Maç Yorumları Fenerbahçe Galatasaray Beşiktaş Trabzonspor

Maç Yorumları,Futbol Yorumları , Transfer Haberleri

Archive for April, 2008

Aydınus ve Gezer

Tuesday
Apr 22,2008

Bülent Yavuz

Derbi maç için geriye sayım başladı. Şampiyonluğu büyük ölçüde belirleyecek Galatasaray- Fenerbahçe maçını kim yönetecek anketleri çoktan başladı bile. Kim yönetirse yönetsin kaybeden yine faturayı hakemlere kesecek. Çünkü derbi maçlarda hakem, ne İsa’ya yaranır ne de Musa’ya…Fırat Aydınus banko görünüyor. Merkez Hakem Kurulu da (MHK) sürpriz yapmaya meyilli görünüyor. Onun adı da Bünyamin Gezer… Aydınus olsun, Gezer olsun veya bir başkası… Farketmez, sınavı Türk hakemliği verecek, Oğuz Sarvan MHK’si verecek.- Penaltılar atlanmasın,- Sarı ve kırmızı kartlar doğru çıksın,- Bayraklar doğru kalksın, - Düdükler adaletli ve eşit ötsün…Gerisi fasa-fiso… O demiş bu demiş… Kamil Abitoğlu (F.Bahçe-Denizli)Kolay maç hakem Abitoğlu’nun kimyasını bozdu. Fauller atladı, fauller yarattı. Selçuk’un Musa Kuş’a yaptığı hareket acılıydı, karşılığı da penaltı ve kart olmalıydı. Ne düdük çaldı ne de kart çıkardı. Abitoğlu sevilen ve sayılan sevimli bir hakem… Yanlışlar bir başladı mı ne saygı kalır ne de sevgi. Aman dikkat.Selçuk Dereli (İst. Büyükşehir Bel.-G.Saray)Arda’nın Kerim Zengin’e yaptığı hareket açık ve netti. Dereli göremedi bu gol kararı da hakemi bundan sonraki kararlarda baskı altına aldı. Tjikuzu, önce çekti durduramadı, sonra tuttu gene olmadı. Tekmeyi savurdu, tutturamadı. Dereli oralı bile olmadı. Lincoln ucuz kurtulurken, Tjikuzu da kırmızıdan kurtardı. Hakan Balta, sarı almazken, horoz dövüşü yapan Emre ve Efe de kartsız kaldı. Servet’in tekmesi Necati’nin yüzünde patlarken, faulün yanında sarı da olmalıydı. Dereli, neden gergindi doğrusu pek anlayamadım.Bülent Yıldırım (Ç.Rize-Beşiktaş)Müsabaka öncesi yaratılan komplo teorileri takımları ve hakemleri iyice germiş. Beşiktaş, “Ben bu işte yokum” diyerek varını yoğunu ortaya koydu. Rize, centilmence mücadele etti, ne oyunu bozdu ne de rakibi… Hakem Yıldırım, bu gergin ortamda çok dikkatliydi. Hemen hemen kusursuza yakın maç yönetti. Sahi komplo teorileri ne oldu… Tabi ki havada kaldı.Hüseyin Göcek (Sivas-Ankaraspor)7 günde üç maç… Bu bir rekordur ve kitaba girmesi gerekir. Ne FIFA ne de UEFA’da böyle bir uygulama var. Avrupa ve Dünya’da da örneği yok. MHK, “Ben yaptım, olur” diyor. Haydi hayırlısı. Saidi’nin Murat Akyüz’e bir teması var mı? Bal gibi var. Penaltı ve kırmızı kart gerekir. Göcek çözemedi. Çünkü uzaktaydı. Üstelik skor da 0-0 idi. Mehmet Yıldız ceza alanında 2-3 defa düştü veya düşürüldü. Düşürüldüyse penaltı, düştüyse aldattı. Yani sarı kart…İkisi de yok. Göcek, iyi hakem… Biraz da korumak lazım. Lastik patlarsa yazık olur.Süleyman Abay (Trabzon- G.Birliği)Bu maçta Abay’a fazla iş düşmedi. Futbolcuları ayıracağım diye araya girmesi doğru, ama onları itelemesi hiç hoş değil. Sen itelersen, onlar da iteleyebilir. Sonra ne mi olur? Herhalde sen daha iyi bilirsin.Cüneyt Çakır (A.Gücü-Konya)Zor maçı doğru kararlarıyla hakemlik açısından kolaya çevirdi. Futbolculara itiraz şansı vermedi. Düdükleri saygınlık yaratırken, mücadele en üst seviyeye çıktı.Halis Özkahya (Gaziantep-V.Manisa)MHK’nin altın çocuğu… Hiç boşu yok. Helal hoş olsun ama doğru yönetimler de olsun. Bu maçta Özkahya önemli hatalar yaptı. İvan, Kalabane’yi öyle bir indiriyor ki nereden bakarsan penaltı. Halis’ten tık yok. Manisalı Güven’e aldattın diye sarı kart gösteriyor, alakası yok. Penaltı verse cuk oturur. Forması öyle bir çekildi, fotoğrafını çek, duvara as.. Al sana iki büyük hata ve Vestel lige veda etmek üzere. Yazık değil mi?Özgüç Türkalp (Bursa-Kasımpaşa)Geçen haftanın başarılı hakemi, bu hafta da kendine güvenenleri mahçup etmedi. Kasımpaşa ligden resmen düştü. Hakem, düşenin kaderi olmadı.Taner Gizlenci (Oftaş-Kayseri)A Klasmanı hakemin Süper ligdeki ilk maçı. Belli ki gelecek sezon kadroya girecek. Yaşı geçkin ancak futboldan geliyor. Bu sınavında maalesef başarılı olamadı. Heyecanı her halinden belliydi. Kolay maçı zora soktu. OFTAŞ’lı Yakubu, maç boyunca rakipleri tarafından adeta ezildi. Bunun sonucunda da hastaneye gitti. Bir kaç tanesinde hakem haklıydı. Ama öyle bir pozisyon vardı ki futboldan gelmiş bir hakem için çok kolay verilecek penaltıydı. Kayseri’nin golü öncesi İglesias’ın eli Giray’ın boğazında. Hassas bölge, futbolcunun nefes alması zorlaşır. Yani hayati tehlike var. O halde hakemin oyunu derhal durdurması gerekir. Gizlenci öyle yapmadı, oyuncu yerde kıvrandı, top da gitti gol oldu.

Monday
Apr 21,2008

Can Bartu
Zico’nun derbilerdeki başarılı karnesi, Galatasaray önünde Fenerbahçe’ye ne getirir? Kadro yapısıyla ağır basan sarı lacivertliler, Ali Sami Yen’de de favori mi?

HEM favori, hem de değil. Öncelikle, Zico’nun başarısı bir yerde futbolcuların başarısı. Derbilerdeki zaferlerde yüzde 80 oyuncuların payı var. Hocalar takımlarını hazırlar, sahaya sürerler. Düzgün bir takım yaparsan, o takım da başarılı olur. Bu öyle bir derbi olacak ki son yıllarda benzeri yok. İki takım da aynı puanda ve bitime 3 hafta var. Aralarındaki büyük rekabete dayanarak final maçına çıkacaklar. Kazanan takım moral bulacak ve şampiyonluk yolunda da büyük bir adım atacak.Hakem büyük faktörFenerbahçe’nin favori olmasının avantajlarından biri beraberliğin de kendisine yetmesi. Galip geldiği takdirde işi büyük ölçüde kolaylayacak. Kadro ağırlığıyla, klas ayaklarının fazlalığıyla Fenerbahçe ağır basıyor.F.Bahçe, hızlı oynamazsa o zaman ibre G.Saray’a döner. Bu onların tarzına gitmiyor. Geride topu kabullenip, dan-dun yaparlarsa bu G.Saray’ın ekmeğine yağ sürer. Maç tehlikeye girer. G.Saray’ın baskısından da kurtulamazlar ve sarı kırmızılılar bu maçı kazanır. Çabuk oynarsa sahanın tek hakimi Fenerbahçe olur ve istediğini alır.Derbinin hakemi oyunda rol oynayacak. Türkiye’de iyi hakem yok. Bu maçın hakeminin otoriter, futbolcular üzerine baskın olması gerekiyor. Eğer oyunculara taviz verirse, o maçı bitiremez. Keyifli bir derbi seyredeceğiz. Bu maçlar belli olmaz derler ama Fenerbahçe dediğim gibi ağır basıyor. Zaten, Zico sezon içinde abuk subuk işler yapmasaydı, sarı laciverliler 7-8 puan farkla Ali Sami Yen’e ayak basardı. Şimdi, bu maçı kazanmak zorundalar. O zaman rahatlayacaklar. Kaybettiklerinde, ikincilik de rüya olabilir. Şampiyonlar Ligi vizesini kaybetme tehlikesi de var. O zaman Avrupa’daki başarılar da bir anda silinir.Sivasspor Devler Ligi’ni hakediyorAnadolu takımlarının Sivas’a sempatiyle bakması, kalan maçlarda kırmızı beyazlılar için avantaj teşkil eder mi?TRABZONSPOR’dan sonra Anadolu’da bir şampiyon daha çıkmasını isteyenlerin sayısı çok fazla. Bu da Sivasspor için bir avantaj. Sempatiyle bakılıyor ama onlar da bunu hakediyor. Camiada bir tek çatlak ses yok. Ön plana çıkan biri de yok. Derbide hangi sonuç olursa olsun, Sivas’a belki şampiyonluk için yetmez ama Devler Ligi vizesi için fayda sağlar. Sivas’ın, Devler Ligi’ne gitmesi bile çok büyük başarıdır. Bence, bunu fazlasıyla hakettiler.Beşiktaş’a yakışanı alınKadro yapısıyla eleştirilen ve bekleneni veremeyen Beşiktaş’ta sezon sonunda neler değişmeli?BEŞİKTAŞ’ta çok şey değişmeli. Holosko ve Delgado dışındaki bütün yabancılar gitmeli. Yerli oyuncu standartlarında oynuyorlar. Holosko, yararlı bir adam ama oynatıldığı yer yanlış. Sağ kanatta köreliyor. Delgado gibi bir oyuncuya sahip ama Ertuğrul Sağlam onu kenarda oturtuyor. Maça giriyor, golünü atıyor. Bir ara pas atar, frikik kazanırsın, topun başına gelir. Delgado, kenarda beklemez. O sahada yoksa topu kullanma şansın da gol atma şansın da azalıyor. Beşiktaş kadrosundaki yerli oyuncular kötü isimler değil. Serdar Özkan, gelecek vaadediyor. İbrahim Toraman çok faydalı. Gökhan Zan iyi bir savunmacı. Ali Tandoğan, sert ve hırslı olmasına rağmen görev adamı. Çok eleşirilen İbrahim Üzülmez de vazifesini yapıyor. Beşiktaş forması giyen oyuncu, takımına çok şeyler verebilmeli. Tello, çok koşuyormuş. Ne yapıyor Tello? Duran top olacak, vuracak. Maç kurtarıyor mu? Yok. O zaman ne işi var Beşiktaş’ta? Gordon diye bir adam almışlar ne yaptığını, ne için oynadığını anlayan yok. Baki Mercimek, ondan 3 gömlek üstün. Bırak hiç olmazsa o oynasın.Savunmada sıkıntın var. Bu belli. Elinde Cisse diye bir stoper var. Ama sen onu ısrarla orta sahada oynatıyorsun. Onu da bitiriyorsun, kendi açığını da kapatamıyorsun. Böyle hocalık mı olur? Beşiktaş, transferde akıllı işler yapmak zorunda. Aynı hataları tekrarlamaları halinde, kalitesiz ve Beşiktaş’a yakışmayan oyuncuları getirdikleri takdirde yine hüsran olur.Tek forvet Nonda olurGolcü bolluğu yaşanan G.Saray’ın tek forvetle oynaması, onlara uygun bir sistem mi? F.Bahçe önünde bunun sıkıntısını yaşarlar mı?İSTANBUL BŞB. maçında tek forvet oynadılar ama farklı kazandılar. G.Saray ilk kez böyle oynadı, pazar akşamı tek forvetle sıkıntı yaşarlar. İleride bir adam bırakıp, orta sahayı kalabalık tutma fikrini her takım benimsemeye başladı. F.Bahçe zaten böyle oynuyor. Dünya futbolu da bu sisteme dönüyor. Hatta, santrforsuz bile oynayanlar var. Ümit, sakatlandı. Fenerbahçe önünde o mu şans bulur, bilemem. Ama, bana göre Nonda oynarsa, Galatasaray’a büyük fayda sağlar. Bahsettiğim santrfor örneğine en uygun futbolcu. Hakan Şükür veya Ümit ise sonradan oyuna girerek takımına katkı sağlayabilir. İşin inceliğini biliyorAdnan Polat’ın, “Futbolcularımızı istedikleri gibi dövebilirler” diyerek Lincoln’e yapılan sertliklerden derbi öncesi yakınması strateji mi?ADNAN Polat, palavradan konuşacak bir adam değil. Fevkalade zeki, bu işin inceliğini ve hakemlere de nereden tesir edeceğini çok iyi bilen başkan. Lincoln’e fauller yapılıyor. Kastisi de, pozisyon gereği olanlar da var içlerinde. Sambacı çoğunda kendini yere atıyor. Lincoln’ün defans oyuncusuna karşı olan direnci önemli. Bu direnci yoksa, ayakta duramıyor. Sahada pinpon maçı oynanmıyor. Futbol sert oyundur. Kuralları içinde yapılırsa da kimse bir şey diyemez. İkili mücadele olacak. Lincoln de teknik oyuncu olduğu için bu tarz şeylerle karşı karşıya kalıyor.Adnan Polat’ın söyledikleri yabana atılacak şeyler değil ama dünyanın hiçbir tarafında böyle demeçler yoktur. Fenerbahçe derbisi öncesi Adnan’ın bu sözleri bir anlamda strateji de olabilir. Türkiye’de zaten böyle polemiklere alışkınız. Böyle konuşunca iyi Galatasaraylı, çok iyi Fenerbahçeli ve mükemmel Beşiktaşlı oluyorsun!..Buna mani olacak tek bir kurum var. O da Türkiye Futbol Federasyonu’dur. Avrupa Şampiyonası’na kimlerin gideceğine, neler yapacaklarına, hangi lüks otellerde konaklayacaklarını düşünüp duruyorlar.

Mikroplar şaşkın

Monday
Apr 21,2008

Ercan Güven
Normal koşullarda, içinde bulunduğumuz son üç hafta, asla ama asla “vukuatsız” atlatabileceğimiz bir süreç değildi.
Ama bir şansımız var neyse ki…
Şampiyonluğun üçüncü adayı; Sivasspor!..
İnanın; o olmasaydı rezillik tavan yapabilirdi.
Hatta yerinde Beşiktaş olsaydı bile fark etmezdi…
“Üç büyükler”in kimyası böyleydi çünkü:
“Sivas belki… Ama bir başka büyük asla”!
Yöneticilerin “tribün sorumlulukları” vardı… Tribünlerin kinleri.
Her dedikodu, ağırlığınca reyting demekti kimileri için.
Kaostan şöhret çıkarmaya/şaibeyi şampiyonluğa katık yapmaya koşullanan kafalar bir sezonda değişmez ki. 
Allah’tan Sivasspor da potada…
Yine de her türlü futbol kepazeliği, dalaveresi, çamuru, fiskosu muhtemeldir.  Denenecektir…
Bu mikrop, saman nezlesi semptomları gösterir. Yerleştiği bedenleri, her baharda ayaklı mikrop haline çevirir.
Artık taşıyan değil, bulaştıran haline gelir bazıları.
Yine gelecektir. 
Aksırma, tıksırma başlamıştır ama Sivasspor engeldir…
Nasıl mı?
Başarılı performansıyla ligi forse etmesi bir yana, “klasik” şike/şaibe ezberimizi bozarak.
Alışmadıkları bir ortam… Mikroplar şaşkın durumda.
Normal koşullarda… Fenerbahçe ile Galatasaray ligin kuyruğunda başa baş derbi oynayacak; son iki hafta ise kümede kalmış veya iddiasız takımlarla maç yapacak ve şampiyon belli olacak!..
Yanardık valla.
Sivasspor şampiyon olur veya olamaz… Lakin, başa baş mücadelelerde alın yazısı haline gelen “futbol üzerinden toplumsal yıkım ortamını” ötelemiş, bize arınma fırsatı getirmiştir.
Kullanan kullanır.
Kullanmayanlar mikrobun ta kendisidir.
* * *
Cumhuriyet’le yaşıttı Gazanfer ağabey.
Karamürsel’de doğmuş, 1948 Londra Olimpiyatları’nda şampiyon olmuştu.  Çok fiyakalı adamdı.
Çok hayırseverdi.
“Güzel ve faydalı bir ömür nasıl olur” sorusuna yanıt gibiydi.
Güreş yazarlığının duayeni Ali Gümüş ağabeyimizi aradım ve başsağlığı diledim.
“Efsaneleri” yaza yaza kendisi de efsane olmuş Ali Ağabey, bir cephe daha kaybetmiş kumandan kadar hüzünlendi.
Rahmetli Yaşar Doğu’nun tarihin yapraklarında kaybolmuş bir Gazanfer Bilge tarifini söyledi bana:
“Ben güreşin hamallığını, Celal Atik cambazlığını, Gazanfer Bilge pehlivanlığını yaptı”!
Londra’da üç ayrı minderde çıktıkları maçlarını, işaretleşip aynı anda tuşla kazanan üç büyük pehlivandan en “acı kuvvetli”si böyle anlatmıştı dostlarını ve kendisini.
Tuş kadar kısa, köprü kadar net.
Onlar milli kahramandı.
Ne kahraman oldukları için para aldılar, ne de kahraman olurken.
Doğu ve Atik yoksul öldü. Gazanfer Bilge ticaretten kazandığını hayır işine harcadı. 
Değişen Türkiye’nin değişen “Cumhuriyet Değerleri”yle birlikte, bu tür kahramanlar “hak ettiği gibi” nadasa bırakıldılar.
Kim bilir, hangi nesiller tarafından etraflarına örülen kozadan kurtarılıp, romanlarıyla, filmleriyle, belgeselleriyle Cumhuriyet tarihimizdeki özel yerlerine konulacaklar yeniden.
Haklarını helal edecekler mi bakalım.

Süper Lig

Monday
Apr 21,2008

Ugur Meleke
Ne yapsanız olmuyor, her sezon aynı problemler karşımıza çıkıyor… Son 6-7 haftaya girilip orta sıralardaki takımlar hedefsizleştikten sonra ister istemez performansları düşüyor ve onların inişli-çıkışlı grafikleri düşme hattını doğrudan ve adaletsiz bir biçimde etkiliyor. İlk 24 haftada sadece 3 mağlubiyet alan Kayserispor, Avrupa kupaları umudu azalınca son 7 maçta 5 kez yenildi. Küme düşme korkusu kalmayan Denizli’nin de son 5 haftada 4 mağlubiyeti var.
Öte yandan, orta gruptaki hedefsizlerin finiş çizgisinde dağıttıkları puanlar, altlardaki sıralamayı belirliyor, 29 hafta vasat görüntü çizen bir takım, 5’te 5 yapıp ligde kalabiliyor. Örneğin, ikinci yarıda 12 hafta boyunca tek bir galibiyet alabilen Konya, son iki maçında şahlanıp Bursa’yı 2-0, Ankaragücü’nü 3-0’la geçiyor! Yine ikinci yarıda ilk 9 maçta 1 kez kazanabilen Antep’in, son bir ay içindeki 3 galibiyeti içinde Bursa ve Ankaragücü var!
Tabii mâlum, bu sezon ilk kez karşılaştığımız bir tablo değil bu… 2005-06’da ilk 29 haftada 24’er puan toplayabilen Samsun ve Malatya son 5 haftada 4’er galibiyet almışlar. Yine son bir buçuk aya kadar 30 puan barajına ulaşamayan Denizli son 4 haftada 8, Ankaraspor 7 maçta 13, Antep de 5 haftada 10 puan toplamışlar… 2006-07’de de durum farklı değil, geçen sezonun sonradan açılanları da; Ç.Rizespor (7 maç 11 puan), Manisa (8 maç 13 puan) ve Gaziantep (5 maç 8 puan)…
Bu sezon da son üç haftanın fikstürüne baktığımızda, sonuçların ne olacağını büyük ölçüde kestirebiliyorsunuz ve şimdiden kimlerin küme düşeceği, kimlerin kalacağı aşağı yukarı görülebiliyor maalesef… Hem de hiç âdil olmayan bir biçimde… 

Avrupa’da…
 Tabii ki bu problemler Avrupa’nın üst düzey liglerinde de oluyor, ama İngiltere-İspanya-İtalya gibi ülkelerde UEFA’ya-Ş.Ligi’ne gidenler 7-8 takıma kadar çıkınca, son günlere kadar hedefsiz takım sayısı artmıyor… Bazı orta sınıf ligler de çareyi, şampiyonadaki takım sayısını 10’a-12’ye indirmekte bulmuş. Biz, takım sayısını azaltmadığımıza ve de Avrupa kupaları biletlerimizi artıramadığımıza göre, (üç sezondur ara ara değindiğimiz gibi) Türkiye’ye en uygunu, Hollanda’daki play-off modeli gibi duruyor…  
Şampiyonlar Ligi ve UEFA Kupası biletlerini doğrudan verseniz bile, en azından Intertoto Kupası’na gitmek için 4 ile 7’nci sıra arasındaki takımlar play-off oynarlarsa, bugün 12’nci Bursaspor’a kadar olan grup Avrupa kupaları umuduyla lige dört elle sarılmaya devam edeceklerdi. Alt taraftaki 5 takım da zaten kümede kalma savaşı veriyor. Yani tek bir statü değişikliği ile, son 3 haftaya girilirken koca ligde hedefsiz tek takım Kasımpaşaspor kalıyor…  

Play-out
Esasında küme düşme konusunda sıkça yaşanan adaletsizliğe bir alternatif çözüm de play-out gibi duruyor. Son sıradaki takım doğrudan TFF 1. Lig bileti alır, onun üstündeki 4 takım play-out oynar ve kaybeden iki ekip daha alt ligin yolunu tutar…
Veya Süper Lig’deki 14’üncü ile 17’nci arasındaki 4 takımı, ikinci ligde 2’nci ilâ 5’inci sırayı alan takımlarla çapraz eşleştirip kazanan 4 ekibi ligde tutma formülü de düşünülebilir…
Tüm bu formüller tartışılabilir, çeşitli avantajları ve dezavantajları var, belki bu ülkeye uygun formata sokulabilir. Ama her ne yapılırsa yapılsın, geçen sezonun son bölümünde Denizlispor-Sivasspor maçının global bahis listelerinden çıkarılmasından daha kötü olmayacaktır… Bu ülkede herkes namusuyla mücadele etse de, demek ki dışarıdan bakanlar şike olabileceği endişesine kapılıyorlar. Maalesef acı gerçek bu… 
Bülent Uygun
Avrupa’nın yükselen teknik adamlarını derleyen Champions dergisini, sevgili Ertem (Şener) getirmişti sağolsun, Türkiye’de piyasaya çıkmadan…
Daha önce Ertuğrul Sağlam’ın girdiği listeye, bu kez de Bülent Uygun’u almış Champions’çular… Şampiyonlar Ligi’nin resmi dergisi, Bülent Hoca’yı tarif ederken, futbolcuları marşlarla motive ettiğini manşete taşımış.
Siz istediğiniz kadar çalışın, idman yapın, taktik-teknik olarak kendinizi geliştirin, rakipleri analiz edin, Anadolu’dan yeni bir şampiyon çıkartma ihtimaline bu kadar yaklaşın, yine sizin başarınızı yalnızca “motivasyon” detayı içine sıkıştırsınlar…
Birilerinin bu ülkede futbol adamlarına “motivasyon” kelimesini kullanmayı yasaklaması gerekiyor artık galiba… Tabii ki motivasyonun spor müsabakalarında önemli bir değeri var, ama her şeyi bu kelimeyle izah etmeye kalkmak, bilimselliğin karşısında çok ciddi bir tezat olarak duruyor…
(Not: Esasında bu bölümün, Avrupa’nın diğer yükselen teknik adamlarından bahsedilen yazı ile birlikte dün çıkması gerekiyordu, ama yer yetersizliği nedeniyle atılmış, bugüne kalmış) 
Sağ bek Selahattin!
Fenerbahçe-Denizli maçından sonra iki konu çıktı ön plana… Birincisi, “Denizli’nin santrforu yok” geyiği… Doğrusu şu, Denizli’nin bir santrforu Selahattin sağ bekte, diğeri Engin kulübede… Hatta kadroda Christian Kotchoni de var… Ama zaten bu takımın sezon başından beri en dikkat çekici özelliği santrforsuz oynaması…  Attıkları 40 golün de yalnızca 6’sı forvet oyuncularından (4’ü Selahattin’den, 1’er tane Gökhan Güleç ve Kotchoni’den) geldi zaten… Roma gibi biraz… Denizli’nin Totti’si de Yusuf Şimşek…
***
İkinci konu da Selahattin’in sağ bek görevi… Türkiye’de futbol yazarlığının kapsamı 3 takım 75 futbolcudan ibaret olduğu için, Güvenç Kurtar’ın Selahattin’i sağ bekte kullanması, kadro yetersizliğinin ispatı için yeterliydi, çünkü zaten Denizlispor’dan iki buçuk adam biliyor kamuoyu…
Oysa Güvenç Hoca, bu denemeyi Trabzonspor maçında da yapmış, gerek gollerde, gerekse verilen sayısız pozisyonda savunma kurgusunun bozukluğu ön plana çıkmıştı. Kurtar da, 2-0 geriye düştükleri 60’ıncı dakikadan sonra M.Karakoç’u oyuna alıp geri dörtlüsünü Selahattin’siz bir biçimde yeniden şekillendirmişti.
Fenerbahçe karşısında da aynı deneme yapıldı, yine doğal olarak Selahattin başarısız oldu… Kurtar, bu kez 33’üncü dakikada bu oyuncuyu Çağlar’la değiştirerek Fatih’i sağ beke çekti ve savunmayı F.Yiğen-Hasan-Çağlar-C.Alberto şekline döndürdü…
O zaman akla ister istemez şu soru geliyor: “Daha önce denenmiş ve başarısız olunmuş bir diziliş, kenarda alternatifi de olduğu halde neden tekrar deneniyor?”… Mutlaka Güvenç Hoca’nın bizim aklımıza gelmeyen mantıklı bir açıklaması vardır, ama buradan bakınca “bile bile lades” gibi görünüyor maalesef…

Liverpool kazanır

Monday
Apr 21,2008

Ridvan Dilmen
Şampiyonlar Ligi yarı final ilk maçlarında, Liverpool’un saha avantajını iyi kullanarak Chelsea’yi mağlup edebileceğini düşünüyorum. Manchester United’ın ise Barcelona deplasmanında galibiyete ulaşması çok zor. Beraberlik bu müsabaka için ilk seçenek olarak düşünülmeli.
Yunanistan’da lig bitiminin ardından play-off maçları oynanıyor. AEK sahasında Panionios’u mağlup edecektir.
UEFA Kupası çeyrek final rövanş maçında büyük bir mucizeyi gerçekleştiren ve zor da olsa tur atlayan Bayern Münih bu sefer işi sıkı tutar. Alman temsilcisi sahasında Zenit’i yenerek rövanş için avantaj elde eder.

Okumuş çocuklar içindir

Monday
Apr 21,2008

Nilay Yilmaz
Mustafa Altıoklar çok beğendiğim, filmlerine hayran olduğum bir yönetmen değildir. Fakat onun geçmişte sinema eleştirmenleriyle yaptığı polemiklerde söylediği bir söz filmlerinden daha çok hoşuma gitmiştir. Altıoklar, kendisine saydıran eleştirmenlere cevaben, filmler olmasa film eleştirmenlerinin olamayacağını, ama eleştirmenler olmadan da filmlerin çekilmeye devam edeceğini söylemişti.
Futbola dair bir  şeyler yazan bizlerin de bu dönemde böyle ironik ve okkalı  bir lafa ihtiyacımız olduğunu bugünlerde fazlasıyla düşünüyorum.
Ne zaman ki Simon Kuper, “Futbol Asla Sadece Futbol Değildir” dedi, oyuna dair aklımıza bir değişim geldi. Oyunda hayatı görmeye başladık. Onu algılamaya çalıştık. Oyunda ona dair olmayan ne varsa yüklemeye çalıştık.
Siyasette umduğunu elde edememişler, yenikler, hep topçu olmayı isteyip becerememişler, yetenek özürlüler kafalarını futbola verdiler. Hep sinemacı olmak isteyip olamayan ve sinema eleştirmeni olan; ama bununla da yetinmeyip çocukluğundaki futbol aşkından hareketle futbol yazmakta da bir sakınca görmeyen yazarlarımız da oldu.
Bu futbola dair zenginleşmenin dilidir, güzeldir. Fakat, zenginlik deyince topraklarımızda üstencilik ve hakir görme anlayışı ikiz kardeş gibi yerleşiyor dile ve üsluba…
Okumuş ve futbola başka yerden bakan yazarlarımız, önceleri spor sayfalarının azınlık tarafını temsil ediyordu. Azdılar ve sesleri az çıkıyordu. Sonra haliyle çoğalmaya başladılar. Okumuş, temiz, traşlı çocuklar, güzel de yazıyorlar haklarını yememek lazım; ama çoğaldıkça o elit üslup doğasındaki saldırganlığı açığa çıkarmaya başladı.
Eski futbolcular hayatlarına yazar-yorumcu olarak devam etmeye başladıklarında dillerine, üsluplarına hakim olan temel şey “futboldan gelmeyenin bu işten anlamayacağı” efsanesidir. Bu söylem, kullanılmaktan o denli eskimiştir ki artık söylenmesinin bir kıymeti kalmamıştır. Ben de bu lafa çok kızanlardanım ve Bengay da kokladım; ama onların dediğinin aksine bir kerametini göremedim. 

‘İstemezük’ kampanyası
Fakat, son dönemdeki entelektüel üslubun şiddeti beni rahatsız ediyor. Medyada okumuş, dil bilen, araştıran; ama mahalle arasında bile top oynadığı kuşkulu yazarların, eski futbolculardan oluşan yorumcu kitlesine karşı  ağız birliği etmişcesine başlattığı  eleştiri kampanyası benim için can sıkıcı bir hal almaya başladı.
Futboldan gelen aklı  başında yorumcuların sayısı zaten az. Burada isim vermeye gerek bile görmüyorum. Takıldığım nokta şu ki, bu oyunu onların oyunu olmaktan çıkarıp, akıl, felsefe, eğlence ve hayata dair bilumum şeye dönüştürmek için kalem oynatanların onları bu arenada “istemezük” sancısıdır.
Elitler istiyor ki oyuna dair her  şeyi onlar bilsin. Oyunun aklından ziyade meziyetlerine dair de onlar yorum yapabilsin ve kimse onları geçemesin. Onun için de futbol için okulunu bırakan, kitap bile okumayan -öyle diyorlar- eski topçuların bazıları bu işe kafa yorup da ilgiyle izlendiğinde “öne çıkana saldırın” felsefesiyle saldırmaya başlıyorlar.
Elitler böyledir.
Onlar kimseye bir  şey bırakmazlar. Sıradanların, Müslüm Gürses’i vardı. Dinleyip kahrolurlardı  ve elitler Müslüm’e, dinleyenlerine burun kıvırır tepeden bakardı. Sonra bir gün arabesk müziği keşfettiler, ardından da Müslüm Gürses’in ne iyi bir sanatçı olduğunu. Onu kendi kitlesinden çekip almak için her şeyi yaptılar. Bugün Müslüm Gürses belki herkesin; ama eskiden ona tapanların değil.
Futbol da böyleydi.  Şimdi elitler onu da almak istiyorlar. Sadece tribünden aldıkları kombinelerle kapatmıyorlar oyunu, sayfalarda da aynı hükümranlığı yaratmak istiyorlar. Bu yolun başında, medyanın akıl yoksunu yazarlarından başlayarak sonuç alamayacaklarını bildikleri için, öne çıkanlarından başlıyorlar. Saygılı cümlelerinin bile içinden akan hıncı görebilirsiniz…

Lütfen başka kapıya!
Onlara göre futbolun bu eğitimsiz kuşağı, oynamalı, koşmalı ve terlemeli. Zaten bunun karşılığında kazanacağı parayı fazlasıyla kazanmakta. Bırakma zamanı geldiğinde ise köşesine çekilmeli. Çünkü orada artık enteller var. Gladyatörler gibi olmalı  futbolcular. Yoksulluğun içinden çıkıp gelmeli ve bizleri eğlendirmeli. Öldüğünde ise adını bile hatırlamamalıyız.
Merak ediyorum Roma İmparatorluğu gerçekten çöktü mü?
Entelektüel dil ve zenginlerin dili birbirinden ayrıdır. Fikirlerin ayrılığının da getirdiği bir şeydir bu. Fakat spor sayfalarımızda bu dil birbirinden ayrılmaz bir bütünü oluşturuyor.
Ben de gazetelerimizde kaliteli yazılar okumak istiyorum, aklı başında yorumlar dinlemek ve buna kafa yormak istiyorum; ama hayatla olan problemlerinin hıncını çıkarmak için kendine futbolu araç olarak seçenlerin de kafama takılmasını istemiyorum.
Ve rica ediyorum. Bizim de bir şeylerimiz olsun. Çocuklarımıza, tarihe bırakabileceğimiz şeylerimiz olsun. Her şeye el atmayın. Bunlar bizim. Biz az okumuş, kafası az basanların… Bolluk bereket içinde büyüme- mişlerin…
Futbol da bizim. Biz, biraz eğlenelim diye buldu bu oyunu bizim gibiler.
Lütfen başka kapıya. Bizim olan bize kalsın.
Ben, eski oyuncusuyla, akıllısıyla, okumuşu yazmışıyla bir spor arenası görmek istiyorum. “Biz sizden iyi biliriz” diye yeni bir oyuncak isteyen çocuk gibi ayaklarını yere vurarak ağlayan ve bu oyunun asli unsurlarını görmezden gelenlere karşı, bu oyunu ve o oyunun az okumuş ama hayatı  bilen kesimini daha çok seviyorum.
Okumuş çocukları  da severek okuyoruz işte…
İlk hedefiniz Intertoto, ileri!
Şike yapmamızı gerektirecek bir durum yok, biz de iddialıyız 
(Sinan Engin)
Ne iyi yaptın!
Adnan abi ile Başkan olduktan sonra, nihayet üç gün önce konuşabildik. Abi diyorum çünkü; bu Galatasaray’da bir gelenektir. Hele kongre üyesi ise, senden de kıdemliyse; ona abi diye hitap etmek her makamdan önemlidir. O kişi Başkan dahi olsa, bu konunun altını çizmek istedim.
 (Yalçın Dümer-Fanatik)
Seni dinlemiş Abi!
Hatırlarsanız ben Mondragon’un zamanında bile, “Şu Aykut’u zaman zaman oynatın” diye Gerets’i çok uyardım. O da oynattı. 
(Turgay Şeren-Akşam)
Okey!
Hani nerede Başbakan’ın takımları… Kasımpaşa küme düştü… Rize gitti, gidiyor… Beyler biraz insaflı atalım, bu hayali senaryoları biraz insaflı yazalım…  
(Şansal Büyüka-Akşam)
Yerseniz!
Yabancı futbolcular Beşiktaş’ta çok mutlu, hatta kovsak bile gitmiyorlar.  
(Sinan Engin)
Getiriniz efenim!
Bir hafta sonraya taşıdığı üç puan mı, bir puan mı daha iyi olurdu Galatasaray adına? Bunu bizim alışkın olmadığımız bir soru olarak gündeme getiriyorum. 
(Mustafa Denizli-Milliyet)
Gıcık kapıyormuş!
Melih Şendil: Ümit Hocam, Deivid sol kanatta oynamayı sevmiyor mu?
Ümit Kayıhan: Sevmiyor. 
(Ankaraspor-FB maçı, Lig TV)
Kızma çocuğa!
Göktuğ Sevinçli: Kezman da üzgündür şimdi Selim Abi!
Selim Soydan: Banane üzgünse ya! 
(Ve Gool, TV8)
Sus o zaman!
Beşiktaş 4-4-2 oynadıysa bugün, hakikaten ben bu futbolu fazla bilmiyorum demektir. 
(Göktuğ Sevinçli - Ve Gool, TV8)
Tabir-i caizse…
Beşiktaş için, matematiksel olarak her şey bitmiş değil ama; şampiyonluk ihtimali, önümüzdeki yaz Mars gezegeninde tatil yapmayı ummak kadar hayal ötesi…   
(Ali Sami Alkış-Star)

 Tuzağa karşı tuzak

Monday
Apr 21,2008

Gökmen Özdemir
90 dakika öncesinde 1-0′lık galibiyeti G.Saray’a verseler maça ne yönetim kurulu, ne de bir tane taraftar gelirdi. Öylesine çekiniyordu G.Saray, İstanbul Belediye’den. Kolay değil. Daha önce büyüklere karşı 5 maçı da kaybetmemiş, hatta ağır yaralar vermişti Avcı’nın takımı. G.Saray bütün bu zorlukları bilerek geldi Olimpiyat Stadı’na. Hatta sezon başından beri fazla denemediği tek forvet sistemine de dönmüştü G.Saray. Bu rakibin zorluğunu gösteriyordu ama aynı zamanda da F.Bahçe maçının bir provası niteliğindeydi. Abdullah Avcı’nın tek forvetli bir G.Saray beklemediğini hepimiz biliyorduk. Avcı tuzağını orta sahada kurmuştu. Ama G.Saray teknik heyeti (her kimse) Avcı’ya aynı şekilde tuzakla cevap verdi. Belediye daha önceki maçlarda orta saha egemenliğin ele geçirip, büyüklerin arkada bıraktıkları boşluklardan faydalanıyordu. Ama dün G.Saray’ın kalabalık ve iştahlı orta sahasına karşı ne egemenliği ele geçirebildi ne de arkada alan bulabildi. G.Saray mücadele kalitesinde en az Belediye kadar yüksek tutunca, Cimbom’un kalitesi ortaya çıktı. NUMARA MI FAUL MÜ?Lincoln Türkiye’ye geldiğinden beri en istekli ve en efektif oyunu oynadı. Mücadele anında mücadeleye, gol anında gole, bitirici pas anında da pasa yöneldi. Ama Lincoln konusunda benim anlayamadığım bir şey var… Ya Lincoln çok tekme yiyor, ya da kendisi büyük bir numaracı. Sürekli yerde. Eğer numaracıysa niye sarı kart görmüyor, kendisine tekme atılıyorsa niye hakem bu pozisyonları faulle değerlendirmiyor. Selçuk Dereli’nin dün kontrolü kaybettiği birçok pozisyon vardı. Ki bunların çoğunda bence hatalı kararlar da verdi. Ümit Karan tek forvet olarak sakatlandığı dakikaya kadar görevini fazlasıyla yerine getirdi. F.Bahçe maçı öncesi dün gece oyunu sakatlanarak terketmesi büyük şanssızlık. Barış dengesiz ama enerjikti. Servet ise her zaman olduğu gibi kale gibiydi. Aykut’u Aydın’ın vuruşunda yaptığı kurtarıştan dolayı tebrik etmek lazım. Kurtarış hem çok şıktı, hem de golle beraber muhtemelen doğacak krizi önlediği için kritikti. G.Saray yüzdü yüzdü kuyruğuna geldi. Önümüzdeki hafta kendi evinde final maçına çıkıyor. Olmak ya da olmamak. İşte bütün mesele de bu zaten.

 Yedeklerin isyanı

Monday
Apr 21,2008

Hakan Yasar
Kemanın akordu bozulduğunda haliyle iyi melodi çıkmıyor. Ufak yollu olsa bile tamirat gerekiyor. Bu futbolda da aynıyla vaki… Mesela F.Bahçe, Kezman, Selçuk, Uğur örnekleri gibi. Ankara’daki +95 golüyle belli ki stres topunu almıştı kucağına Zico’nun 11′i. Rakip de ‘14 Mayıs 2006 travması’nın kahramanı Denizli olunca, top daha bir sıcaktı ve her defasında ayakları yakıyordu. İlk 20 dakikadaki 15 top kaybının başka izahı yok çünkü.Alexli takımın böylesi sakız gibi top ezmesi şaşırtıcıydı. Ve ilk 20 dakikanın en kötü 2 adamıydı Kezman ile Selçuk. Kezman, bu sürede 7 topu tek pas yapabilse, 3 defa zeki davranıp Denizli’nin en önemli tuzağı ofsayt radarına takılmasa çok farklı öne geçebilirdi F.Bahçe. Yine Selçuk 4 topu ikram etmese, baskın ataklar yemez, üstelik sağlam başlardı oyuna.***Ki bu sürede Kezman, sancılı geçen haftanın izlerini, Selçuk hamlığın sıkıntısını taşıyordu açıkçası. Hatta Kezman’da öyle bir akord bozukluğu vardı ki, kaleci Süleyman’ın ’stres ıskası’nda bile topu boş kaleye yollayamadı. 35 bin kişinin futbol-şaka’lık pozisyona ‘Yuh artık’ isyanı haklıydı. Oyun öyle bir hale büründü ki, Shakespeare-vari bir dram izlemeye başlamıştık. Kahraman tam eline hançeri almış intihar etmeye hazırlanıyordu ki, Colin adlı ‘yardımcı aktör’ hızır gibi yetişti. Bu drama nokta koymak gerekiyordu ve 3 kişiyi çalımlayıp Kezman’a asistini yaptı. Darağacındaki fenomen Kezman da o ana dek gösteremediği tek vuruş becerisiyle topu köşeye bıraktı. Koca statta vuruşun ustalığına saygıdan veya ‘emin’ olamamaktan, bir süre ‘çıt’ çıkmadı.***Maça orda düğümü attı Kezman… Oysa Güvenç Kurtar’ın sağ bek H.Yiğit’ten stoper, santrfordan bek yaratma sevdası, Ali İpek’in alengirli prim-ceza sistemi yüzünden sezon sonunu göremeyen oyuncular listesinin kabarıklığı Fener’e ideal bir rakip göbek sunmuştu. Kalecisiz, stopersiz ve santrforsuzdu Denizli. Hatta ofsayt taktiği tutmayan Kurtar, defansının 3′ünü değiştirdi.Lokum defans sayesinde Alex, Tomas kelepçesine rağmen en üretken Denizli maçını oynadı. Hatta 2. gol şansını 3 kez buldu ama atamadı! 2. yarı daha iştahlıydı F.Bahçe. İlk pozisyonda Uğur, Kezman’ı rehabilite etmek için gol yerine tam ’sopalık’ bir pas attı. Sakin Alex bile cinnet geçirdi o an.2. golün mimarı Selçuk, kazandığı topla hem Maldo’dan farkını gözlere soktu, hem takımı rahatlattı. Marco çalışkanlığıyla, 2. forvet Semih klas vuruşuyla farkı açtı. Denizli’nin sayısı soldaki arızanın belgesi.Son nokta: Kezman, Selçuk, Uğur, Semih gibi yedeklerin isyanıydı dünkü oyun. Ve forvet Selahattin Kınalı’yı bek başlatan ‘kınalı kuzu’ Denizli ile moral düzelttiler.

 Bu iş artık bitti

Monday
Apr 21,2008

Selim Soydan
F.Bahçe ligin son 4 haftasına girerken dün akşam çok kritik bir Denizlispor maçına çıktı. F.Bahçe erken bir gol bulmak amacıyla oyunu Denizlispor yarı sahasına yıktı. Bu arada Kezman öyle goller kaçırıyordu ki, anlatılması çok zor. Hele hele boş kaleye atamadığı golü gördüğümde gözlerime inanamadım. Denizlispor gol yememek için direnirken, 21. dakikada Kazım’ın getirdiği topu, kalecinin olduğu kaleye (!) Kezman, ayak içiyle nihayet gönderebildi.Şurası bir gerçek ki, ligin sonuna gelindiğinde şampiyonluğa oynayan takımlardan iyi oyun beklemek hayâlcilik olur. Bu maçlar puan maçıdır. Alınacak her puan seni hedefe taşır. Yusuf’un tek başına sürüklediği bir Denizlispor vardı sahada. Oyunda Yusuf topla buluştuğu zamanlarda Denizlispor oynuyor. Yusuf toptan uzak kaldığı zamanlarda etkisiz bir takım olarak gözüküyor yeşil-siyahlılar.İlk yarının sonunda, ‘Şayet Kezman o golleri atsaydı maç çok önceden biter’ diyordum. F.Bahçe’de Gökhan’ı çok beğendim. Gökhan hem çok iyi oynadı, hem de Kazım’ı oynatmaya çalıştı.SEMİH ATEŞLEDİİKİNCİ yarıya F.Bahçe daha tempolu ve etkili bir oyunla başladı. Bunun en büyük nedeni, sağ tarafta Gökhan ile solda Uğur’un hücumu düşünen iyi futbolları golleri getirdi. Uğur’un getirdiği topu önce Kezman ıskaladı, topu iyi takip eden Deivid ise plaseyle ağları havalandırdı. Bu ikinci gol F.Bahçe’yi hem çok rahatlattı, hem de iyi futbol oynamalarına neden oldu. Hele Semih sahaya girdikten sonra, F.Bahçe’nin oyundaki baskısı arttıkça Denizlispor defansının hataları da arttı. Murat’ın kendi kalesine attığı gol de bu baskının bir sonucuydu. Ve Semih, maçın sonunda kendisinden beklenen golü bilerek çok ustaca kaydetti. Bu golden sonra herkes, haftaya oynanacak G.Saray maçını konuşmaya başladı.Bana göre F.Bahçe, normal şartlarda G.Saray maçını kazanabilecek bir ekip. Zaten herkes, F.Bahçe’nin şampiyonluğunu 3-5 maç kala değil, en az 10 maç kala ilan etmesini bekliyordu. Bu işin son 3 haftaya kadar kalması bana göre sürprizdir. Unutmayın ki, zirvenin bir değil, 3 ortağı var. Sivas ve G.Saray da hâlâ şampiyonluk için mücadele ediyorlar.

Dananın kuyruğu haftaya

Sunday
Apr 20,2008

Ahmet Çakar

Dün gece iyi futbol olmadı. Sadece atılan goller vardı. Sezon başından beri iyi futboluna alıştığımız Büyükşehir Belediyespor dün gece Galatasaray’ın kalesine bile gidemedi. Türk futbolunun esas problemi şu: Dedikodu ve manipülasyon lige çok zarar veriyor. Galatasaray olarak bundan birkaç hafta önce birkaç hafta sonra oynayacağınız Büyükşehir Belediyespor’un teknik direktörüne transfer teklifi yaparsanız ve tablo da dün geceki gibi olursa insanlar konuşur. Milletin ağzı torba değil ki, büzesiniz.Oyundan alınan Necati’ye bakıyoruz, suratı bir karış… Büyükşehir’in hocası Abdullah Avcı’ya bakıyoruz, maç boyunca kımıldamıyor. Eğer şimdi birileri “Ne oluyor beyler?” derse bunun gerçekçi bir açıklamasını yapamazsınız. Maça gelince… Galatasaray golle başladı. Bu gol belki de, ilerleyen dakikalardaki tüm dengeyi ve stratejiyi değiştirdi. Ve geride kalan neredeyse 90 dakikada sıkıcı ve temposuz bir karşılaşma izledik.Lincoln geçtiğimiz aylardaki haline göre çok daha istekli gibi… Hakan Şükür sonradan oyuna girse de, gelecek haftaki Fenerbahçe maçına mesajlar gönderiyor gibiydi. Servet aynı Servet… İnanılmaz bir mücadele içinde. Ama dedik ya, dün geceki maç hiçbir şey için ölçü olmayacak kadar basit ve sıradan bir karşılaşma gibiydi. DERELİ DE AYAK UYDURDU Galatasaray’ın aslında dün gece kazanması gerekiyordu ve sarı kırmızılı takım bu mücadeleyi kazandı da… Dananın kuyruğu ise gelecek hafta kopacak. GalatasarayFenerbahçe derbisi, kazananın büyük oranda şampiyonluğu kucaklayacağı maç olacak. Dün geceki maç sanki kimsenin umurunda değilmiş gibiydi. Bu maçtaki tempoya hakem Selçuk Dereli de ayak uydurdu. Verdiği ve vermediği kartlar, çalmadığı faullerle iyi değildi. Mesela ilk yarının hemen başında Hakan Balta’nın tabanına dünyanın her yerinde sarı kart verilir. Mesela ikinci yarıda Belediye’nin yıldızı Tjikuzu’nun isabet ettiremediği tekme dünyanın her yerinde en az bir sarı karttır. Şimdi tablo böyle olunca, Selçuk Dereli de hakemlikte Türkiye’nin bir numaralı ismi olunca biz de mi bir tuhaflık var yoksa hakemliğimizde mi diye düşünmeden edemiyoruz.