Maç Yorumları Fenerbahçe Galatasaray Beşiktaş Trabzonspor

Maç Yorumları,Futbol Yorumları , Transfer Haberleri

Archive for April, 2008

Sunday
Apr 20,2008

Kazim Kanat

Hani Anadolu’da bir söz vardır: “Kaldırdığı taşı ayağına düşürdü!” Beşiktaş’ın teknik patronu Ertuğrul Sağlam aynen böyle yaptı. Aslında bunun bir başka adı da var ya! “Kendi ayağına kurşun sıkmak” gibi. Konu şu: Matias Delgado’nun yedek kalmasının teknik açıklaması yoktur. Zico neden Alex’i yedek oturtmuyor? Zico ile Sağlam arasındaki farklar şuralarda:
A-Zico oyun stratejisini Alex gibi bir oyuncunun üzerine kuruyor.
B-Beşiktaş’ın iki paşasından Ricardinho şu an PAF takımında. Delgado yedek kulübesinde. Bu da Sağlam’ın oyun stratejisi!
Aslında bu sorunun o kadar çok çözümü var ki. En basit ve kolayını yazayım: Üzülmez’i çekersin kulübeye. Toraman’ın önüne Aydın Karabulut’u koyarsın. Sistemi de risk alarak 3-5-2′ye döndürüp Delgado’yu ikilinin arkasında serbest oynatırsın.
Elbette; futbolu konuşacağız. Konuşurken de şunları söyleyeceğiz:
1-Şampiyonluğa oynayan Beşiktaş bu!
2-Kümede kalmaya çalışan Rizespor da bu!
Türk futbolunun gerçeği altında ilk 45 dakikaya bakınca iki yan top ve iki gol diyoruz. Mustafa Çiçek’in kafa golü güzel de, Rüştü gibi bir kaleci üzerine vurulan bir yan topu niye içeri alır ki? İbrahim Kaş ise bir savunma oyuncusu olarak attığı golle maçın kaderini değiştirdi.
İkinci 45′te Ertuğrul Sağlam’ın maça müdahalesi çok doğruydu ama kendisiyle çelişiyordu. Ne yaptı hoca efendi Sağlam?
A-Sol koridora dinamizm getiren Aydın Karabulut’u, sonra da Tello’yu oyundan aldı. (Oynamayan Sedef ve Kurtuluş’u alarak oyunu riske soktu. Dikkat!)
B-Yedek kulübesinden sahaya sürdüğü Delgado’yu oyunun patronu, yani lider oyuncusu yaptı. (Bu bir antrenörlük iflasıdır!)

ŞİKE DEDİKODULARINA TOKAT
Sağlam bu yorumlarıyla kendisine güvenmeyen, panikleyen ve çelişkiler yaşayan bir teknik adam portresi çizdi. Sağlam’ın Zico gibi bir şablon antrenörü asla olmadığı da belgelendi. O, strateji yönü de olmayan bir teknik adam. Yazık!
Bu değişiklikle ne oldu?
1-Delgado oyuna girince; Beşiktaş, Beşiktaş gibi oynamaya başladı.
2-Delgado attığı golle Beşiktaş’ın umudunu sürdürdü.
3-Delgado’nun attığı golle Rizespor’u yenen Beşiktaş, “şike dedikodularına” ağır bir tokat vurdu.
Özetin özeti: Beşiktaş ve Rize tüm umutların bittiği anda kazanmak için oynadılar. Geçmiş olsun! MESAJ: Bu satırların yazarı 2010 yılına kadar asla bekleyemez. Yani Demirören ile teknik patron Sağlam’ın “Biz buradayız, gitmiyoruz” açıklamalarına tek sözü vardır: “O zaman gönderilirsiniz!…”

Galatasaray

Sunday
Apr 20,2008

Ugur Meleke
Türkiye’de başarılı olmuş iki temel yabancı teknik adam formülü var. Birincisi, kulübün cv’sinin çok üstünde bir kariyere sahip, sıfırdan bir takım kuracağı inancıyla Türkiye’ye gelen hoca modeli. Parreira gibi, Piontek, Beenhakker, Derwall veya (92-93’teki) Feldkamp gibi… Sanırım Türk futbolunun dünyada bugünkü konumu itibariyle, hem bu çapta hoca sayısı az, hem de kulüplerin böyle bir tercih yapması için gerçekten dibe vurmuş olmaları (pardon, dibe vurduklarını kabullenmeleri) gerekiyor.   
İkinci modelse, eşit kalibrede, benzer kariyer ve cv’de, gelişmeye açık, başarıya aç hoca modeli… Yani görev süresince ne kulübün, ne hocanın gözünü dışarıda bırakmayacak, güzel kadın-güzel adam evliliği… En başarılı örneği hiç kuşkusuz Zico, bu listeye belki Milne, (UEFA Şampiyonu G.Saray’a gelen) Lucescu veya (İstanbulspor yılları itibariyle) Susiç eklenebilir. Şu anda galiba Galatasaray’ın yapması gereken de, kendi Zico’sunu bulabilmek…
Tabii bu hoca tercihini yaparken Türkiye şartları da dikkate alınacaktır. Örneğin futbolcuların kendisine “siz” değil de, “sen” diye hitap etmesini isteyen ve başarısını bu samimiyete borçlu olan Pablo Correa’yı bir Türk takımı transfer etmez. Correa, 2004’te birinci lige çıkardığı Nancy ile 2005’te Lig Kupası’nı kazanıp, UEFA’nın yolunu tuttu.  Hiç transfer istemeyerek başladığı bu sezonsa, Ş.Ligi bileti peşindeler. Ama sanırım, “Bazı maçlarda hatanın kendimde olduğunu futbolcularımla paylaşıyorum” diyebilen bir hoca bu ülkedeki yönetim anlayışına biraz fazla gelecektir.
Basın toplantılarında gazetecilerle şakalaşan ve onlarla çok yakın ilişkiler kuran Ron Jans’a da sanırım İstanbul bileti almazlar! 6 senedir Groningen’de çalışan ve iki yıl üst üste bu mütevazı takımı UEFA Kupası’na taşıyan Jans, transferde de son derece başarılı, 1 milyona aldığı Luis Suarez’i Ajax’a 11 milyona verip, yerini de 19 yaşındaki Cahais’le doldurabilmiş.
Tabii Hibernian’dan Mixu Paatelainen ’i de gerek geldiği kulüp, gerekse milliyeti nedeniyle küçümseyebilirler. Premier Lig’de oynayan ilk Fin futbolcu apoletine sahip 41 yaşındaki Paatelainen, kısa teknik adamlık kariyerine de, Hibernian’la yarım sezonda yaptığı devrimi sığdırdı. Küçük Mourinho lakaplı Jacky Mathijssen  de, Sint Truiden, Charleroi ve Brugge’daki başarılarına rağmen, agresif stiliyle sanırız Türkiye’deki yönetici profili ile ters düşecektir!
Avukat Bilic
Hırvatistan’ın Almanca-İtalyanca-İngilizce konuşan gitarist avukat teknik adamı Slaven Bilic  de, herhalde 39 yaşında olduğu için çok genç bulunabilir bu ülkede… Üstelik de Türkiye’de eski futbolcuların hiçbiri yardımcı hocalığı beğenmezken, Bilic’in yardımcıları efsanevi yıldızlar Asanovic, Jurcevic, Prosinecki ve Mrmic… Üstelik üçü, yaşça Bilic’ten büyük!
Zeman’ın 4-3-3 sistemiyle alay ederek onu bu ülkeden kaçıranlar, Udinese’nin hocası Pasquale Marino ’yu da taktik diziliş tercihi nedeniyle sevmeyebilirler. Catania’yı Serie A’ya çıkarmış, Udinese’ye hücum futboluyla Ş.Ligi hedefi koymuş olması yetmez bizim için… Hele hele, “Quagliarella’yı ortada değil de kanatta oynatmakla hata yaptım” diyen bir hocaysa…
İspanya Ligi’ni kasıp kavuran iki adama  gelince… Bilbao’yu ligde 5’inci yapan, Espanyol’u önce UEFA’da finale çıkartıp şimdi de Ş.Ligi bileti kovalayan Ernesto Valverde ’yi defansif oynatıyor diye beğenmeyiz… Huelva ile Santander’de mucizeler üreten Garcia Toral’in de Süper Lig’de çalışacak karizması yok(!)
Neyse, zaten eski köye yeni adete ne gerek… Önce, Türkiye’de eskiden çalışmış adamları birer kez daha aramalı… Lucescu’yu, Souness’ı, Götz’ü… (Hollmann’ı da unutmamalı!)… Sonra da olmazsa, yöneticiler yapmalı takımı! Zaten teknik adam dediğiniz nedir ki… Bütün iş, ilk on biri seçmek değil mi nasıl
olsa…       
 
 Abdullah Avcı neden olmaz?
Beşiktaş’ın Ertuğrul Sağlam’a yaptığını, G.Saray Abdullah Avcı’ya yaptı. Teknik adam daha imza atmadan zayıflatıldı, marka değeri aşağı çekildi. Beşiktaş, çeşitli hoca arayışları nedeniyle Sağlam’ı iki gün bekletti, bu durum medyaya çarşaf çarşaf yansıdı, Ertuğrul Hoca’ya “son seçenek” muamelesi yapılarak kariyerine-saygınlığına darbe vuruldu.
Aynen bugün G.Saray’ın Avcı’ya yaptığı gibi… Çeşitli yabancı hocalarla görüşülüyor, onlar Türkiye’den teklif aldıklarını doğruluyor. Eğer tüm bu gelişmelerden sonra rota Avcı’ya dönerse, Avrupa şampiyonu/dünya 4’üncüsü bir hocaya da “son şık” muamelesi reva görülmüş olacak. Zaten Avcı da, Belediyespor’la sözleşmesini uzatarak en doğru hareketi yaptı, “seçeneklerden biri” olmaktansa, “seçici”  veya en azından doğrudan “seçilen”  olması gerektiği mesajını verdi.
Şu anda G.Saray hangi yerli hocaya dönse, bu “1256’ncı tercih”  imajı doğuracağı için sanırım yabancı teknik adam daha hayırlı olacak.

Sistem doğru ama..

Sunday
Apr 20,2008

Levent Tüzemen

Olimpiyat Stadı’nda ilk kez gömlekle bir maç izledim. İstanbul’u etkisi altına alan boğucu sıcak Belediye-Galatasaray maçına da damgasını vurdu. Aşırı nemden tempo yükselmedi; futbolcular oyunun durduğu anlarda hemen su şişelerine sarıldı.
Cevat Güler’in iki ön libero ile tek forvete dönmesi Galatasaray’ın Gençlerbirliği kupa maçında orta sahada yaşadığı dağınıklığı da toparladı. Orta sahayı çok adamla kontrol eden Galatasaray, büyük maçlarda Belediye’nin en etkili silahı olan pas yapma özelliğine izin vermedi. Barış’ın 11′e dönmesi hem orta alana dinamizm kazandırdı hem de Sabri’yi rahatlattı. 4-1-3-2 sisteminde tek forvet Karan’a yakın oynayan Lincoln çok fazla boş saha buldu ve etkili oldu. Galatasaray hücumu düşünürken sürekli kanatları kullandı. HakanKaran ikilisi ikili forvet oynadığında takım kanatları az kullanıyor, ayağa pas oynamıyor, kolayı seçip şişirme toplarla hücuma gitmeyi düşünüyordu.
Ayhan destekli Mehmet Topal ilk topları karşılamada başarılıydı, yine çok çalıştı, savunmaya gelip yardım etti ama kazandığı topları arkadaşlarına atmak isterken pasın şiddetini ayarlayamadı.
İlk golde Arda’nın kendi kalesine topu vuran Kerim’e teması vardı. Selçuk Dereli faul verse itiraz olmazdı. Gol öncesi Lincoln’ün topu Volkan’dan çalışı mükemmeldi. Gol sonrası oyunun kontrolü hep Galatasaray’daydı.

TEK FORVET NONDA OLUR
Gol yollarında Ümit Karan çok etkisizdi. Tek forvetli sistemde aktörü doğru seçmek gerek. Karan top tutma ve isabetli pas verme yeteneği olmadığı için kolay top kaybetti. Yüksek toplarda zamanlama hatası yaptı. Arda ile girdiği duvar paslarında topu arkadaşına iletemedi. Tek forvetin adı bence Nonda. Ancak onun da fizik güç ve motivasyon yetersizliği var.
Pas yapamayıp her yerde pres yemek Belediyeli oyuncuların sinirini bozdu. Rakibe girişleri çok sertti. Arda ve Lincoln adeta dayak yedi. İkinci golü atan Lincoln’ün ayakkabısı parçalandı.
Bu sezon büyüklere kaybetmeyen Belediye’yi kırılma noktası sayılabilecek maçta Galatasaray iki ön liberolu sisteme dönmesi sayesinde devirdi. Kapanışı yapan Hakan’ın golünde Arda’nın topu kaptanının koşu yoluna bırakması akıl doluydu.

Teknik adamlık

Sunday
Apr 20,2008

Ridvan Dilmen
Feldkamp’ın kulakları çınlasın. Futbolu matematiğe çevirmişti. Futbol matematik filan değildir. Sistemler belli. Bir doğru oynamak var, bir de abuk subuk oynamak var. Futbolun rakiple oynandığını hiç düşünmemişti Feldkamp. Düşünmemişti ki, Kasımpaşa maçına, OFTAŞ ve Leverkusen karşılaşmalarında hep aynı sistemle oynadı. Derbiler de dahil.
Şimdi üç haftadır farklı hocalarla çalışıyor Galatasaray. Feldkamp’ın bıraktığı sisteme iki haftadır sadık kaldılar ama daha dirençli bir orta saha oynattılar. Dün de rakip Belediye’nin büyük takımlara karşı etkili oyunlarını bildiklerinden ligde ilk kez kalabalık bir orta saha ile oynadılar. Dörtlü savunmanın önünde dört koşan orta saha; Mehmet Topal, Ayhan, Barış ve Arda vardı. (Hatta oyuncu değişikliğinde bile yine dirençli Mehmet Güven girdi.) Onların önünde Alex pozisyonunda Lincoln, en uçta da Ümit Karan.
Böyle olunca maç boyunca Belediye’ye hiç pozisyon vermediler. Servet ve Emre çok rahat ettiler. Her şeyden önemlisi Lincoln’ün top rakipteyken savunma yapmama sorununu çözdüler. Tabii ki verimini de artırdılar. Tamamen teknik direktör doğrularıyla maçın tek hakimiydi Galatasaray. Muhtemelen de Fenerbahçe maçına böyle çıkacaklar. Zorluk derecesi yüksek maçlarda nasıl oynanması gerektiğini hocaları çok iyi gösterdi. Hani “hocaların takıma fazla etkisi yoktur” derler ya! Böylesine basit bir hamleyle, futbolun doğrusunu oynarak haklı bir galibiyet ettiler.
Atılan ilk gol durup dururken bir oyuncu düşmeyeceğine göre fauldü. Hakan Balta’nın rakip cezalanındaki tabanının kartsız geçilmesi de hataydı.

Üçlük atış…

Sunday
Apr 20,2008

Mustafa Denizli
Bir maç seyrediyorum, ligin bitimine sadece 3 hafta kalmış… Taraflardan bir tanesi büyük takım ve şampiyonluğun güçlü adayı. Bir diğeri ise şampiyonluk adaylarıyla şimdiye kadar oynadığı hiçbir karşılaşmayı kaybetmemiş.
Böyle iki takım karşı karşıya gelince insan son derece çekişmeli, karşılıklı atakların olduğu, güzel futbolun sergilendiği bir doksan dakika beklemez mi? Gayet tabii ki bekler. Fakat Galatasaray’da belki biraz abartılı olacak ama Lincoln ve Arda’nın dışında ayağına top yakışan oyuncu yoktu dünkü maçta.
Buna ilaveten orta sahayı oyuna sokacak, oyunu yönlendirecek Barış yok, Sabri yok, Ayhan yok. Mehmet Topal biraz var. Doksan dakika bittiği zaman ise skor 3-0… İstanbul Büyükşehir Belediyespor’u bu kadar reorgazine ve dirençsiz bir şekilde hiçbir büyük maçta görmemiştim.
Bizde bir laf vardır, “Mehter Takımı gibi” diye. Eğer bir şeyin ağır hareket ettiğini belirtmek istersek bu ifadeyi kullanırız. Mehter Takımı’nın özelliği nedir? İki ileri, bir geri yaparlar. Galatasaray da maşallah 4-5 geri, belki daha sonra bir ileri oynuyor. Böyle futbol oynayan bir takımın maça tempo, çabukluk, bol pozisyon getirmesi hakikaten çok zor. Zaten gollerin nasıl olduğuna bakarsanız bunu daha iyi anlayabilirsiniz.
Birinci gol Lincoln’ün çabası ve Kerim’in ters vuruşuyla geldi. İkinci golde Lincoln topa vurduktan sonra feryat figan hakeme dönüyor, topun gol olmayacağını düşündüğü için pozisyonun penaltı olduğunu söylüyor. Ama bir bakıyor gol olmuş, itirazından hemen vazgeçiyor. Üçüncüsü ise Hakan Şükür’ün rahat gol yapabileceği bir pozisyondu. Riski yüksek bir pozisyon değildi. Hakan böyle pozisyonlarda golü bulabiliyor.
Hakem Selçuk Dereli kalitesinden son derece uzak bir maç yönetti. Ne avantajları uyguladı, ne de pozisyon yorumlarını doğru yaptı. Bu yönetim Dereli kalitesindeki bir hakeme yakışmadı.
Büyükşehir’de Aydın Yılmaz dikkatimi çekti. Galatasaray elinde tuttuğu gençleri Aydın’la kıyaslasın, hangilerinin Aydın’dan daha yetenekli, daha değerli olduğunu bir kez daha düşünsün.
Neticede Galatasaray adına dünkü maçta bir tek sonuç çok önemliydi ve bu netice elde edildi. Şimdi bu düşüncelerim bazılarına ters gelebilir. Bazıları da anlamayabilir. Fakat dünkü maçta Galatasaray berabere kalsaydı, şampiyonluğa daha mı yakın olurdu diye komplo teorisi içeren bir soruyu da hakikaten sormak lazım.
Bir hafta sonraya taşıdığı üç puan mı, bir puan mı daha iyi olurdu Galatasaray adına? Bunu bizim alışkın olmadığımız bir soru olarak gündeme getiriyorum. Maç hazırlıkları, rakibin etkilenmesi ve bunların yanında bir sürü detay….
Sonuçta İstanbul’un dışında, aydınlık ışıklar altında, ama futbol aydınlığı mum ışığı seviyesinde 90 dakika izledik. Şimdi herkes gelecek hafta oynanacak derbiyi beklemeye başladı. Burada eksik kalanları önümüzdeki doksan dakikanın yazısında biraz daha açacağız.

Dananın kuyruğu

Sunday
Apr 20,2008

Erdogan Senay
Fenerbahçe - Denizli oyununun ilk 20 dakikasındaki “matrak olaylar” sanırız bu sezonun en hatırlarda kalacak pozisyonları olarak yaşayacaktır hafızalarda…
Kaleci Süleyman’ın inanılmaz ıskalarına Kezman’ın yaptığı “karşı komiklikler” tribünleri sinirlendirmek yerine tam bir hayret dalgalanması yaratıyordu beyinlerde…
Topu boş kale yerine dışarıya postalayan Kezman da oyundaki gol atma umutlarını yitirmek üzereydi neredeyse… Ama Kazım’ın sağ kanattan şık vücut hareketleriyle getirdiği top bu kez Kezman’ın ayağından köşeye yapışınca hem moral çöküntüsü içine giren Kezman hem de Fenerbahçe, Denizli önündeki stresli havadan çıkıp normal tempolarına kavuşuyorlardı…
Evet, Fenerbahçe’de, Kazım’ın oyuna ve sonuca katkıları gelecek zamanlarda çok daha göz kamaştırıcı olacak sanırız. Bu oyuncunun topa olan hakimiyeti ve rakibi eksiltmedeki meziyetleri tam da Fenerbahçe formasına yakışır bir tarzda gelişiyor.
Tabii Alex’in farklı oyun stili her maçta olduğu gibi dün gece de bir Fenerbahçe özelliği olarak gündemdeydi. Sahanın her bölgesini dolaşarak takımın pas dengelerini kurması, Denizli defansının can alıcı boşluklarında atağa çıkan arkadaşlarına kaldırdığı enfes toplar sarı-lacivertli ekibi her manada mükemmelliğe taşıyor.
Bu arada sol kanatta Uğur Boral, Fenerbahçe takımının “olmazsa - olmaz” ismi olduğunu çok net ispatladı dün… Sağda Gökhan, solda Uğur’un çabuk çıkışları, yırtıcı sprintleri rakip defansı “gafil avlama adına” can alıcı hamleler oluyor. Bu meziyetler ne yorgun krampon Roberto Carlos’da ne de Vederson’da yok doğrusu… Lugano - Edu ikilisi Fenerbahçe’de tam bir uyum havasındalar… Hele Lugano’nun canlı ve hayat dolu çalışkanlığı dorukta sanki… Bu futbolcunun sağda olur - olmaz bölgelerdeki oluşumlara koşup gevezelik etmesi huyundan tamamen vazgeçmesi de Lugano’yu tam bir “Avrupalı profesyonel” haline getirmiş…. Bu futbolcunun transferde Avrupa’ya kaptırılması defans bloğunda büyük handikaplar yaratır. Sanırız sayın Aziz Yıldırım bu konuda çok titiz davranacaktır.
Evet, ligin bir haftası daha üç puan getirisiyle sona erdi sarı-lacivertli ekip adına… Bu yıl şampiyonluk düğümünün çözümü gelecek haftaki zorlu derbide “dananın kuyruğu kopacak” anlaşılan…
 

Sunday
Apr 20,2008

Ziya Sengül
Top kayıpları ile oynayan bir Fenerbahçe. Boş kaleye gol atamayan büyük Kezman! Hem de bir değil birkaç tane golü kaçırırken, tribünleri mutsuz eden bir görüntüdeydi. Sonrasında, böylesine kolay pozisyonları zora sokan bu zat-ı muhterem golcü, zoru öylesine başardı ki; attığı gol mükemmel denecek cinstendi. Top, Denizli kalesinin 90’ına takıldı. Aurelio’yu çok beğendim. Sahada basmadık yer bırakmadı. Takımı adına bu kadar hamarat ayakların sahibi olmasıyla, seyredenlerin beğenisini kazandı. Selçuk, Deivid ve Kezman’ın gereksiz top kayıpları, Fenerbahçe’nin gol üretiminde freni oldu. Alex Denizli’nin Tomas’ı tarafından prangalanınca sahanın her yerine hareketlenen Fenerbahçe’nin pozisyon üretiminde mimarı oldu. Gökhan Gönül’ü, genellikle 100 metrede oynayan, savunma ve hücumda, kanat akınlarında sağ tarafı çok iyi kulanan bir futbolcu olarak bilirdik. Ama her nedense bu maçta hücuma katılımda nekes davrandı. Uğur boral ise sol kanadı öylesine iyi kullandı ki; ikinci golün Deivid tarafından atılıyor olması bir kenara, Uğur’un çok büyük payı vardı. Kazım, top ayağındayken karasız görüntüler verirken, maçın son çeyreğine yakın zamanda yerini Semih’e terketti. Semih de oyuna girdikten sonra yine klasını gösterdi; ilk önce yaptığı baskı ile Murat Karakoç’a kendi kalesine gol attırdı; uzatmada da Deivid’in pasında ağları sarsıp gol sayısını 16’ya çıkardı . Fenerbahçe bu skorla liderlik yarışını sürdüredursun ama şu da biline ki yaptığı top kayıpları ve attığından iki misli fazla gol kaçırması düşündürücüdür. Denizlispor, çok yakın zamanda parasal sıkıntıları ile gündeme geldi hatta başkanları bile istifa edecek duruma düştü. Buna rağmen puantajdaki yerleri, takım ve yönetimi için bana göre çok büyük başarıdır.

Fazla kurcalamayın

Sunday
Apr 20,2008

Selçuk Yula

Fenerbahçe geçen hafta Ankara’da düştüğü hataya düşmedi. Golünü attıktan sonra oyun disiplininden hiç kopmadı, rakibini hafife almadı. Ve atacağı diğer golleri aramaya başladı. Bunda da başarılı oldu. Tabii burada Şükrü Saracoğlu’nu tıka basa dolduran Fenerbahçeli taraftarların yaptığı tezahüratın büyük bir etkisi vardı. Zico sol kanatta sakat olan Roberto Carlos, cezalı olan Vederson’un yerine mecburen Uğur Boral ile başladı. Ama Uğur Boral’ı ön tarafta değil, geride oynatmak zorunda kaldı. Önüne de Colin Kazım’ı koydu. Uğur Boral, 90 dakika oynayacağının bilincinde olduğu için gücünü ekonomik kullandı. Alıştığımız gibi sürekli akınlara gidip gelmedi. Ama gittiği zamanlarda da çok etkili oldu. Bunun örneğini zaten Deivid’e attırdığı golle de gördük. Mutlaka takımda kalmalıMaldonado’nun sakatlığı Selçuk’a mı yaradı, yoksa Fenerbahçe’ye mi onu bilemiyorum. Selçuk’a yaradı. Çünkü 11′e çıktı. Fenerbahçe’ye yaradı. Çünkü Selçuk mükemmel oynadı. Alex yine takımın komutanıydı. Aurelio mükemmeldi. Şimdi herkes ilerde görev yapan futbolculardan bahsedecek. Bizim dönemizde de böyleydi, şimdi de böyle. Ama defanstakilerden kimse bahsetmez. ‘Lugano’ diye bir kahraman var. Fenerbahçe savunmada bu çocukla çok önemli işler yapıyor. Yanına Edu’yu da katmak gerekir. Önümüzdeki sene için Aziz Yıldırım ve ekibinin mutlaka transfer çalışmaları var. Bu çalışmalarını elbette yapacaklar ama Lugano ve Edu bu takımda mutlaka kalmalı. Son dakikada Fenerbahçe’nin yediği gol, boşvermişlikten başka bir şey değil. Bu seneki lig mücadelesinin hangi şartlarda biteceğini kimse şu anda hesaplayamaz. Atılacak her golün ve yenilecek her golün büyük önemi var. Atamalara dikkat edilmeli Ben MHK’nin Abitoğlu’nu bu maça atamasında yanlış yaptığına inanıyorum. Kötü mü yönetti, hayır. Ofsaytlarda çok büyük yanlışlar vardı. Onlar yan hakemin sorunu. Ama bir hafta önce Beşiktaş’ın yüzde yüz penaltısını vermeyen bir hakem, bu hafta Fenerbahçe aynı pozisyonda olsa o penaltıyı da korkudan vermeyecek. Çünkü diyecek ki, “Beşiktaş’a vermedim, Fenerbahçe’ye de vermeyeyim.” Yani hatayı hatayla tamir edecek. O yüzden son haftalarda bu tür atamalara dikkat edilmesi gerek. Fenerbahçe, Denizli engelini aştı. Bugün Galatasaray, Belediye ile karşılaşacak. Sonuç ne olursa olsun, Fenerbahçe-Galatasaray maçı büyük önem taşıyor. Yani düğüm haftaya Ali Sami Yen’de çözülecek. Son cümle olarak da şunu söyleyeyim; bizim gibi Semih’i düşünen insanlar ne zaman oyuna gireceğini dakikasıyla söylüyor. İşte yine golünü attı, gol krallığında önde gidiyor. Şu takımı fazla kurcalamayın da son 3 haftayı bitirsin. Semih de kahraman olsun…

Gerçek bir aile fotoğrafı

Sunday
Apr 20,2008

Ercan Saatçi
HANİ derler ya, insanın en zor anlarında hep en yakınları, ailesi vardır yanında diye.

Dün bir kez daha anladım ki, Fenerbahçe takımı bir aile olmuş. Aile bireyleri birbirlerine sıkı sıkı bağlanmış. Üstelik bu aile çok milletli bir aile. Türk, Brezilyalı, Sırp, Uruguaylı, Ganalı, Şilili ve İngiliz’iyle büyük bir aile. Dün de gördük ki ailenin şanssız ve geçirdiği sezon nedeniyle mutsuz çocuğu Kezman, diğer Aile fertlerin ona inanması ve yardımıyla kendisini toparlayabiliyor. Düşünsenize daha maçın başında bomboş kaleye topu yuvarlayamamanın baskısını atamadan hemen 3 dakika sonra tekrar yüzde yüzlük bir gol kaçıran Kezman, takım arkadaşlarının ona olan inancı ve kazanma isteğiyle birkaç dakika sonra çok güzel bir gol atabiliyor. Gol sevincini ondan daha çok kaleci Volkan da dahil tüm arkadaşları sahanın diğer ucundaki Kezman’ın yanına gelerek, sarılarak kutluyorlar. Bu fotoğraf beraberliğin ve inanmışlığın belgesi. Bu gerçek bir aile fotoğrafı.Olmaz ki bu kadar da kaçmaz kiKezman yuvarlasa. Alex atsa. Aurelio vurabilse. Deivid kaleyi tuttursa. Kazım kaçırmasa. Semih vurabilse, Lugana kafayı vursa fark olurdu… İnanılmaz goller kaçtı dün. Ya hiç gol atamasaydı Fenerbahçe?Düşünebiliyor musunuz Fenerbahçe’nin ve taraftarının halini. Ligin bitmesine 3 hafta kalmış, sinirler gergin, kulisler dedikodu kazanına dönmüş, herkes bir şeyler söylüyor… Ama olsun diyelim şimdilik… Ve ekleyelim; Olmaz ki bu kadar da kaçmaz ki…Yusuf Şimşek… Bİr zamanlar Fenerbahçe’de fırtınalar estiren, şimdilerde tüm olumsuzluklara rağmen Denizli’yi sırtında taşıyan özel bir futbolcu. Bu ülkenin yetiştirdiği en teknik ve yetenekli orta saha oyuncularından biri. Tacı verilmemiş, değeri çok anlaşılamamış beyefendi bir yetenek o. Ben Fenerbahçeliyim diyor. Ama her Fenerbahçeli gibi haysiyetini ve onurunu her şeyin üstünde tutuyor. Fenerbahçe’ye karşı oynarken en ufak bir söz gelmesin diye iki kat fazla performans göstermek zorunda kalıyor. İki yıl önce Fenerbahçe şampiyonluğu Denizli’de bırakırken, Fenerbahçe’ye karşı en iyi oyuncu da Yusuf’tu. Böyle olmalı… İnsan onurunu korumalı… Halel getirecek herşeyden kaçmalı, onuru için oynamalı… Bir Fenerbahçeli’ye de bu yakışır zaten… Darısı diğerlerinin başına… Bravo kaptan…MAÇIN 3 ADAMI: 1- Uğur Boral 2- Edu 3- Selçuk

Çok kolay oldu

Sunday
Apr 20,2008

Ömer Üründül

Denizlispor’un ligde bir hedefinin ve korkusunun olmayışına eksik oyuncularını da eklersek, maç öncesi Fenerbahçe’nin Kadıköy’de zorlanmayacağını tahmin ediyordum. Hele hele ilk 11′de yılların santrforu Selahattin’in sağ bek, kenar adamı Hasan Yiğit’in de stoper olarak görev aldıklarını ve maç başladıktan sonra çağdışı ofsayt taktiği uyguladıklarını gördükten sonra F.Bahçe’nin rekor sayıda üretkenlik sağlayacağını düşündüm.
Ancak Fenerbahçe ilk devre boyunca oyuna hiç ısınamadı, hücum girişimleri kopuk kopuk ve bireysel olarak sergilendi. Rakibin kendi alanında bıraktığı genişlikten, çok elverişli ortama rağmen hazırlanmış pozisyonlar gündeme gelmedi. Üst üste biri boş kaleye iki yüzde yüzlük golü kaçıran Kezman, ardından eski günlerini anımsatan bir vuruşla takımına skor avantajı getirdi.
Bu golden sonraki 25 dakikada Fenerbahçe’nin organize ataklar değil, bireysel beceriler üzerine hücum yapması ve son pas seçimlerinde yanlışa düşmesi farkın artmasını engelledi. Zaman zaman da kale önü sıkıntıları yaşandı.

DEİVİD SOLDA ETKİLİ DEĞİL
İkinci devrede Fenerbahçe’nin biraz daha işi ciddiye aldığı görüldü. Çünkü tek farklı skor avantajı hiçbir zaman garanti değildi. Yine ataklarda organizasyon yoktu. Ancak Uğur Boral arka arkaya yaptığı sprintlerle gündeme geldi. Bunlardan birinde de Deivid takımını rahatlatan golü attı. Ardından Zico, Semih’i sahaya sürerek çift santrfora döndü. Semih’in sırtı rakip kaleye dönük kazandığı topları iyi kullanmasıyla daha organize bir Fenerbahçe gündeme geldi. Ve biri hazırladığı biri de kendi attığı golle farkın artmasında katkı sağladı. Selçuk oyun disiplinine sadık kalması ve başarılı hamleleriyle rakip atakları olgunlaşma döneminde durduran bir numaralı orta sahaydı. Bu maç bir kere daha gösterdi ki, Deivid sol kulvarda etkili olamıyor.
Hakem Kamil Abitoğlu ise karşılaşmada başarılı bir yönetim gösterdi. Kartını hiç kullanmaması da önemli bir artısıydı.