 8 yabancı oyuncu var, Fenerbahçe’nin 9 (Appiah dahil)
Galatasaray’ın son 15 yılda Avrupa maçlarında sağladığı UEFA, naklen yayın gelirleri Fenerbahçe’nin elde ettiğinin 3 katı civarında. İki takım oyuncuları arasında en yüksek gelirli olan Lincoln. Son milli takım aday kadrosuna Fenerbahçe’den çağrılan oyuncu sayısı 6, Galatasaray’dan 5. Gerçek bu…
Eğer dünya takımı olmanın kapısına gelmiş ‘batıya açılan pencere’ Galatasaray’ı gerçeklerden beslenmeyen bu dar zihniyete teslim edersek yanarız. Dökülen bir stadı, maaşlarını alamayan oyuncuların başarısını, bizde yabancı yok mavralarını övünç argümanları olarak koyarsak ortaya, hem geçmişi reddetmiş oluruz, hem de geleceğine yazık ederiz Galatasaray’ın.
Oynanan o gerçekten sıkı futbolla, olay çıkarmayan, güzel bir tribün şovu yapan seyirciyle, tribüne gelmiş eski başkan ve teknik adamların yarattığı atmosferle övünmektir Galatasaray’a yakışan.
Bu manasız ve sığ, fakir ama başı yukarıda edebiyatıyla övünmek Galatasaray’a yakışmaz.
Eğer illa bununla övünmek gerekiyorsa, bu hikayenin aslını bu sene yazan takım Sivas’tır, biliyorsunuz.
 
Zihniyet bulanıklığı
İyi yazmasını bilen yazan yazsın. Burada kimse beyin cerrahlığı yapmıyor. Halkın beğenisi belirler işi.
Ercan Saatçi de yazsın. Yazılarını sayfaya koymaya değer bulanlar varsa koysun. Bunda bir mesele yok. Mutlaka Saatçi’nin yazılarını da merakla bekleyenler vardır. Ama onun sahip olduğu bu hak pazartesi yazısında işlediği ‘suç’u da gizlemiyor.
Galatasaray tribünlerinin gayet başarıyla uyguladığı tribün gösterisine attığı çamur maalesef suçtur. Konuyla hiç ilgisi olmayan hoş bir şovda yeşil zemini canlandırmayı bile manalı bulan bulanık bir zihniyettir bu. Fazla fanatizmin zihin bulanıklığı yapması bir vakadır. Fazla fanatik olanların maç günü yazı yazmamasını tavsiye ederim. 
Öte yandan Attila Abi’nin çok hoş yaklaşımın da altını çizmem gerekir. ‘Bütün renkler masumdur’ yaklaşımını…
Evet, sarıyla kırmızı ne kadar benim rengimse yeşil de o kadar rengimdir. Terör örgütü uydurması değil ki o renkler. O renkler güneydoğunun kültürü zaten. 30 yıl önce bir terör örgütü çıktı diye, bin yıllık renkleri mi yasaklayacağız?
Biliyoruz ki bu ülke ne çektiyse renkleri reddetmekten çekti. Renkleri kabul etmek kendi varlığının da tescilidir.
Ve Saatçi unutmasın ki çok sevdiği Fenerbahçe’nin de armasında sarı-kırmızı ve yeşil yan yana durur.
 
Seçme hakkı
Muhteşem iki Şampiyonlar Ligi yarı final maçı seyrettik. Nefes almaya fırsat bulamadığımız bir takım oyunu. İçinde muhteşem kişisel şovlar. İki maçta da son saniyeye kadar sürdü heyecan. İkisini de televizyonda seyrettim. Türk takımları işin içinde olduğu sürece yerinde takip ediyoruz maçları. Sonra her futbol tutkunu gibi TV’den. Bu tecrübe sonrası yayıncıya bir tavsiyem ve onlardan bir ricam olacak. 
Lütfen en azından Digitürk aboneleri için anlatım dili seçeneği koysunlar. Nasıl olsa her ülke yayınlıyor bu maçları. İngilizce, İspanyolca ya da Çince, Arapça fark etmez. Ya da daha iyisi anlatımsız ham ses olsun. Sadece stattaki sesi duysun isteyenler. İnsanlar bizim gazete yazılarımızı isterlerse okumayabiliyor. TV programlarını da zaplayabiliyorlar. Ama maçı zaplamak mümkün değil. Bu konuda anlayış bekliyoruz.

Cehennem melekleri

Thursday
May 1,2008

Ercan Güven
Yaşanmış bir olay… Stadı ve takımları söylemiyorum, mesajı yanlış alırlar.
Maç başlamak üzere. Lider, tribünlerine son ve hayati direktiflerini veriyor:
“Arkadaşlar bugün anneler günü… Analara küfür yok”.
Mırıltı, uğultu, yer yer alkışlar…
Lider devam ediyor:
“Sadece bacılara sövelim”!
“Hurraaa”… Ha şöyle kardeşim!
Ne diyelim. Futbolun içinde bazı davranışlar “şartlı refleks” haline gelebiliyor ve silkinip düzeltmek çok zor oluyor.
Mesela biz… Futbol üzerine yorum yapanlar. “Günahların” peşinde koşa koşa cehennem meleği haline geldik hepimiz.
Hep “kabahat”… Hep “taksirat”… Hiç mi “hayır-hasenat” yok bu işte?
Arada bir ters köşeden bakmakta fayda var.
Evet… Baktım da; ben kendi adıma, bu sütunlardan teşekkür ediyorum “bazılarına”.
En çok eleştirdiklerim mesela… Kulüp yöneticileri.
* * *
Dikkat ettiniz mi Beşiktaş’a? Son düzlüğü büyük ümitlerle girdiği ve dört adım kala tökezlediği halde, asla “Benden sonra tufan” mantığı ile Lig’i bulandırmadı yöneticileri.
Bizim futbol kültürümüze göre ne kadar “yüksekten çakılmışsan” ayağa kalktığında birilerine o kadar şiddetle “çakmak” gerekmez mi?
Faturayı yükleyecek “günah keçileri” aramadı kravatlı siyah beyazlılar… Sıradan bir iki serzeniş, biraz otokritik, ardından “Nasıl reform yapabiliriz ?” diye düşünüyorlar muhtemelen. Muhasebe varsa, kendi içlerinde.
Oysa ne kadar kolaydı rakipleri suçlamak, şikeden şaibeden bahsetmek, hakem asmak, Federasyon’a yüklenmek, savaş çıkarmak.
Taraftar kemikleşirdi o zaman. Muhalefet sesini çıkaramazdı. Kaçırılanı değil önündeki kavgayı düşünürdü insanlar.
Ama yapmadı. En azından alışık olduğumuz kadar yapmadı. Bugün büyük bir mücadelenin son vakitlerini “göreli” huzur içinde yaşıyorsak, Beşiktaş’ın payı olmadığını kim iddia edebilir?
* * *
Sonra Fenerbahçe… Böyle kritik günlerde ne yapardı eskiden?
Bir demeç Galatasaray’a, bir demeç Sivas’a… Gırgır bile geçebilirdi Beşiktaş’la… Ortalık Nagazaki’ye dönerdi.
Lig’in sonuna üç hafta kala, üstelik bir derbide, liderliği ezeli rakibine teslim eden Fenerbahçe’den bu kadar sağduyu bekleyebilir miydiniz üç-beş sene önce?
Huzurlu ve demokratik ortamda zengin-yoksul farkı minimuma iner ama her türlü hengamenin güçlü olanlara yarayacağı gerçeği ile “nemalanabilirdi” kaostan.
Lakin tenezzül etmedi. Kibarca bekliyor sportif mücadelenin sonuçlarını.
* * *
Galatasaray… Yeni Başkan Adnan Polat, kendisini “eskiden” hatırlayanlar ve “öyle bir Adnan Polat” umanları belki hayal kırıklığına uğratmış olabilir ama “sözünü sakınan”, “tahrikten kaçınan” bir başkan olarak Galatasaray’ın mücadelesine asalet kattı. Bırakın saat göstermeyi, saat bile takmıyor galiba. Dikkatini kendi sınırları içine yöneltiyor. Kontrol edebildiğini ediyor, edemediği için köprüyü geçmeye çalışıyor.
Sivas’ı söylemeye bile gerek yok. Tipik Anadolu delikanlılığı’nın örneği.
Keza Trabzonspor… Ve diğerleri…
Hepsi, beklediğimizden daha olgun, saygın, sportmen bir tavır sergiledi bu sezon.
Belki sıra “cehennem meleklerinde”!
Unutmayın, şampiyonluk çözümü “Anneler Günü”nde!

Thursday
May 1,2008

Kazim Kanat

Geçtiğimiz yıl İstanbul Üniversitesi Rektörü seçkin dostum Prof.Dr. Mesut Parlak, “Beşiktaş’ın 40 akil insanını” bir araya getirmişti. Bunu yapmasındaki amaç şuydu; Beşiktaş’ı çok kötü yöneten başkan Yıldırım Demirören’e rehberlik yapmak. Yani yol göstermek. Beşiktaş’ın 40 akil insanı Beşiktaş için üstlerine düşen görevi yaptı. Ama başkan Demirören o toplantıdan çıkan mesajları değerlendiremedi.
Maalesef Beşiktaş şimdi şu noktaya geldi düğümlendi;
A-Toplumda çok büyük saygınlığı olan Beşiktaş insanların gözündeki o büyük sempatisini yitirdi. Artık çocuklar Beşiktaşlı olmuyor. Olanlar da…
B-Beşiktaş şu an Türkiye’nin borç batağına saplanmış ve kurtulmak için mal varlıklarını elden çıkarmakla karşı karşıya kalan bir kulübü haline geldi.
C-Toplumun başkan Yıldırım Demirören’e güveni yok. Menajer Sinan Engin’e güveni hiç yok. Teknik direktör Ertuğrul Sağlam konusunda ise müthiş bir görüş ayrılığı yaşanıyor.

BİR TOPLANTI DAHA
Sevgili Mesut Parlak hoca ile gelinen bu noktayı değerlendirdik. Mesut hoca son kez Beşiktaş’ın 20 akil insanı (Eski başkanlar, divan başkanları ve seçkin genel kurul üyeleri) ile bir toplantı daha yapacak. Burada amaç Demirören yönetimini kurtarmak değil. Tek amaç Beşiktaş’ı Demirören’den kurtarmak. Başka çözüm de kalmadı.

Düşünme zamanı

Thursday
May 1,2008

Gürcan Bilgiç

Fenerbahçe’de kime sorsak Zico’nun akibeti konusunda belirsiz konuşuyor. Bir hafta öncenin en iyi teknik adamı, bir yenilgi sonrasında tartışılır mı? Bu ancak Türkiye’de veya Fenerbahçe’de olur. 100. yıl şampiyonluğu kucaklandığından beri Fenerbahçe yönetiminin Zico konusunda tereddütleri vardı. Şampiyon olduğu için sözleşmesi otomatikman bir sene uzayacaktı. Şampiyonluk “Devam” kararını perçinledi.Yine sezon başına geldiğimizde Şampiyonlar Ligi etabı başlayana kadar endişeler zirvedeydi. Ama takımın müthiş performansı ve kulüp tarihindeki en büyük başarıyı elde etmesiyle ikilemler yaşanmaya başladı. Zico’nun iyi mi yoksa başarılı teknik adam mı olduğu ayrımında tıkandı herkes. Ama bunu başarı isteyenlere anlatmak mümkün değil. “Önemli olan kazanmaktı, bu adam da bunu başardı” diyenler, tartışmaları kapattılar.Zico da zaten aynı fikirdeydi. Bir hafta önce kazanan takımın iyi olduğunu düşünüyor, bir hafta sonra aynı performansı bekliyor. Kazanmadıklarından, “Sonraki maçta daha iyi oynarlar” diye düşünüyordu. ZİCO KENDİNİ GELİŞTİRDİ Biz Brezilyalı hocanın sadece saha içi performansı konusunda ahkam kesiyoruz. Yöneticiler işin başka etaplarını, soyunma odasında yaşananları veya Samandıra’daki olayları daha net görüyorlar. Karşılaştırma, değerlendirme imkanları daha fazla. Biz, olduğumuz yerden Zico’nun bir gelişim içinde olduğunu, ilk başladığı günden bu yana geçen iki yıl içinde kendini geliştirdiğini görüyoruz. Bana göre yetersizdir, size göre yeterli. Ama ortada net bir gelişme var. Zico konusunda en çok tereddütte olması gereken benim. “Ders alma” kapasitesi nedeniyle Zico’nun önümüzdeki sezon daha farklı olması gerektiği beklentisi içindeyim aynı zamanda. Bunu Fenerbahçe yöneticilerine hissettirmeyen nedir? “Hissediyorlardır” diyorsanız, “O zaman neden sözleşme imzalamak için bu kadar bekleniyor?” diye sorarım. Çünkü bir teknik adamın iyi veya kötü olduğuna, bu kadar geçmişten sonra bir maçta, bir yenilgide karar verilmez. YÖNETİM DE ENDİŞELİ Ne yani; Volkan o hatayı yapmasa, Galatasaray maçı berabere bitse veya kazanılsa, imzalar atılırken Zico iyi hoca olacak, olmadığında “Çalışması için düşünülecek” adam mı? Bir teknik adamı takıma, kulübe kattıkları ile değerlendirmek, saha sonuçlarından soyutlayarak sözleşme etabında değerlendirmek gerekir. Bu andan itibaren bu kısımlarda yönetim cephesinde de endişeler ve tereddütler yaşandığını söylersek yanlış olmaz.