Maç Yorumları,Futbol Yorumları , Transfer Haberleri

Doğrudur, Portekiz’le başlamak bir avantajdır. Neden mi? Çünkü Portekiz çok yetenekli futbolculara sahip olmasına rağmen, çok iyi bir takım görüntüsü veremiyor. Bana göre veremeyecek de…
Tabii bu analizi yapmadan önce Milli Takım’ın yakın tarihine iyi bakmak lazım. Bu serüvende büyük pay sahibi olan isimleri anmadan geçmemeliyiz. O dönemler itibariyle alt yapıda önemli uzmanlık gösteren Özkan Sümer, Turgay Renklikurt, Tamer Güney gibi ve de en önemlisi yakın dönemde kaybettiğimiz Gündüz Tekin Onay’ın bu yolculukta büyük katkıları olduğunu unutmamalıyız.
Bu üçüncü serüvenimiz. 1996’da Fatih’le başladı. 2000’de benimle ve şimdi de Fatih’le devam eden bir macera. Buradan ne çıkartabiliriz. Son derece karışık görüntü veren grup maçlarından sonra finaller öncesi oynadığımız hazırlık karşılaşmaları, birinci derecede yolumuz için bize ışık tutmadı. Şu anda turnuvanın en bilinmez takımıyız. Bilinmezlik bizi finale de taşıyabilir, gruptan çıkmamızı da engelleyebilir. Farklı duyguları ve görüntüleri olan bir takımız. Kadromuzda bulunanlar, bulunmayanlar hep tartışıldı, tartışılmaya devam ediyor.
İyi servis şart
Hücumu iyi olan takımlar karşısında defansımızın çok gedik verdiği gerçek. Hücum hattımız, takımımız için en önemli koz. Çünkü çok farklı bölgeleri etkin biçimde kullanabilecek futbolculara sahibiz. Tabii burada söylediğimiz futbolcular daha ziyade oynatılan tipler. Servisleri iyi alabilirlerse, problem yaşamayız kanaatindeyim. Takım savunmasının iyi olmadığı üç hazırlık maçında gözlendi. Fakat neticede bunlar hazırlık maçıydı. Bu görüntülerin önemli bölümü puan maçlarında bertaraf edilir.
Bu grubun anahtarı 3 maç 6 puan veya 3 maç, 5 puan gibi gözüküyor. Takımımız fizik kondisyon olarak ne kadar iyi durumdaysa, fizik olarak aynı görüntüyü vermiyor. Oldukça kısa boylu elemanlardan kuruluyuz. Bu da bizim için özellikle kalemize kullanılacak korner ve yan toplar konusunda soru işaretleri yaratıyor.
Bütün bunları saydıktan sonra bizim sahip olduğumuz çok önemli silahları da burada belirtmemiz lazım. Nihat, Tuncay, Mevlüt ve Emre Belözoğlu gibi rakip defanslarda müthiş gedikler açabilecek yaratıcı oyuncularımız, Portekiz karşısında mutlaka pozisyonlar bulacaktır. Yine üzerine basa basa söylüyorum; en büyük avantajlarımızdan biri çok iyi kullandığımız sağ kanadımıza karşılık, Portekiz’in kendi sol tarafında defans zaafı yaşadığı ve yaşayacağı gerçeğidir. Bizim sağ ve Portekiz’in sol kanadı maçın skoru üzerinde çok büyük bir etkinlik yaratacaktır.
Tabii biz bu rakipleri düşünürken, önemli olan bizim ne yapacağımız. Oyunu çok fazla yönlendirecek, maçın kontrolünü elimizde tutacak futbolcumuz yok. Bunu önce Emre’den bekliyoruz. Oynadığı sürelerde de Tümer belki. Ama kabul etmek gerekir ki, fazla sayıda bu tip futbolcuya sahip değiliz.
Kazım savunucu olmaz
Şunu bir kez daha belirtmekte fayda var; Türkiye bu şampiyonanın en tehlikeli takımlarından biridir. Oyun şeklimiz büyük ihtimalle 4-5-1 olacak. Nihat’ın ortadaki yalnızlığı sorun teşkil edebilir. Çünkü Nihat’a gelecek hücum desteği, arkadan olmayacak. Büyük olasılıkla topun oynandığı kanatların tersinden olacak. Bunu, Tuncay ve Mevlüt hatta Gökdeniz iyi yapıyor. Ama sol kanatta oynayacak Arda’nın bu etkinliği daha az.
Tümer oynadığı dönemlerde geriden hücum desteğini daha iyi verebilir. Çok alternatifli hücumculara sahibiz. Bu takımımızın en büyük kozu. Hazırlık maçlarında gördük ki, oturmuş blok yapımız yok. Bu, sorun teşkil edebilir. Keza geride görev yapacak Servet ve Gökhan Zan öncelikli olmak üzere önemli ölçüde bireysel hata yapabiliyoruz. Hamit, haftaya kadar düşündüğümüz çizgisine yaklaşamazsa, bu da bizim için önemli bir sorun olacaktır.
Kısacası hangi sonucu alırsak alalım sürpriz olmayacaktır. Bireysel yeteneklerimizden hiçbir kuşkumuz yok. Ama bunu mutlaka takım için kullanmamız lazım. Fatih basın toplantısında Kazım’dan, ihtiyaç olursa, Hamit’in bölgesinde hatta sağ kanat savunucu pozisyonunda istifade edebileceğimizi söyledi. Bana göre bu ihtimal çok çok uzak. Çünkü Kazım’ın bu tür görüntüsü hiç yok.
Pozitif elektrik var
Hava olarak hazır olduğumuzu söyleyebilirim. Takımın pozitif elektriği son derece olumlu. Hazırlık döneminin artı görüntüleri turnuva stresi ve puan heyecanıyla sekteye de uğrayabilir. Onun için bugünden itibaren takımın mental çalışmaları daha büyük ağırlık kazanacaktır.
Bu, her şeyiyle bizim takımımız. Finallere katılarak ilk sınavı başarıyla bitirdik. Şimdi daha önemli bir başarı için ve ulus olarak bir moral değerler yumağına ihtiyacımız var. Dikkat, birlikte düşünmek, birlikte hareket etmek, birlikte yaşamak, başarıyı ülkemize getirecektir. Turnuva öncesi, sadece Milli Takımımız’ın nelerle karşılaşabileceğini ve bireysel analizlerimizi daha geniş ve detaylı bir şekilde sizlere aktaracağım.
Yıldıray kalmalıydı
Şahsi kanaatim özellikle Yıldıray ve İbrahim Kaş’ın bu kadronun içinde yer almasıydı. Belki fazla polemik yaratılmasın diye 23 kişilik kadrodan çıkarılan üç futbolcunun da kulüpleri yurt dışında… Bir diğer konu Volkan ile Rüştü’nün durumu. Volkan’ın haftalar önce bu maçlarda oynayacağı açıklandı. Tabii bu düşünce çok tartışılacak. Hem oynaması hem de açıklanması.
Portekiz’e dikkat !
Portekiz eğer beklendiği gibi önde Ronaldo, Simao ve Nuno Gomes’le oynayacaksa bunun bizim için bir avantaj olduğunu şimdiden söyleyebilirim. Ancak Nani ve Helder Postiga büyük tehlike yaratabilecek isimler. Orta sahada Deco gibi bir beynin olması da dikkat edilmesi gereken unsur. Forvetlerinde görev yapan Querasma ve Ronaldo topla müthiş oynamayı seven, bireyselliği ön plana çıkaran adamlar. Bu da bizim için bir avantaj teşkil edebilir.
Avantajlarımız var
Çek Cumhuriyeti ve İsviçre’nin, Portekiz çizgisinde olmadıkları kesin. Çek Cumhuriyeti’nde, Rosicky ve Nedved gibi hem takım için büyük önem taşıyan, hem de yüksek ölçüde bireysel etkinliğe sahip oyuncuların kadroda olmaması, bizim kullanabileceğimiz önemli bir avantajdır. İsviçre maçında ise rakibimizin Türk asıllı oyuncuları gerçekten yetenekli ve etkinler. Hakan Yakın, Eren Derdiyok ve Gökhan İnler iyi futbolcular. Bunun yanında Frei, Degen ve Barnetta bizim için çok dikkat edilmesi gereken oyuncular.
Play-off maçlarından biliyoruz ki, İsviçre rahat gol atabileceğimiz, ancak aynı zamanda 2 maçta 4 gol yediğimiz bir takım. İsviçre maçlarının her yönüyle değişik olmasını bekleyebiliriz. Büyük ölçüde de gruptan çıkacak takımı bu maç belirleyecektir.

Önce bir futbol adamı olarak yazmalıyım. Türk futbolunun en önemli oyuncularından bir tanesi Emre’nin son birkaç yıldır kendi takımında çok sık oynamamasından rahatsız oluyordum. İlginçtir, oynadığı maçları seyrettiğimde de nasıl ilk on birde görev almıyor diye de merak ediyordum.
O kadar maç eksiğine rağmen milli maçlardaki yüksek performansı da beni olumlu yönde şaşırtıyordu. Olumlu diyorum, çünkü az maç oynamasına rağmen hep takımın en iyisi oluyordu. Şimdi Fenerbahçe’ye geldi. Maç sayısının artması milli takımı da olumlu etkileyecektir.
Şimdi transfere Fenerbahçe yönüyle bakıyorum. Aziz Yıldırım ve yönetim kurulu geldikleri günden bu yana çok önemli transferlere imza attı. Ortega, Anelka, Appiah, Alex, Roberto Carlos gibi…. Alex’in dışındaki oyuncular beni Emre kadar heyecanlandırmadı.
Fenerbahçe’yi düşündüğüm zaman, kafamı yorduğum zaman hep bir eksik görüyordum. O eksiğin yerine de hep Emre’yi koyuyordum. Fenerbahçeli Rıdvan olarak hep “bir gün şu çocuk bizim takımda forma giysin diyordum” ve oldu. Hem de futbolculuk döneminin en verimli çağında. İnanıyorum ki Emre futbol tarihine geçecek çok başarılı sezonlar geçirecektir.
Yönetime teşekkürler
Öncelikle yönetime sonsuz teşekkürler. Hiç abartmıyorum çevremde ne kadar Fenerbahçeli arkadaşım varsa (bu transfer için kimi negatif düşünüyor, çoğunluk pozitif) onlara neşe ile bakıyorum. Çünkü önemli bir problemini halletti Fenerbahçe. Teknik olarak bakarsak günümüz futbolunda böyle orta saha bulmak zor. Sırtın dönük top alacaksın. Uzun top oynayacaksın. Kısa oynayacaksın. Çalım atacaksın. Yaratacaksın, şut atacaksın. Duran top kullanacaksın. Doğru zamanlama ile pres yapacaksın. Bir orta sahada daha ne ararsınız. Bir de Allah doğuştan bir yetenek vermiş. O da liderlik yeteneği.
Fenerbahçe’nin “tıp” oynayan oyuncu kadrosuna böyle biri lazımdı. Yanlış anlaşılmasın, Emre gevezedir anlamı taşımıyor bu söylediklerim. Hep cin gibi. Sahada sürekli arkadaşlarını uyaran, genç yaşına rağmen gerçek bir lider. Oyunu hızlandırabilen, tutabilen, yavaşlatan. Zaman zaman faul alan bir oyuncu.
İnsanlığına gelince… Ben de uzun süredir tanıyorum. Adam oğlu adam. Saygılı. İlişkileri de iyi. Şimdi Galatasaraylı alınır mı deniliyor. Emre bunları aşmış bizde aşmalıyız. (Hoş çocukluğunda Fenerbahçeliymiş ya)…
Fenerbahçe futbol tarihine geçecek müthiş sezonlar geçirecektir.

Türkiye, Finlandiya ile oynanan hazırlık maçında yeni bir yıldız adayıyla tanıştı. Mevlüt Erdinç… Hepimiz için ismi yabancı. Çünkü Fransa’da oynuyor ve gözlerden çok uzak. Ümit Milli Takım’a fazla önem vermediğimiz için, orada tanışamadık. Ama şimdi kendi ismini bize ezberletmeye başladı. Hatta Avrupa Şampiyonası’ndaki en önemli silahlarımızdan biri olacak gibi görülüyor… Fatih Terim ondan bahsederken kafasında gezinen tilkileri çözmekte zorlanıyoruz. Ofansif gücü çok yüksek bir sağ kanat adamı olarak mı kullanacak, yoksa bir golcü mü? Ya da oyun dengeden giderken ortalığı karıştıracak bir joker mi? 13 yaşında Fransa’nın bir köyünde futbol oynarken tesadüfen keşfedilen Mevlüt, hemen Fransızlar’ın futbol akademisi Clairfontaine’e emanet ediliyor. Burada Fransa Milli Takımı için hazırlanıyor. Hatta mavi formayla 2005 Ocak ayı sonunda 18 Yaşaltı Meridien Turnuvası’nda Kuşadası’na geliyor. 4 Avrupalı 4 de Afrikalı takımın katıldığı prestij turnuvasında bize karşı forma giymiyor ama şu anda İstanbul BŞ’nin hocası olan Abdullah Avcı tarafından Fransa-Kamerun maçında keşfediliyor. İsmi federasyon kayıtlarına girdikten sonra Mevlüt’ü Fransız Milli Takımı’ndan koparıp, Türkiye’ye getirmek Cem Pamiroğlu ile Metin Tekin’e düşüyor. Genç milli olan Mevlüt oradan Ümit Milli’ye ve en sonunda da A Milli’ye yükseliyor. Şimdi ay-yıldızlı takımın en büyük hücum güçlerinden biri. Terim onu sağ kanatta kullanıyor ama Fransa’da Sochaux’da bütün bir sezonu forvet olarak geçirdi. 25 maçta 11 gol attı. Bu rakam, Fransa Ligi için çok önemli bir başarı. Fransa’daki hocası Francis Gillot ile de Mevlüt’ü konuştuk… Söyledikleri çok ilginç: Benim elime 16 yaşında geldi. O zaman Fransa Milli Takımı için gençleri yetiştiriyordum. 5 yıl aradan sonra Sochaux’da yeniden buluştuk. Bu sezon ligde onun sayesinde kaldık. 11 gol attı. Hızlı, güçlü, akıllı ve dengeli biri. Bence sağ kanat yerine forvette kullanılırsa daha etkili olur. Çünkü 90 dakika hem ofans hem defans yapacak fizik kapasitesi yok. Forvet oynarken defansa daha az katkı sağlıyor ama açıkçası sahada çok daha diri kalıyor. Euro 2008′de oynaması değil, takıma çağrılması bile büyük başarı. Eğer kaliteli Türk takımında forma şansı bulursa, bu onun adına süper bir şans. Forvet oynarsa turnuvanın ilginç adamlarından biri olabilir. Sağda M.Topuz’un yerine onun tercih edilmesi ise teknik direktörün görüşüdür. Ben Topuz’u çok beğeniyorum. Mevlüt 1 yıl daha Sochaux’da kalıp, kendini geliştirecek, üzerine koyacak kadar akıllı. Onun bizi temsil etmesinden gurur duyuyoruz. Gillot bize Mevlüt’ü anlatırken onu Gökhan Ünal ve Mehmet Topuz ile karşılaştırdı. Onların kadroya alınmamasına, Mevlüt’ün oynamasına biraz şaşırır gibiydi. Ama karar Terim’in. Ve turnuvada Mevlüt’ü kazanmak, galiba Gökhan ve Topuz’u kazanmak anlamına gelecek.

Başlığa bakınca kafanız karışabilir. Ama açıkladığımızda anlayacaksınız. Biz Türkler’in mi görgü ya da perspektifi az yoksa Avrupalılar’ın mı? İsterseniz okuduktan sonra karar verelim.
Fenerbahçe’nin bir dünya takımı olduğu iddiasındayız. Fenerbahçe; başkan ve yönetiminin koyduğu hedef de bu. Şampiyonlar Ligi’nde mücadele veren Fenerbahçe’nin göstergesi de bu.
İSVİÇRELİLER’İN GAFI
Ancak anlaşılıyor ki yapılan bunca transfer, harcanan bunca para ya da kısa sürede yapılan stadyum pek kıymete geçmemiş, ya da şu an çok önemsediğimiz Avrupalı bunu hiç kavramamış. Nereden mi anlıyoruz? Medeniyetin beşiği İsviçreliler’in uygulamalarından. Şimdi sıkı durun. İsviçreliler yaptıkları bir değerlendirmede Fenerbahçe’yi klasman dışı bırakmış. Onlara göre Fenerbahçe, Avrupalı bulunmamış. Sebebi ise Şükrü Saracoğlu Stadı’nın Asya’da oluşu. İnsaf… 80 milyonluk Türkiye ve dünyada yaşayan onca Türk vatandaşına rağmen. Fenerbahçe’nin bir dünya markası olma iddiasına karşın İsviçreliler’in gafı son derece komik. Bunu sadece komik olarak ifade etmek de yeterli olmayabilir. Bu davranış, birilerinin kulağına küpe olmalı. Merkezleri Cenevre ve Zürih olan kuruluşlar da, bu ırkçı ve gayrıciddi yaklaşımdan dolayı ilgilileri uyarmalı.

Şırnak’ın kırsalında bir çocuk gülümsese, sorumluluk kimindir sizce? Bu öyküde, Milli Takım sorumlu… Milli Takım adına Oğuz Çetin.
Kramponlar parçalanınca maça çıkamayan Şenoba Belediyespor’a Hızır gibi yetişen Oğuz Çetin.
Bugün İsviçre’de… Milli Takım’la birlikte. Cebinde bir tomar mektup…
Misak-ı Milli ile çizilmiş memleketinden.
Şırnak’tan. Bestler Dereler mevkiinden.
Hep şehit gelecek değil ya oradan. Bu kez mektup gelmiş.
Bıçak gibi keskin, ipek mendil kadar narin mektuplar. Yürekten ve yürekli yazılmışlar.
Oğuz Çetin, maçlara çıkmadan önce okuyup ağlıyor mu acaba? Olabilir…
Ama sadece Çetin’in, Milli Takım’ın bilmesi yetmez; bu memlekette yaşayan herkes okumalıdır yazılanları. Çünkü birbirimizi hatırlamaya, tanımaya, anlamaya faydası olacaktır.
Bu ülkenin bölünmezliğini ispatlamak uğruna üç nesildir siperde yatanların, şimdilik futbol oynayanlarına kulak vermek lazım kısaca.
Bu parasız vatandaşlarımızdan futbola “müşteri” olmaz, ama varlıklarıyla servetimize servet katarlar ellerini tutarsak.
Oğuz Çetin’e ve onun şahsında Milli Takım’a yazılmış mektuplardan bir tanesini hep beraber açalım:
* * *
“Ben Osman Babat. 1988 doğumluyum. Şenobaspor’da futbol lisanslıyım. Spor kulübümüze yapmış olduğunuz yardımdan dolayı çok teşekkür ediyoruz. Şenobaspor hayatı boyunca ilk kez böyle kalitede ayakkabı giyiyor.
Benim ailem, PKK terör örgütü tarafından şehit edildi. 5 Mayıs 1988 yılında Ayrım Üç Kardeş Köyü’ne yapılan haince saldırıda babam, annem, ağabeyim, kardeşim ve kuzenim kalleşçe öldürüldüler. Sonra Şenoba’ya gelmek zorunda kaldık. Şimdi devletimize sadık olmaya çalışmaktayız, inancınız olsun ki, yaptığınız yardımdan dolayı çok duygulanıp mutlu olduk.
Şenoba sizin gibileriyle gurur duyuyor. Yardımlarınızı bizden esirgemeyiniz ve sizi Şenoba’ya davet ediyoruz. Sizleri aramızda görmekten şeref duyarız. Sporun gurur kaynağı sizlersiniz.
Saygılarımla. Şenoba sizinle gurur duyuyor!!!
Osman Babat”
* * *
Başka bir boyut bu… Bizim bildiğimiz hiçbir futbol kuralıyla açıklanamıyor.
Kazanan, kaybeden bile yok. Herkes kazanıyor.
Sadece şu mektup bile futbolu tek taş pırlanta yüzük haline getirip, insanlığın parmağına takıyor .
İçinde bu ülkede çekilen sıkıntılar, özlemler, yoksulluklar, sevgi, kardeşlik, dayanışma hepsi var.
Milli Takım’a sevgi bir yana saygının en hası… Mektup değil “mektep” mübarek.
“Malzeme” bu işin bahanesi… Osman’a ve arkadaşlarına mektup yazdıran, “var olduklarının”, “yaşadıklarının”, sadece sayılmayıp “saygı gördüklerinin” Milli Takım kaşesiyle tescil edilmesi meselesi.
Ve karşılığında sevgilerin en güzeli.
Gel de duygulanma şimdi Oğuz Çetin, gel de coşma Fatih Terim, gel de kazanma Milli Takım.
İşin açıkçası Osman’ın gönderdiği zarftan mektup değil, üç tane “şampiyonluk madalyası” çıkmış.
Biri Çetin’in boynuna, diğeri Milli Takım’a, üçüncüsü bize; hepimize. Bu ülkenin nüfus istatistiklerinde birer sayısal değer olmaktan çıkarıyor hepimizi bu mektup. Futbolun istatistiklerini ve hırsını da bir kenara koyuyor. Uçuruyor bizi.
Şampiyonluk ne ki?
Selam olsun Osman’a… Ve sözümüz olsun:
O malum pankartla; “Seni unutur muyuz sandın Osman”!
MALZEME YARDIMI YAPILAN ŞIRNAK’TAN, AY-YILDIZLI OYUNCULARA YOLLANAN MEKTUPLAR GÖZ YAŞARTIYOR
‘Önüne kurban keseriz’
Kulüp Başkanı Hüseyin Ebuzeydoğlu oturmuş bir teşekkür mektubu yazmış:
“Sayın Oğuz Çetin,
Attığınız adımın ne kadar büyük ve önemli olduğunu kelimelerle anlatmamız mümkün değildir. Ne zaman gençlerimize böyle imkanlar ulaşırsa, onlar da ellerinden gelen gayreti gösterip devletimize ve milletimize layık olmaya çalışacaklardır. Sayın Fatih Terimler, Oğuz Çetin Türk milletinin ve sporunun gurur kaynağısınız. Şenoba’ya gelirseniz, önünüze kurban keser davul zurnalarla karşılarız. “
Bu sevda bitmez!
“15 yaşındayım. Lise birinci sınıfa gidiyorum. Şenoba Spor Kulübü’nde lisanslı Amatör 1. Lig’de oynuyorum. Bize göndermiş olduğunuz o kramponlarla, o toplarla oynamak bizim hayallerimizdi.
Zaten sizler Türk gençliğinin ve sporunun gurur kaynağısınız.
Biz sizleri Şenoba’ya davet ediyoruz. Lütfen isteğimizi kırmayın!!!
Şenoba Sizinle Gurur Duyuyor!!!“
Aydın Fırat Nurettin Asan Lisesi.Yüreğimizle
“Amatör lig maçlarında başladığım futbolculuk kariyerimde ilk defa çim sahada oynama şansı buldum. Ve birçok arkadaşım da öyle. Maçlarda günlük hayatta giydiğimiz spor ayakkabılarla oynamak durumundaydık. Çünkü futbol oynamak için futbol ayakkabılarımız yoktu. Sayın Oğuz Çetin, biz Türk futbolunun sadece İstanbul sınırları içinde veya Anadolu bölgelerinde olmadığını, biz Şırnaklılar olarak da futbolu çok sevdiğimizi, Milli Takımımızın her zaman yüreğimizle yanlarında olduğumuzu bilmenizi isteriz…”
Hasan Babat
Destek olun“Herkesin buraları unuttuğu, hatta aklına bile getirmediği bir zamanda sizin buraları düşünmeniz manidardır. Ayrıyetten amatör spor ruhunun gelişmesine yardımcı olacak bu girişiminiz takdire değerdir. Kimi zaman futboldan nefret eden bir baba, kimi zaman arazisinde futbol oynanmasını istemeyen toprak sahibi ve bazen de hayatın acımasız şartları bizi bu sporu yapmaktan alıkoyabiliyor. Sizden isteğimiz spora ihtiyaç olan bu bölgede altyapı çalışmalarını desteklemek ve amatör düzeydeki kulüplere olanak sağlamaktır. Bu da bazı olumsuzlukların önüne geçecektir.”
Burak Babat

Yorulup oyunun boyunu 70 - 80 metreye çıkardığımız son 30 - 35 dakika dışında oyun organizasyonunun Uruguay maçından çok daha iyi olduğunu söyleyebiliriz.
Marco’nun varlığı hem savunmasını hem de Emre’yi rahatlatmıştı. Böylece Emre ve Hamit hücum hattına yakın durabildi, gözleri arkada kalmadı. Fatih Terim’in planı Mevlüt’ü ileride iyice sağ çizgiye çekip, Sabri ve Hamit’in yardımıyla hücumda genişlik sağlayıp, rakip savunmanın boşluk bırakmasına yol açarak akınlar oluşturmaktı. Yani sağ tarafta genişlik yarattık, topu o tarafa attık. Oradan gelen orta ve paslarla soldan kale önüne getirdiğimiz sürpriz oyuncularla gol aradık.Nitekim iki gol de böyle geldi. Uruguay maçındaki ilk sayımız da aynı şekildeydi.
Nihat’ı iyi kullanamıyoruz
Bu şık ve etkili bir plan olmakla birlikte elinde Nihat gibi bir star bulunan bir kadroda yeterli durmuyor. Kabul edelim ki, Nihat’ı bu oyunda iyi kullanamıyoruz. O’nu kullanmak için yine pivot özellikli bir futbolcu arıyor gibiyiz… Belki Emre fizik ve mental olarak daha hazır olsa Nihat’tan da yararlanma olanaklarımız artabilir.
Genel olarak Uruguay maçından iyi olmakla birlikte Finlandiya’nın özellikle ilk yarıda savunmada bize hiç baskı yapmaması bu sıkıntımızda ne durumda olduğumuz konusunda bilgilenmemizi engelledi. Keşke İsviçre ve Portekiz’in deneyeceği gibi rakibimizin de böyle bir çabası olsaydı.
Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz; Uruguay maçından daha iyiydik ancak yorgunluk sebebiyle ne kadar iyi olduğumuzu tam göremedik.

Oyunun adı belli oldu: Hız oyunu… Sağ kanat ağırlıklı, süratli, forvetlerin dönerek yer değiştirdiği, Marco ve Hamit’in kurdukları bir oyun… Finlandiya maçında kostümlü provasını yaptığımız bu yeni sistemle Portekiz, İsviçre ve Çek Cumhuriyeti’ne karşı şansımızı deneyeceğiz…Mevlut Erdinç’in yıldız olabileceği, Nihat ve Tuncay’ın her an gol bulabileceği, Hamit’in rakip kaleyi sık sık şutlarıyla tehdit edeceği riskli bir şablon… Genelde yüksek lop toplarla rakip arkasına sarkılan, Marco’nun sigortası olduğu, defansın orta alana yaklaşarak rakibi sıkıştırabileceği, ilk bakışta kumar gibi gözüken ama bu kadronun oynayabileceği bir sistem…PİŞMESİ GEREKİYOROyunun pişmesi için ihtiyacımız olan şey zaman… Çok var mı? Kesinlikle hayır! Ama yine de denemeye değer. Çünkü savunarak bir yere varamayacağımızı biliyoruz. Mümkün olduğu kadar topu bizim yarı alandan uzakta tutmakta fayda var. Emre’nin rolünü merak ediyorsunuzdur… Anlatayım… Hamit ve Marco oyunu pişiriyorlar. O da yumuşak sol ayağıyla topu rakibin arkasına sarkıtıyor. Ve bunu büyük bir yüzdeyle yapıyor. Mücadele ve defans anlamında Emre fazla yorulmadığı, sakatlık riski taşımadığı sürece 30 metrekare bir alanda oynayarak turnuvanın yıldızlarından, asist krallarından biri olabilir.Biraz Mevlut Erdinç’ten bahsetmek gerekiyor. Çok hızlı. Ve güçlü. Ama gücünü ve hızını kontrolsüz değil, akıllı kullanıyor. Bu Türkiye’de pek alışmadığımız bir durum. Onun için çok değerli. Her iki ayağıyla topa vurabilen, adam geçebilen, patlama gücü yüksek, ilk iki adımda yanındakine 2 metre farka atıp vuruş yaratabilen bir yapısı var. ACİL ÖNLEM ALINMALITeknik direktör Fatih Terim’in kısa sürede yapması gereken riskleri en aza indirebilecek önlemler paketini uygulamaya koymak. Çünkü bu hız oyununda top kaybı sayısı yüksek oluyor. Ki bu da çok doğal. Kaybın yüksek olması rakibin üzerimize daha çok gelmesi de demek aynı zamanda… Bu oyunu pişirmeliyiz… Duran topları ‘hız oyunu’nu daha etkili oynayabilmek için efektif kullanmalıyız. Atacağımız her gol bu oyunun gücünü ve etkisini arttıracaktır. Bu oyun 7 Haziran’a kadar yetişmese bile, Türk futboluna yeni bir renk getirebilir. Yine de biz 7 Haziran’a kadar yeteri kadar pişmesi için dua edelim…

Bugün size yaşanmış bir futbol öyküsü anlatacağım. Futbolun “marazlı”, “asabi” yönünden bıkanlar için…
Milli Takım-vatandaş ilişkilerinden şüphe duyanlar için.
Ve “kardeşliğe dair hâlâ umudu olanlar” için.
Her aşamasını yakından izlediğim, hatta mesleğin kurallarını hiçe sayıp müdahil olduğum taze bir öykü:
Mayk Hammer romanı gibi olmasın ama bu da telefon sesiyle başlıyor.
Hattın ucu Şırnak’a bağlı.
“Ercan bey, hakem sahaya çıkmamızı yasakladı”!
“Neden”?
“Sakatlık olursa sorumluluk alırım” diyor!
Haydaaa… Konuya hep böyle apar topar girer Hüseyin Ebuzzeydoğlu. Kendisi Bestler-Dereler bölgesindeki dağlarının arasına sıkışmış bir beldede futbol kulübü başkanı. Bu işler, bildiğiniz yöneticiliğe benzemez. Mesela, takım antrenman yaparken, Ebuzzeydoğlu Kaleşnikof’u elinden düşürmez; nöbet bekler.
Anlattı:
Kramponları yokmuş. Daha doğrusu olanlar da parçalanmış, giyilmez hale gelmiş. “Alalım” deseler, hepsinden bir kramponluk para çıkmazmış. Amatör küme falan ama lastik terliklerle futbol oynanmıyor. Yer toprak olsa da kayıyor. Hakem haklı.
“Eee ne yapmamı istiyorsun başkan”?
“Yahu orası koca İstanbul. Koca koca kulüpler var. Birileri bize eski kramponlarını yollayamaz mı”?
Yüreğimdeki “cızz” sesi yankılandı mı acaba Şırnak’la Uludere’yi bağlayan yollarda bilemiyorum. Ama ben duydum. Çok fena oldum.
Hayatımda bir çayını içmemişim kulüplerin. Kullanılmış olsa bile nasıl krampon isteyeyim?
Düşündüm taşındım, oradaki insanların tam çeyrek asırdır elde silah vatan savunmalarından yola çıktım; açtım telefonu Oğuz Çetin’e… Utana sıkıla durumu özetledim.
O, Milli Takım hocası. Şırnak’taki çocuklar da milli davanın bir parçası.
“Yollarsanız sevaba girersiniz birkaç çift kullanım dışı krampon” dedim.
“Sen hiç merak etme” yanıtını aldım. Hatta daha nazik, daha ilgili, daha duyarlı bir yanıt ama özeti bu.
48 saat dolmadan Şırnak’tan yeni bir telefon:
“Ercan bey, biz bu Oğuz Hocamız için. Milli Takım için ne yapalım”?
Yirmi çift gıcır gıcır krampon yollamış Çetin… Yirmi tane de top… Manzarayı görmedim ama tahmin edebiliyorum kırsalda pırıldayan futbol teknolojisini…
Lakin, malzemenin güzelliğini bırakmışlar “adres”e odaklanmışlar çocuklar.
Çünkü gönderen, Milli Takım.
Buradan bakınca tam anlaşılmaz… Kendinizi onların yerine koyun. Şırnak’a 50 kilometre mesafede kale gibi bir yerleşimde yaşıyorsunuz. Etraf, testere ağzı dağ… Ya baskın yiyorsunuz, ya terörist kovalıyorsunuz. Zaman kalırsa futbol. Dört direk, biraz kireçten saha. Bırakın Milli Takım hocasıyla muhatap olmayı; ikinci ligden bir futbolcuyu rüyada görseniz hayra yormuyorsunuz. İşte oraya Milli Takım’dan armağan gidiyor.
Olay bir “mesaj” içeriyor.
Kardeşlik mi, dayanışma mı, sevgi mi, saygı mı, istediğinizi yazın altına.
“Valla teşekkür edin yeter” dedim, “Avrupa Şampiyonası’na katılacaklar; onların da hoşuna gider”… Beylerbeyi’ndeki adresi verdim.
Ve teşekkür geldi Güneydoğu’dan.
Ama ne teşekkür.
Bütün Şenoba Belediyespor takımı tek tek duygularını yazmış Oğuz Hoca’ya, Milli Takım’a.
Bu memlekette ümit var hâlâ.
Yüreğiniz dayanırsa okuyun; yarın o mektupları yazacağım.

Hazırlık döneminin maç bölümü bitti. Şimdiye kadar yaptığımız çalışmalar, hazırlık maçları Portekiz karşısına çıkaracağımız 11’i de belirledi.
Portekiz karşısına muhtemelen bu kadroyla çıkacağız. Oyun içi alışkanlıklarımız da aynı olacak. Ataklarımızı yine sağ taraftan geliştireceğiz. Bu görüntüyle soldan atak yapma şansımız yok. Hep düşünmüşümdür, hazırlık maçlarında neyi gösterebiliriz, neyi göstermeyiz diye. Kazanmak mı önemli, yoksa yapmak istediklerimiz mi? Bu çerçeveden bakınca hazırlık maçlarının bize çok önemli veriler sağlayacağını söyleyemiyoruz.
Genel olarak takımımızın çalışkanlığı, oynama isteği, hepsi güzel. Çok gol pozisyonu üretemiyoruz, ama aşağı yukarı şablon goller atıyoruz. Sanki tek kanatlı kuş gibiyiz. Oyunu iki taraftan forse edemiyoruz. Tabii bu sol tarafımızı hiç kullanmayacağız demek değildir. Sadece sahaya sürdüğümüz kadronun yapısı, alışkanlığı bu. Hücum alternatifi fazla olmayan takımların durdurulma ihtimali daha fazladır. Bu bir handikap olarak önümüzde duruyor.
Hücumu güçlü olmayan takımlar karşısında defansımızın testini sağlıklı yapamıyoruz. Ama neticede her şey bir tarafa hazırlık ile resmi maç görüntüleri bambaşkadır.
Oyuna baktığımız zaman Volkan - Rüştü tercihi dışında çok fazla bir alternatifimiz bulunmuyor. Ancak bu oyunlarda Yıldıray yapısında bir oyuncumuz yok. Böyle bir oyuncu profiline ilerleyen maçlarda ihtiyacımız olabilir mi? Bunu gidişat gösterecek.
Fatih hocanın söylediği gibi 4-3-3 sisteminin çok farklı versiyonlarını oyunda deneyeceğiz. Bu futbolcu tercihleri onu gösteriyor. Yine de hücum ve defansın takım olarak yapılmasındaki sıkıntılarımız devam ediyor. Özellikle çabuk ve takım olarak pas yapamadığımız için hücumda etkin ayaklarımızın ön plana çıkması gerekiyor. Bu zorluğu aşabilir miyiz? Gayet tabii aşabiliriz.
Fizik olarak gerideyiz
Neticede bunlar hazırlık maçlarının görünen tarafları. Portekiz maçında bu görüntümüz çok daha aktif olabilir. Tabii buradaki asıl sıkıntımız şudur; Portekiz hücumda Finlandiya’dan çok daha etkin, çabuk top oynayabilen, ama buna karşılık ofansif üstünlüğünü bireylere bağlayan bir takım. Portekiz maçında oyunun sonucunu rakipteki hücum oyuncularının günlük performansı ve kolektif olmayan oyun anlayışı ortaya çıkaracaktır.
Fizik olarak Portekiz’in çok gerisinde kalabileceğimizi söyleyemem. Aktif, canlı bir ekibe sahibiz. Özellikle Tuncay, Nihat ve Mevlüt’ün defans arkasına yapacakları koşular ve buna yardımcı olacak Emre ve Hamit Altıntop’un kullanacağı toplar bizim için büyük önem arz edecek. Fizik kondisyon görüntümüz iyi olmasına rağmen fizik olarak rakiplerin gerisinde kalacağımız kesin. Bu da özellikle rakibin kullanacağı korner ve frikiklerde başımızı çok ağrıtacak.
Kısacası hazırlık maçları sona erdi. Bu görüntümüzün önemli bir bölümünü puan maçlarına taşımayacağız. Bu, takımımızın artıları için de eksileri için de geçerlidir. Uruguay maçında defansımız açıklar vermişti. Hücumda pozisyon üretememiştik. Bunlar o maçın görüntüleriydi. Şahsi kanaatim turnuvaya Portekiz maçıyla başlamak şartlar ne olursa olsun avantajımız olacak. Maçlar bölümünü sakat vermeden atlatmak en büyük kazancımızdı.
Hazırlık karşılaşmalarında aldığımız puanı, finallerdeki grup maçlarında da alırsak yolumuz açıktır. 3 maç 6 puandan kastım bu…

Beşiktaş Başkanı Sayın Yıldırım Demirören, “İnönü Stadı projesini engelleyenler, Beşiktaş’ın içindeki kişiler” dedi. Başkan bu ağır suçlamayı, ” Beşiktaş’ın senatosu “ olan ve akil insanlardan oluşan, Divan kurulu toplantısında söyledi. Demirören’e çok özel iki sorum var.
1-İnönü projesini engelleyecek kadar toplum içinde güçlü (sözü geçen) bu kişiler kimler?
2-Çok ağır biçimde Beşiktaş’a ihanet etmekle suçladığın bu bilinen kişiler hakkında ne gibi işlem yaptıracaksın?
Önce şunu not edelim; Demirören’in bu suçlamalarına, ” Olabilir ” demek bile mümkün değildir. Hiçbir Beşiktaşlı Beşiktaş’ın çıkarlarını engellemez.
Ama çok ciddi sorun şurada; Sayın Başkan Demirören’in İnönü projesi hayal.
Başkan Demirören’in İnönü Stadı projesi sadece gündemi değiştirmek için kullanılan bir oyun. Ortada maket yok, inşaat izni yok, proje ve finans ise hiç yok. Demirören’e soruyorum; 19 Mayıs günü temel atacağım dediğin gün ben de elimde kazma kürek bir amele gibi çalışırım dedim. O gün geldi geçti. Peki ne oldu? Beşiktaş başkanı sözünü tutamayan başkan oldu. Yakıştı mı?