Maç Yorumları,Futbol Yorumları , Transfer Haberleri

Beşiktaş yönetiminin sözleşmeye koydurduğu madde gereğince, kiralık olarak Anadolu takımlarına giden futbolcuların (Çaykur Rizespor’da Fahri, Denizlispor’da Gökhan Güleç) Beşiktaş’la yapılan maçlarda oynamaması üzerine çokça yazıldı söylendi. Daha önceleri Fenerbahçe ve Galatasaray’ın da başvurduğu bu yöntemden Beşiktaş’ın hâlâ vazgeçmemiş olması üzerine nice eleştiriler yapıldı.
Bir takım gözden çıkardığı bir oyuncudan neden korkar? Dahası bu etik midir? Beşiktaş’ın büyüklüğüne yakışıyor mu, böyle bir sözleşme? Ç. Rizespor ve Denizlispor, Fahri Tatan ve Gökhan Güleç’in attığı gollerle Fenerbahçe ve Galatasaray’dan puan alırsa, bu yarış adil olur mu? Vs. Vs.
Bu ve buna benzer eleştirileri ben de yaptım. Çünkü uygulama her şeyden önce çalışma hak ve özgürlüğüne aykırı…
Aklı başında bir insanın da böyle düşünmesi gayet normal.
Ancak!
Aklı başında toplumlarda…
Şimdi geçtiğimiz haftaya dönelim bir de…
Galatasaray’dan İstanbul BB’ye kiralanan Necati üzerinden geçen hafta yürütülen tartışmalara…
Sezon sonunda tekrar Galatarasay’a dönecek Necati bu maçta yürekten oynar mı, Galatasaray’a gol atar mı tartışmaları alıp başını gitmişti özellikle Fenerbahçeli spor yazarları arasında.
Galatasaray’ın ilk golünü Arda’nın yaptığı faulle kendi kalesine atan Fenerbahçeli Kerim Zengin değil de Galatasaraylı Necati Ateş olsaydı yürütülecek tartışmaların, yapılan açıklamaların haddi hesabı olmazdı…
Federasyon göreve!
İnsanın içine bir sıkıntı çöküyor ve düşünmek dahi istemiyor…
Tüm bunları düşününce insan, her tarafının düşmanlarla çevrildiğini düşünen ve bizim gibi komplo teorileri üretmede üstüne olmayan bir memlekette, niyeti bu olmasa da meğer Beşiktaş en doğrusunu yapıyormuş kiraladığı topçuların kendisine karşı oynamasına izin vermeyerek…
İşte tüm bu yaşananlar sebebiyle Federasyon’un bu konuyu bir standarta oturtması gerekiyor.
İngiltere’de Federasyon tarafından alınan karar uyarınca kiralanan topçular takımlarına karşı forma giyemiyor. Mesela Manchester United kalecisi Haward, Evertoon’da kiralık oynadığı süre boyunca M.United, Liverpool kalecisi Kirkland’da Wigan’da kiralıkken Liverpool’a karşı forma giyememişti federasyonca alınan karar gereği… Hatta bundan bihaber yorumcularımız bu maçlarda bu futbolcuların niye oynamadığını sorup durmuşlardı maç yorumu yaparken…
Futbolun ve birileri tarafından medeniyetin beşiği kabul edilen İngiltere’de bile belki de şike söylentilerinin önüne geçmek için böyle bir karar alınmışken, komplo üretme merkezi bu topraklarda bu durum kulüplerin inisiyatifine bırakılamayacak kadar ciddi bir iştir bence. Ve Federasyon’un bir an önce önlem alması gerektiği konuların başında gelmektedir…
Bu alınacak kararların da dört dörtlük adil olmasını ummuyorum. Çünkü böylesi konularda yapılacak her türlü düzenleme, içinde bir takım mağduriyetler barındıracaktır. Ama uygulaması en pratik çözümü hayata geçirmek ilk aşamada olumlu bir sonuç verecektir.
Aynı haftada iki farklı tartışmanın getirdiği durumu göz önüne alırsak, pratikte de zaten uygulanan ve İngiltere’de de benimsenen oynamama kuralını Federasyonun da karar altına alması gerektiği düşüncesindeyim. Çünkü oyuncu üzerinde kurulan baskıyı hafifletmesi, onu hedef haline getirmesindense bir maçlık yokluk tercih edilebilir geliyor bana. Fakat gene de işin ahlaki kısmında herkesin takımını özgürce kurmasından yanayım. Ne yazık ki kirlenme buna müsaade etmiyor. Bir gün, bir sürü şey gibi ligimizde arınırsa, futbolcular adlarına leke sürüleceği korkusu olmadan rahatça sahaya çıkabilecektir. O zamana kadar keçiye Abdurrahman Çelebi demeye devam edeceğiz sanırım.
Antrenör öğütme ligi
Eskişehir ligin bitimine 8 hafta kala, o zamana kadar toplanılan puanların Sergen tarafından alındığını düşünerek, teknik direktör Metin Diyadin’in sözleşmesini feshetti, takımı Nejat Biyediç’e emanet etti.
Sonuç: 5 haftada 10 puan kayıp.
Antalya son 7 haftada Ümit Turmuş’la yollarını ayırarak Hikmet Karaman’la anlaştı. Sonuç: 4 haftada 4 puan kayıp.
Kocaelispor’u ligin 11. haftasından itibaren Fuat Yaman’ın yerine teknik menajer Kayhan Çubuklu çalıştırmaya başladığında takım 5. sırada ve liderden 7 puan gerideydi. 21 maçta takımın başında olan Kayhan Hoca 11 galibiyet, 6 beraberlik, 4 mağlubiyet aldı. Takım şu an 55 puanla 3. ikili averajda Antalya ve Eskişehir’e üstün.
Ancak kulüp yöneticileri Eskişehir’i 1-0 yendikleri maç sonrasında Kayhan Çubuklu’ya “güle güle” dedi.
Nedense 21 hafta boyunca bir sürü işsiz teknik direktör varken bir tane bile bulamayan Kocaelispor yönetimi bitime 3 hafta kala Engin İpekoğlu’yla anlaşmış.
Kulüp basın sözcüsü İlker Ertuğ, insanları aptal yerine koyarak Çubuklu’nun teknik direktörlük belgesinin olmaması nedeniyle bir süredir sürdürdükleri teknik direktör arayışında Engin İpekoğlu ile anlaştıklarını, anlaşmayı dün akşam Kocaelispor’un 1-0’lık galibiyetiyle sonuçlanan Eskişehirspor maçının ardından Çubuklu’ya bildirdiklerini söylemiş.
Kayhan Çubuklu’nun A diploması varmış. Bülent Uygun, Bülent Korkmaz nasıl teknik direktörlük yapabiliyorsa o durumda yani.
Hadi bu durum etik açıdan pek doğru bir şey değil ve tartışılıp duruyor, peki Kocaeli yönetiminin aklı başına 21 hafta sonra mı gelmiş?
Ve ve ve…
Kayhan Çubuklu idari kadroda göreve başladığı için ayrıca antrenörlük sözleşmesi imzalamamış. 10 aylık görev süresince de topu topu 22 bin lira almış. Aylık yaklaşık 2 bin küsur lira…
Şimdi…
Kocaeli Süper Lig’e çıkarsa Engin İpekoğlu mu çıkarmış olacak?
Kocaeli Süper Lig’e çıkarsa Kocaelispor yönetimi başarılı bir yönetim mi olacak?
Engin İpekoğlu geçtiğimiz haftalarda Karşıyaka’daki görevinden alındı. Amiyane tabirle ifade edelim; kovuldu. Şimdi başka bir yerde başka birinin yerine çalışacak. Hâlâ kimse görmüyor mu bu sistem, bu yöneticiler hoca öğütüyor. Ve teknik direktörler kırılmış cam parçaları gibi ligin her yanına dağılmış ve bir türlü toparlanamazken bu kaosun sorumluları yerli yerinde. Engin İpekoğlu geçtiğimiz yıl umut veren hoca kıvamındaydı. Bu yılki seyahat rehberini göz önüne alınca, kulak memesi kıvamına gelene kadar çırpılmış olduğunu düşünüyorum.
Kocaeli yönetimine ise söylenecek söz yok, gösterilecek örnek var. Eskişehirspor’a bakınız. Adalet dediğimiz şey başka nedir ki?
Gecikmiş düzeltme:
İki hafta önce yayımlanan “Küme düşenler” başlıklı yazımda, nasıl başardım bilmem ama Ali Güneş’i FB ve GS’de oynatmışım. Fotoğraflarda da yine Ali Güneş’in adı Ali Bilgin diye yazılmış. Vallahi Ali Güneş’le bir alıp veremediğim yok. Tamamen tesadüf. Düzeltir, özür dilerim.

Nou Camp’da dün gece sistemleri oturmuş iki güçlü takımın zorlu mücadelesini izledik. Maçın hemen başında Manchester United bir penaltı kazandı. Ancak penaltıyı kaçırınca çok önemli bir skor ve moral avantajını yitirdi. İlerleyen bölümlerde Barcelona alışılmış klasiği ayağa çabuk paslarla sahanın bütününü kullanıp rakibinin üstüne etkili biçimde gitmeye başladı. Bu ataklara Messi, yaratıcı özellikleriyle önemli katkılar verdi ancak bu baskı devre sonuna kadar gol getirmedi.
İkinci yarıya Barcelona tempoyu yükselterek başladı. Bu yarının ilk 15 dakikasında gole yakın ataklar vardı. Ardından sakatlıktan yeni çıkan gecenin başarılı ismi Messi yorulduğundan oyundan çıktı. Bundan sonra maçın sonuna kadar Barcelona’nın atakları devam etti ama bu ataklar üretkenliğe ve gole dönüşemedi.
Yaya Toure günümüz futbolunda basit ve görünmeyen faydalı bir ön liberonun neler yapacağını gösterdi. Bu 90 dakikanın en ilginç yönü M.United gibi bir sistem takımının Barcelona’ya yüzde 65 oranında top kullanma yüzdesi vermesiydi.
Bence bunun en önemli nedeni teknik direktör Ferguson’un, Barcelona gibi kollektif yapısı yüksek bir rakibe karşı deplasmanda 4 forvetle oynamasıydı. Hücumda çok kısır kaldılar eğer Ronaldo olmasaydı karşı alana geçmeleri dahi sürpriz olurdu.
Sağlam geri dörtlüleri onlarla uyum içinde olan iki ön liberolarıyla oluşturdukları sağlam ve kademeli blok iyi direnerek gol yememeyi başardı. Ne olursa olsun Nou Camp’dan berabere dönmek önemli bir avantaj ama yine de İngiltere’de zor bir rövanş olacak.

Beşiktaş yönetiminin sözleşmeye koydurduğu madde gereğince, kiralık olarak Anadolu takımlarına giden futbolcuların (Çaykur Rizespor’da Fahri, Denizlispor’da Gökhan Güleç) Beşiktaş’la yapılan maçlarda oynamaması üzerine çokça yazıldı söylendi. Daha önceleri Fenerbahçe ve Galatasaray’ın da başvurduğu bu yöntemden Beşiktaş’ın hâlâ vazgeçmemiş olması üzerine nice eleştiriler yapıldı.
Bir takım gözden çıkardığı bir oyuncudan neden korkar? Dahası bu etik midir? Beşiktaş’ın büyüklüğüne yakışıyor mu, böyle bir sözleşme? Ç. Rizespor ve Denizlispor, Fahri Tatan ve Gökhan Güleç’in attığı gollerle Fenerbahçe ve Galatasaray’dan puan alırsa, bu yarış adil olur mu? Vs. Vs.
Bu ve buna benzer eleştirileri ben de yaptım. Çünkü uygulama her şeyden önce çalışma hak ve özgürlüğüne aykırı…
Aklı başında bir insanın da böyle düşünmesi gayet normal.
Ancak!
Aklı başında toplumlarda…
Şimdi geçtiğimiz haftaya dönelim bir de…
Galatasaray’dan İstanbul BB’ye kiralanan Necati üzerinden geçen hafta yürütülen tartışmalara…
Sezon sonunda tekrar Galatarasay’a dönecek Necati bu maçta yürekten oynar mı, Galatasaray’a gol atar mı tartışmaları alıp başını gitmişti özellikle Fenerbahçeli spor yazarları arasında.
Galatasaray’ın ilk golünü Arda’nın yaptığı faulle kendi kalesine atan Fenerbahçeli Kerim Zengin değil de Galatasaraylı Necati Ateş olsaydı yürütülecek tartışmaların, yapılan açıklamaların haddi hesabı olmazdı…
Federasyon göreve!
İnsanın içine bir sıkıntı çöküyor ve düşünmek dahi istemiyor…
Tüm bunları düşününce insan, her tarafının düşmanlarla çevrildiğini düşünen ve bizim gibi komplo teorileri üretmede üstüne olmayan bir memlekette, niyeti bu olmasa da meğer Beşiktaş en doğrusunu yapıyormuş kiraladığı topçuların kendisine karşı oynamasına izin vermeyerek…
İşte tüm bu yaşananlar sebebiyle Federasyon’un bu konuyu bir standarta oturtması gerekiyor.
İngiltere’de Federasyon tarafından alınan karar uyarınca kiralanan topçular takımlarına karşı forma giyemiyor. Mesela Manchester United kalecisi Haward, Evertoon’da kiralık oynadığı süre boyunca M.United, Liverpool kalecisi Kirkland’da Wigan’da kiralıkken Liverpool’a karşı forma giyememişti federasyonca alınan karar gereği… Hatta bundan bihaber yorumcularımız bu maçlarda bu futbolcuların niye oynamadığını sorup durmuşlardı maç yorumu yaparken…
Futbolun ve birileri tarafından medeniyetin beşiği kabul edilen İngiltere’de bile belki de şike söylentilerinin önüne geçmek için böyle bir karar alınmışken, komplo üretme merkezi bu topraklarda bu durum kulüplerin inisiyatifine bırakılamayacak kadar ciddi bir iştir bence. Ve Federasyon’un bir an önce önlem alması gerektiği konuların başında gelmektedir…
Bu alınacak kararların da dört dörtlük adil olmasını ummuyorum. Çünkü böylesi konularda yapılacak her türlü düzenleme, içinde bir takım mağduriyetler barındıracaktır. Ama uygulaması en pratik çözümü hayata geçirmek ilk aşamada olumlu bir sonuç verecektir.
Aynı haftada iki farklı tartışmanın getirdiği durumu göz önüne alırsak, pratikte de zaten uygulanan ve İngiltere’de de benimsenen oynamama kuralını Federasyonun da karar altına alması gerektiği düşüncesindeyim. Çünkü oyuncu üzerinde kurulan baskıyı hafifletmesi, onu hedef haline getirmesindense bir maçlık yokluk tercih edilebilir geliyor bana. Fakat gene de işin ahlaki kısmında herkesin takımını özgürce kurmasından yanayım. Ne yazık ki kirlenme buna müsaade etmiyor. Bir gün, bir sürü şey gibi ligimizde arınırsa, futbolcular adlarına leke sürüleceği korkusu olmadan rahatça sahaya çıkabilecektir. O zamana kadar keçiye Abdurrahman Çelebi demeye devam edeceğiz sanırım.
Antrenör öğütme ligi
Eskişehir ligin bitimine 8 hafta kala, o zamana kadar toplanılan puanların Sergen tarafından alındığını düşünerek, teknik direktör Metin Diyadin’in sözleşmesini feshetti, takımı Nejat Biyediç’e emanet etti.
Sonuç: 5 haftada 10 puan kayıp.
Antalya son 7 haftada Ümit Turmuş’la yollarını ayırarak Hikmet Karaman’la anlaştı. Sonuç: 4 haftada 4 puan kayıp.
Kocaelispor’u ligin 11. haftasından itibaren Fuat Yaman’ın yerine teknik menajer Kayhan Çubuklu çalıştırmaya başladığında takım 5. sırada ve liderden 7 puan gerideydi. 21 maçta takımın başında olan Kayhan Hoca 11 galibiyet, 6 beraberlik, 4 mağlubiyet aldı. Takım şu an 55 puanla 3. ikili averajda Antalya ve Eskişehir’e üstün.
Ancak kulüp yöneticileri Eskişehir’i 1-0 yendikleri maç sonrasında Kayhan Çubuklu’ya “güle güle” dedi.
Nedense 21 hafta boyunca bir sürü işsiz teknik direktör varken bir tane bile bulamayan Kocaelispor yönetimi bitime 3 hafta kala Engin İpekoğlu’yla anlaşmış.
Kulüp basın sözcüsü İlker Ertuğ, insanları aptal yerine koyarak Çubuklu’nun teknik direktörlük belgesinin olmaması nedeniyle bir süredir sürdürdükleri teknik direktör arayışında Engin İpekoğlu ile anlaştıklarını, anlaşmayı dün akşam Kocaelispor’un 1-0’lık galibiyetiyle sonuçlanan Eskişehirspor maçının ardından Çubuklu’ya bildirdiklerini söylemiş.
Kayhan Çubuklu’nun A diploması varmış. Bülent Uygun, Bülent Korkmaz nasıl teknik direktörlük yapabiliyorsa o durumda yani.
Hadi bu durum etik açıdan pek doğru bir şey değil ve tartışılıp duruyor, peki Kocaeli yönetiminin aklı başına 21 hafta sonra mı gelmiş?
Ve ve ve…
Kayhan Çubuklu idari kadroda göreve başladığı için ayrıca antrenörlük sözleşmesi imzalamamış. 10 aylık görev süresince de topu topu 22 bin lira almış. Aylık yaklaşık 2 bin küsur lira…
Şimdi…
Kocaeli Süper Lig’e çıkarsa Engin İpekoğlu mu çıkarmış olacak?
Kocaeli Süper Lig’e çıkarsa Kocaelispor yönetimi başarılı bir yönetim mi olacak?
Engin İpekoğlu geçtiğimiz haftalarda Karşıyaka’daki görevinden alındı. Amiyane tabirle ifade edelim; kovuldu. Şimdi başka bir yerde başka birinin yerine çalışacak. Hâlâ kimse görmüyor mu bu sistem, bu yöneticiler hoca öğütüyor. Ve teknik direktörler kırılmış cam parçaları gibi ligin her yanına dağılmış ve bir türlü toparlanamazken bu kaosun sorumluları yerli yerinde. Engin İpekoğlu geçtiğimiz yıl umut veren hoca kıvamındaydı. Bu yılki seyahat rehberini göz önüne alınca, kulak memesi kıvamına gelene kadar çırpılmış olduğunu düşünüyorum.
Kocaeli yönetimine ise söylenecek söz yok, gösterilecek örnek var. Eskişehirspor’a bakınız. Adalet dediğimiz şey başka nedir ki?
Gecikmiş düzeltme:
İki hafta önce yayımlanan “Küme düşenler” başlıklı yazımda, nasıl başardım bilmem ama Ali Güneş’i FB ve GS’de oynatmışım. Fotoğraflarda da yine Ali Güneş’in adı Ali Bilgin diye yazılmış. Vallahi Ali Güneş’le bir alıp veremediğim yok. Tamamen tesadüf. Düzeltir, özür dilerim.

“Yahu derbiye gülle gelin demek suç mu”?..
“Anahtar” cümle bu işte!
Alın… İster savunmada kullanın, ister saldırıda, ister takiyede…
İsterseniz olan bitenden bihaberliğinizi kamufle etmek için gülleri kalkan yapın.
Ya da… Farkındasınız Türkiye’nin nereden gelip nereye gittiğinin, farkındasınız futbola enjekte edilen zıkkımın, farkındasınız Galatasaray’ın beynine dolanan sarığın… Farkındasınız ama “kulağınızın üstüne yatmak” istiyorsunuz…Yatırımınız, amiriniz, pozisyonunuz, paranız, puanınız müsait değil itiraz etmeye…
Sarılın “Derbiye gülle gelin demek suç mu” masumiyetine.
Bakın…
Cumhuriyet’in neredeyse tamamını yaşamış Mübeccel teyze, Hakan Şükür’ün sözlerini okuyup “ne yapıyorlar bu ülkeye” diye ağlıyorsa ve eline doğmuş beni arayıp eleştirdiğim için kutluyorsa… Bir de ekliyorsa “ne olur kendine dikkat et” diye…
Bir şeyler ters yöne girmiş bu ülkede.
En azından böyle algılanıyor.
Rahatsızlık veriyor Hakan Şükür’ün “derbide kutlu doğum haftasına layık olalım” cümlesi. Geriyor. Akla kötü şeyler getiriyor. Berbat çağrışımlar, evham yaratıyor. Futbolun, futbolun peşindeki insanların kimyasını bozuyor.
Hiçbiri doğru olmasa bile, sadece bu yüzden söylenmemesi gerekiyor.
Var mı ötesi?
* * *
Her vatandaşın, her yöneticinin, her futbol adamının bir “kendini kandırma” usulü mevcuttur, biliyorum.
Ciddi çıkarları, korkuları hatta kötü niyetleri, bir yere kadar anlayabiliyorum…
Ama merak ediyorum; bazıları kulüp için, gol için, şampiyonluk için, ahbap çavuşluk için nasıl görmezden gelebiliyor olanı biteni?
Nasıl, “Pazar günü gülle gelin demek suç mu” cümlesiyle kendi kendisini aptal yerine koyuyor.
Merak ediyorum.
* * *
Lakin, şaşkın değilim.
Hakan Şükür’ün “periyodik” kılçıklarının, 1 Nisan bağlı gibi “kılıfıyla” birlikte atıldığını öğrendim bunca zamandır.
Hatta, muhtemel savunmasını da yazdım dünkü “kınamamda”.
Dertlerini manalandıramasam da tevil usullerini çok iyi gözlemlemiştim yıllar boyunca.
Eli silaha değmediği halde, darbe mahkemesinde “pişmanım” demeyip yağlı ilmiğe boynunu uzatan 1970 gençliği mazide kalmıştı; şimdi tasavvuf müziği ile çiftetelli zamanıydı.
Hiçbir fikir, delikanlı gibi söylenmiyordu ki günümüzde.
Geç yanından, dön arkasına… “Hop” derse… “Pardon”!
Söyleyen; “Ben gülden bahsetmiştim”
Yardakçısı; “Adam gül dedi”…
Güldürmeyin beni.
Pazar günü bayilere gelen Aydınlık’taki Aydın Cingöz imzalı röportajda, Galatasaray Divan Kurulu Başkanı İrfan Aktar’ın “Galatasaray laik bir camiadır” tespitine ertesi gün verilmiş bir yanıttır Hakan Şükür’ünki.
“Biz buradayız” mesajıdır.
“Galatasaray’dayız ve sapasağlam ayaktayız”!
“Bırakın geri çekilmeyi, yeni fetihler arayışındayız”!
Cemaatçisi de/ tarikatçısı da /ulusalcısı da/ korkağı da/ kaypağı da/ tribün de/ sokak da/ sokaktaki çocuk da bal gibi biliyor bunu.
Şu “gül” lafını kapatın. Delikanlı gibi ne yapacaksanız yapın.
Beni boş verin; Mübeccel Teyze’den alırsınız en uygun yanıtı.

FUTBOL Federasyonu çok yeni. Ama, gelir gelmez çok doğru bir şey yaptılar. Nerede pürüzlü hakem var veya dedikodulu veya torpilli, bir anda hepsine neşteri vurdular. Bir kısmı “Ne olur, ne olmaz” diye bekliyorlar. Bazıları da “Nasıl olsa bize ekmek vermezler” diyerek, bırakıp gittiler.
Bakınız, hakemlik parayla, pulla yapılan bir olay değil. Ama, maç verilmezse bile bir gün Futbol Federasyonu değişir eskisi gelir, “Ben yine at oynatırım” diyenler hala bekliyorlar. Bu bir pencere. Dönelim öbür tarafa.Ligin son 3 haftasına girdik. Dikkatinizi bir şey çekiyor mu? Geçtiğimiz yıllarda düşme ve çıkma maçlarında, özellikle düşme hattındaki maçlarda mafya babaları girerdi devreye. Bu mafya babalarına yakın futbolcular çıkarlardı sahneye. Hakemler vardı. Maçlara tayin edilir edilmez, o maçı iddaadan çıkartan. Ama son 3 haftaya geldik.Bunların hiçbirisi konuşulmuyor. Ne konuşuluyor? Hakem hataları.Bunlar hep oldu olacak. Ama, kasıp kavuran, yakan o meret kelime, çirkin kelime, tehlikeli kelime, maçlara yapışmadığı, bulaşmadığı müddetçe herkesin gönlü rahat olacak. Bence, Futbol Federasyonu daha işe başlar başlamaz bu eylem planını doğru yaptı. Federasyonun başka taraflara da aynen neşteri vurması lazım.Geçen gün Maratonda işten çıkarılanların veya işten çıkarılmaya teşebbüs edilenlerin tekrar işe alındıklarını, Şansal Büyüka iddia etmişti. Ben de tersini iddia etmiştim. Yani işten çıkarılma eylemlerinin sonuna kadar yapıldığını. Israrımda şiddetle devam ediyorum. Yukarıdakilere en son örnek. Eski bir Bursalı yönetici ortaya çıktı. Çaykur Rize-Beşiktaş maçının şike olacağını söyledi. Neden bu iddiada bulundu? Eski maçlara dayanarak. Ama ne oldu? İddiası elinde patladı.Hasan Doğan ve ekibinin destek de verilirse, Türk futboluna çok iyi işler yapacağı fikrindeyim. Çünkü, Hasan Doğan düzgün bir adam veya öyle gözüküyor. İnşaallah benim gibi düşünenleri yanıltmaz. Görünen o ki yanılmayacağımı da zannediyorum.Baba hataları hatırlamazlar3 Büyükler yıllarca ağladılar. “Hakemler bizi doğradı” diye. Ben de onlara dedim ki, “Hep kaybettiklerinden bahsediyorlar.” Ya hakem hatalarıyla kazandıkları. Onları hafızaları almıyor, çöpe atıyorlar. Geçen haftaki Hürriyetin spor ilavesi her şeyi net gösteriyor. Bu yıl 3 takıma yapılan hatalar, hem de baba hatalar alt alta, üst üste, yan yana konulmuş. Galatasaray +5te, Fenerbahçe +1de, Beşiktaş sıfırlamış. Peki bu artılar nereden gelme? Peki bu büyüklere yazılan artılar nereden geliyor? Zavallı küçüklerden. Onların da sesinin çıkacak hali yok.Küfürle besleniyoruz!..SON 2 yılda, 3 büyük takımımızın sahası 18 kere kapanmış. İnanılmaz bir rekor. Bunların bir kısmı küfürden, bir kısmı şiddetten. Ben küfürden dolayı maçın yarıda kalmasına veya küfürden dolayı saha kapatılmasına karşıyım. Eğer, küfür ediyorsa seyirci para cezasını öder. Küfüre devam eder. Bir daha öder, bir daha devam eder veya daha başka bir önlem yaratılır.Mesela diyorum. Küfür maraton tribününden fazla ve devamlı geliyorsa o maraton tribünü kapatılır. Diyeceksiniz ki, “Onlar kale arkasına geçmezler mi?” Bir hafta sonra da orayı kapatırsın. Yanında da para cezası gelir, bu mücadele böyle yapılır. Yani parayı veren, küfürü eder. Çünkü biz küfürle büyüyen bir ülkenin çocuklarıyız. İdare edildiğimiz TBMMdeki oturumlarda küfür dizboyu. Evlerde küfür “Merhaba” gibi.Stat ne zaman kapanmalı? Kesinlikle tribünlerden sahanın içine fiziksel eylemlerde bulunduğunda kapatılmalı. Sahaya madde atarsın, hakemlere gelir, futbolculara gelir. Sahaya atlarsın, hakeme ve futbolculara tecavüze kalkarsın veya edersin. O zaman sahayı okkalı bir şekilde kapatırsın. Kimse de bir şey diyemez. Yani yeni federasyonun bu konuda önümüzdeki yıldan başlayacak şekilde etkin kararlar alması ve uygulaması gerekir.Tabi ki işleri zor. Küfüre sahayı kapatma işini kaldırıp, paraya çevirirlerse susturacaklar. “Siz küfürün yanında mısınız?” diye. Ama bir de bu işin mantığı var. Küfür, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının bir yaşam biçimi. Beslendiği bir olay.Ayhan gol atar veya attırırsaGALATASARAYLI Ayhan Akman, İstanbul BŞB maçında sahanın içinde düştüğü yerden, “Hadi, hadi, hadi ulan” diyor. Hakemin gördüğü yerde, yayıncı kuruluşun görüntüsünden futbolcuya ceza veremezsiniz. Sistem bu.Burada cezayı yiyecek adam kim? Kendisine “Ulan” diyen Ayhanı hakeme şikayet etmeyen yardımcı. Peki Ayhanı kime şikayet etseydi ne olurdu? Sarı kart alırdı. Peki, Ayhan sarı alsaydı ne olurdu? Bu hafta Fenerbahçe maçında oynayamazdı.Soruyorum size: “Ayhan oynanacak Fenerbahçe derbisinde gol atarsa, gol attırırsa ezeli rakibini yıkan adam olursa, bu yardımcı ne olur?” Hiçbir şey. “Ulan” diye kalır. Belki, “ulan” olur.Hakemler penaltıyı, faulü, ofsaytı göremeyebilirler veya kapasitelerine göre karar verirler. Ama bir metreden kendine “Ulan” diyen bir futbolcuya gerekli işlemi yaptıramıyorsa, o hakemden bir halt olmaz. “Ulan” olduğunla kalır ve yüzde yüz puan cetveline tesir eder.Ceza can yakacakCUMARTESİ günü İlhan Cavcavı dinliyorum. Gençlerbirliği Başkanı olarak Trabzon Hüseyin Avni Aker Stadıdan çıkarken. Bu sefer pazar günü İlhan Cavcavı dinliyorum. Ankara 19 Mayıs Stadından Gençlerbirliği OFTAŞ-Kayserispor maçından çıkarken. “Hakem alkol muayenesine gitsin” diyor.Peki, İlhan Cavcav bunu hangi yetkiye dayanarak söylüyor. Gençlerbirliği Başkanı İlhan Cavcav olarak mı, yoksa yoldaki Hasan efendi İlhan Cavcav olarak mı? İlhan Cavcava mutlaka bir ceza çıkar. Ama neye yarar. Cezanın bir hükmü yok. Onun için de Aziz Yıldırım, soyunma odasında kıstırdığı hakeme hakaret eder. Onun için de Yıldırım Demirören ağzına geleni söyler. Bu cezaların kesinlikle para cezası olması gerekir. Hem de okkalı bir şekilde.”A” diyene 50, “B” diyene 100, “AB” diyene 200 lira. Özellikle İlhan Cavcav para cezasını görünce alkolü kendi alır, hakeme içirmez, parayı da ödemez.Alex, G.Sarayda OLSAYDI!..ADNAN Polat, acele ederek İstanbul BŞB maçından çıkar çıkmaz Lincolnü savunmaya kalktı. Ama o Lincoln, Adnan Polatı yalanlarcasına sahanın içinde ne artistlik işler yaptı. Artık öyle bir hale getiriyor ki hakikaten tekme de yese bazı hakemler devam ettiriyorlar. O da yanlış. Hakemlere tavsiyem şu. Top ona geçince, yanaşın. Artistlik yapıyorsa, kendini yere atıyorsa ki bunu mükemmel yapıyor. Sarı kartı gözünün üzerine yapıştırın. Tekmeyi yiyorsa, kararı yapıştırın.Sevgili Adnan Polata da bir tavsiyem var. İstanbul Atatürk Olimpiyat Stadında tribünden maç seyrine aldanmasın. Mesafe çok uzak, iyi seçilmiyor! Demek ki, Alex Galatasarayda oynasaydı, sevgili Adnan Polat her maçtan sonra beyanat verirdi.YARININI düşüneceksin…FUTBOLCULUK güzel bir meslek. Cicim ayları biter, futbolu bırakırsınız. Aldığınızı iyi değerlendirirseniz ondan sonraki hayatınızda zorlanmazsınız. Ama, türlü sıkıntılar geçirirseniz veya hastalıklara maruz kalırsanız, elden ayaktan düşerseniz, sonunuz kötü olur. Kimseyi yanınızda bulamazsınız. Onun için de futbolcular faal oldukları zaman yarınlarını düşünüp, huzurevleri hazırlamalılar. Bunlara ihtiyaçları olur, olmaz. Ama geleceklerini garanti altına alırlar. Önlerinde o kadar çok örnekler var ki sayamazsınız. Hele bir tanesi var, inanılmaz.Erol Togay. Son zamanlarda duyuyorum, eski Federasyon Başkanı Kemal Ulusunun adını kullanarak “Kitap bastırdım” diyerek, bazı zenginlere telefon açıyor. Zaten açamaz, açtırıyor. O zaman, bir organize iş var. Bu verdiğim örnek sadece bir tanesi. Şu aşamada, şu zamanlarda çok kötü durumda olanları biliyorum. Ama bu sütunlarda isimlerini yazmaya elim varmıyor, üzülüyorum.Ne dersiniz futbolcular veya Futbolcular Derneği, bir huzurevi projesine…

Bir gün bu ülkenin başına (daha) büyük dertler açılırsa, kardeş kardeşe düşmanca davranırsa, rejim sallanır halk yerlerde yuvarlanırsa, bilin ki, Hakan Şükür’ün bunda çok emeği olacaktır!
Tabi, Galatasaray’ın kupalarında da emeği vardır. Milli Takım adına da gol atmıştır. Lakin, işin vitrinidir onlar.
Asıl mal, tezgahın altında! Özel günlerde, özel durumlarda, özel emirle çıkarılıp sergilenen sonra katlanıp yeni ve daha özel günler için istiflenen mal!
Kim imal etmiştir bilinmez, ama Türk malı olmadığı kesindir.
***
İlaç gibidir Hakan Şükür…
Cumhuriyet ilkeleri kemirilip ılımlı İslam cübbesi biçilen tesettürlü Türkiye’de futbol üzerinden her türlü operasyona “cesaret ilacı”.
Fedakârdır.
Futboldan kazandığı “dokunulmazlığı” cemaatinin kullanımına açmıştır.
İradesi sağlamdır.
Tıpkı “şeyhi” gibi santim santim, inatla, sebatla, sabırla yürümüş ve hiç de azımsanmayacak kutlu/mutlu günleri görmüştür!
Nasıl başarmıştır?
İnancı sayesinde mi? Derin dini tefekkürüyle mi?
Hayır…
O bildiğimiz meşin yuvarlakla işte.
Futbolda “fenomen” olmasa Hakan Şükür’ü kim takar? Her camide, her tekkede Hakan Şükür gibi binlercesi var.
***
Yine yapmış yapacağını ve kızışmış Türkiye’nin altına “düz ve kuru” bir odun daha atmış:
“Kutlu Doğum Haftası’na layık bir derbi olsun”!
Kutlu Doğum Haftası, yasadışı bir şey mi?
Hayır.
Diyanet İşleri Başkanlığı ve Türkiye Diyanet Vakfı’nın peygamberimizin doğumgününe denk düşen bir organizasyonu.
Tamamen ruhani ve kul ile Allah arasında.
Laikliğe bir diş daha geçirilecek ya…
“Din ve devlet harmanlamasına futboldan kurt deliği açalım”!..
Sorarım; küresel futbola entegre, yarısı yabancı Süper Ligimiz’in şampiyonunu belirleyecek bir derbi, nasıl “Kutlu Doğum Haftası’na layık” oynanır?
Her şeyden önce, futbol gibi buram buram para, rekabet ve şöhret kokan “gavur icadı, popüler kültür aracı” nasıl ibadetin parçası haline gelebilir?
İtiraz etseniz, “Sahaya çıkarken bismillah da demeyecek miyiz” mağduriyeti hazır beklemektedir. Babalanırlar bile:
“Kutlu Doğum Haftası”na mı itiraz ediyorsun”?
Etmiyorum. Benim itirazım onu kullananların niyetine… Kullanılmasına.
Bu ülke en “başarılı” Kutlu Doğum Haftası kutlamasını Sincan’da idrak etmiş, bebelere kuran okuma yarışması düzenlenen “Kudüs Gecesi”, 28 Şubat’ın başlıca gerekçesi haline gelmiştir.
Ne yapacağız derbide şimdi; Hatim mi indireceğiz?
***
Tırmalıyorlar, ırgalıyorlar, sarsıyorlar bu memleketi. Her şeyi kullanıyorlar.
Hakan Şükür gibi kaşıkla verip sapıyla gözümüzü çıkarıyorlar.
Lakin bu gözler göreceğini gördü, insanları tanıdı.
Hakan’ı da biliyoruz çok şükür.
Büyük planın futboldaki mücahitidir kendisi…
Öncelikli bağlılığı Amerika’daki Hoca’yadır. Eşyanın tabiatı gereği öyle olmalıdır. Racon böyledir.
Yani Galatasaray da hikaye… Futbol da… Gol de…
Görünen o ki, bu ülkenin dirliği düzenliği bile.
Her şey ama her şey “varılacak istasyona kadar” beklemek üzerine.
Genç adam… Yüreği kıpır kıpır. Üstelik irade sahibi, fedakâr, başarılı… İlaç gibi.
Tutamıyor kendisini; bekleyemiyor.
Kimbilir belki de zamanı geldi.
Sağ olasın Hakan Şükür!..
Yine becerdin.
Bir tek gün bile bizi müfteri durumuna düşürmedin.

Başkanlığı döneminde hayli eleştirilip başarısız addedilerek görevini bırakması önerilen Özhan Canaydın’ın takımı G.Saray, bu hafta F.Bahçe ile karşılaşacak. Kimin şampiyon olacağı noktasında ciddi bir düğüm olan bu maç önemli. Ancak bundan daha önemlisi hocasız G.Saray’ın halen şampiyonluk yarışında F.Bahçe’nin sırtından düşmemesi. Liglerin bitimine 3 hafta kalmasına rağmen aynı puanla F.Bahçe’yi takip eden G.Saray kendi sahasında oynayacağı bu maçta %51 şanslı gösteriliyor.
Tabii bu matematiksel yaklaşım… Gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini maç sonrası göreceğiz. Psikolojik varsayıma göre ise sezon başından beri kamuoyunda “F.Bahçe şampiyon olur” rüzgarı hakim. İşte 2008 futbol yılı ikinci yarısı yine bir ezeli rekabete bu şartlarda sahip olacak. Öyle veya böyle iş sonuçlanacak. Fakat dedik ya; asıl önemli olan bu sonuçtan önce her iki takımın bugünkü hali… Çünkü bu son durumdan çıkarılacak hayli ders, verilecek hayli cevap var.
Kime bu cevaplar? Şüphesiz Canaydın. Ne diyecek? “Beni başarısız buluyordunuz. Ergun Gürsoy, ‘F.Bahçe kurumsal olarak G.Saray’ın çok önünde” diyordu. Bunlar doğru olabilir. Ama ben iki yıldır yapamadığım stadın temelini attım. 31. haftada da bunca sıkıntıya rağmen takımımı 70-70 eşit puanda bıraktım. Şu halde benim başarısızlığımdan söz edilemez” derse haksız mı?

Tempo, kontrol futboluna karşı
Teknik analiz deyince Türkiye’de akla gelen ilk isimlerden biri olan yazarımız Ömer Üründül de iki takımın taktik düşüncesinin aynılaşmasının maçı bireysel boyuta taşıdığı görüşünde: “Galatasaray ilk 30 dakikada maçı koparmaya çalışıyor. Fenerbahçe bu dönemde oyunu tutamazsa skorda geriye düşebilir. Kezman’ın tek forvet oynaması halinde topu ileride tutmakta zorluk yaşar. Orta saha baskısı geldiğinde Alex ve Kezman bu orta sahaya alan kazandıracak varyasyonları yapamazlar. Fenerbahçe Alex ve Kezmanlı tertiple İnönü’de ilk 30 dakikada oyunun kontrolünü ele aldı ama Beşiktaş’la Galatasaray’ın oyun mantaliteleri çok farklı. Galatasaray etkili takım presi yapabiliyor. Galatasaray’ın dezavantajı, kontrol futbolunu bilmeyişi. Fenerbahçe kontratakla golü bulursa oyunda üstünlüğü ele geçirir.”
ÖMER ÜRÜNDÜL

Hem yaratacağı heyecan, hem de getireceği gelirle TSYD Kupası kadar, belki ondan daha önemli olabilecek bu organizasyonu, TSYD’ye 2 yıldır öneriyorum, ama ses seda yok. Önerim, tüm mesleği temsil edecek, Futbol Oscarları’nın düzenlenmesi.
Statlara giden meslektaşlarımızın oyuyla, Türkiye ’nin her yanından katılımla, yılın takımı, yılın oyuncusu, yılın teknik direktörü seçilmeli. Lig bitmeden, şampiyon belli olmadan bu ödülleri vermeli. Bu sene artık geç. Ama önümüzdeki yıl sponsor gelirleriyle, ödül töreninin canlı yayın hakkıyla TSYD’ye büyük gelir sağlayacak bu organizasyonu düzenlemek lazım. Bu hem ülkede büyük bir heyecan yaratacak, hem de dernek için büyük bir saygınlık kaynağı olacaktır.
Eğer bu yıl bu seçim yapılsaydı sanırım oy çokluğuyla ödülleri alanlar da İstanbul dışından olacaktı.
Yılın takımı Sivas…
Yılın teknik direktörü Bülent Uygun…
Yılın futbolcusu Mehmet Yıldız…
En azından benim oyum tartışmasız şekilde bu üçlüye olurdu.
Her hafta Sivas’ın rakibi olan takımın kadrosuyla karşılaştırıyorum kadrosunu. Hiçbirinden güçlü durmuyorlar. Bugün Mehmet Yıldız dahil, her ne şartta olursa olsun mutlaka transfer edilmesi gereken oyuncu statüsünde kaç oyuncuları var, sorup soruşturuyorum. Neredeyse yok! Hemen tamamı düşme hattından, düşen takımlardan ve alt liglerden gelen bir kadro bu.
Sezon başındaki ideal 11’inden sadece 3 oyuncu Ankaraspor maçında sahadaydı. İdeal savunmasının tamamı yoktu. Balili, Yasir yok, Sedat yok. Petkoviç haftalarca yoktu. Var olanların varlığı da bir sevinç kaynağı değil. Bu belaların herhangi bir büyüğün başına geldiğini düşünün.
Misal Galatasaray’ın tüm savunmasını değil sadece Servet’i 2 maçlığına kaybettiğini (ki, Servet’i hayata döndüren de Sivas)… Ya da onların Balili ’yi kaybetmesi gibi Fenerbahçe’nin Semih’i bu kadar uzun süre kullanamadığını. Yaptıkları Hollywood usulü bir kahramanlık senaryosunu andırıyor.
Diğer maçları da 3 puan
Sivasspor ’un asıl başarısı ise başka bir detayda. Bizim Anadolu topçularının büyük çoğunluğu tüm sezon sadece 6 bilemedin 8 maçta oynar adam gibi. Büyüklere karşı oynanan canlı yayın maçlarında. Sivas bu maçlardan sadece 2’sini kazanabildi. (ilk Trabzon maçını kaybeden sahaya giren 10-15 kişiydi) Sivaslı oyuncular büyük maçlardaki başarısızlıklarına rağmen diğer maçlara konsantre olmanın önemini Anadolu’ya anlattı bu sene. Yani bilineni, alışılmış olanı yıktılar. Asıl önemli olanın standart oyun olduğunu, sistem olduğunu, her maçın 3 puan olduğunu ve sadece yayınlanan maçlarda gösterilen performansın değil, toplam sezonluk ve takım performansının önemini gösterdiler. Bundan güzel ders mi olur? Baştan sona, sondan başa bu dersi okuyun birkaç kez ve ezberleyin.
Sivas yine tarihin önemli derslerinden birini veriyor bu ulusa. Çok basit, ama şahane bir ders bu.
İşte bu yüzden:
Yılın takımı Sivasspor, yılın teknik direktörü Bülent Uygun, yılın futbolcusu Mehmet Yıldız…
İnönü’yü yık ama
Dolmabahçe Sarayı zamanının en çirkin yapılarından biri. Bir Topkapı Sarayı’nın mütevazı şıklığına bakın bir de Dolmabahçe’nin rüküşlüğüne. Arkasındaki Swissotel ise tam siluet katliamı. Geç arkaya, Gökkafes planlanan haliyle şıktı, ama yapılan hali skandal. Ve İnönü Stadı. Beşiktaş’ın yıkıp yeniden yapma projesi iyi, hatta çok iyi bu haliyle. Sonuna kadar destekliyorum. Bu Beşiktaş’ı zenginleştirecek bir plan. Nişantaşı’nı, Maçka’yı aşağı indirecek. İyi taraftarının yanına zengin müşteri ekleyecek bir çalışma. Anıtlar ve Belediye kabul etmeli. Bir şartla tabii. Yık yap, ama ‘İstanbul ’un en kilit trafik noktasını da hallet’denmeli. Sahilden geçen yolu yerin altına indir. Ve yukarıdan gelen Taksim trafiğini de bir kavşakla aç. Hem Beşiktaş kazansın, hem İstanbul!
Terim beni ikna etti
Geçen hafta geniş bir gazeteci grubu Fatih Terim ’i ağırladık bir akşam yemeğinde. Çata çat bir muhabbet oldu. Tartışmalar da oldu, uzlaşmalar da. Sıkıntıların çoğunun ortak olduğu ortaya çıktı. ‘Terim’in 2010 takımı bugün hazır’ deyişi gecenin en parlak açıklamasıydı. İlginç ve insanı rahatlatan çalışmaları anlattı Terim. Bugünlerde okursunuz sayfalarda. Ben sadece takımın direncinin ve gücünün bir ayda artacağının müjdesini verebilirim. Ve Terim’in hem Milli Takım kadrosunda bazı sürprizler yapabileceğinin, hem de şampiyona sonrası kariyeriyle ilgili ilginç haberleri duyabileceğinizi söyleyebilirim. Evet, biraz muğlâk oldu yazdıklarım. Ama şunu söyleyebilirim ki Terim beni ikna etti. Ve zaten bunları yazabileceğimiz koskoca bir buçuk ay var önümüzde.
UEFA’ya kim gidecek?
Kayınpeder Kemal Bey’den bir soru. Çıkın bakalım işin içinden. Diyelim Gençler düştü (söylemek bile içimi sızlatıyor ya) ve kupayı aldı. Yönetim planladığı gibi kulüpleri ters yüz değiştirdi. Oftaş birinci ligde, Gençler süper ligde kaldı. Peki UEFA’ya kim gidecek? Garabet İlhan Cavcav’ın bu hafta yaptığı açıklamalardan bile garip. Ankaragücü’nün başkanına başkan beğendiremiyoruz. Belediye başkanın oğlu Brezilya’da futbol okulu kurmayı düşünüyor. Ah benim başkentim. Ankara ’nın taşına bak! Gözlerimin yaşına bak!
Çizgi hakemi lazım
2 hakem denendi. Almanya sarı ve kırmızı karta ilaveten mavi kartı denedi. Mavi kart gören 10 dakika dışarı çıkıyordu, buz hokeyi misali. Brezilya hakemlerin eline sprey boya verip baraj çizdirdi. İzni alıp deniyorsunuz. Becerirseniz tüm dünya uyguluyor. Bizim de bir katkımız olsun. Çizgi hakemi deneyelim. Yardımcı hakemlerin olmadığı köşelere iki çizgi hakemi koyalım, hem yardımcıların yükü hafiflesin, hem şu çizgi tartışması tamamen bitsin. Sonra sırada ceza sahası hakemi var.

Futbolda ortam gerildi, ayakkabılar bile delindi. Oysa ‘pardon’ diyen yokHükümsüz yönetici ‘Şike’ iddiası ortaya atar, 105 yıllık kulüp bunu ciddiye alır, bir başkan hakem için ‘alkol kontrolü’ ister, bir diğeri ‘dayak serbest’ derse, ‘Lincoln fotoğrafı’ da bu camiaya müstehak olurAzgIn teke gibi bizim futbol alemi. Kimsenin dilinin kemiği yok. Sallıyor da sallıyorlar. Sadece son bir haftaya bakın. Kocaman bir Yaşar Kemal romanı çıkar. Çarşaf çarşaf hem de… Mühim olan futbol. Ama aktörler için biçilmiş sanki roller. Oynayan oynayana! Bakın mesela şu Bursa cephesinden gelen saçmasapan iddia… Beşiktaş Rize’de şike yapacak. Açıklama yazılı. Yapan eski yönetici (Lemi Keskin)… Taktiğe bak. Yenisi, görevdeki, sorumlusu değil eskisi bülteni hazırlıyor. Tam bir komedi. Fakat kelebek etkisi yaratıyor.Yoksa Beşiktaş Menajeri Sinan Engin, Tuhaf isimli bir adam çıktı. Şike iddiasında bulundu. Böyle birşey olmadığını tüm Türkiye gördü şeklinde açıklama yapar mı?Yapıyor… Beşiktaş gibi 105 yıllık kulübü şike malzemesi yapan adamın muhatap alınıp açıklama yapılması bile bir fecaat. Ya da bu açıklama zorunluluğu acı bir Türkiye dramı…*** TUHAFLIK bitmiyor… Duayen başkan İlhan Cavcav, 41 yaşında ilk Süper Lig maçına çıkan hakem Taner Gizlenci için G.Birliği Oftaş-Kayserispor karşılaşmasının ardından bombayı patlatıyor: Alkol kontrolü yapılsın. Yok daha neler! Maç 15.00′da oynandı. Hakemin kahvaltıda içmiş olması lazım. Ya da heyecanın bastırmak için maç öncesi 2 tek atması..Yapılsın valla… Ama herkese. Ağzına geleni söyleyen, aldığı cezanın hiçbir özelliği olmayan yöneticilere de. Sahada cinayete teşebbüs eden futbolculara da. Yorumculara da. Hatta seyirciye de… Gerçi sadece medeniyetin beşiği İngiltere’de bu yasak var. Hatta sigara bile tüttüremiyor oradaki futbolseverler.***BUNUNLA bitmiyor vukuatları bizim alemin. Oftaş’ın örnek gösterilecek teknik direkörü Osman Özdemir mesela. Maçı terkediyor. Sebebi ise bakın neymiş: Hakem kararlarına çok sinirlendim. Biraz daha beklesem oyundan atılacaktım. Hakem arkadaşa o şansı vermedim. Oftaş’la 1-1 berabere kalan Kayseri’nin menajeri Süleyman Hurma’nın yaklaşımı daha bir ilginç:Oftaş faullü oynayan bir takım. Aynı şeyi başkaları yaptığında ağlamayacaklar. Kaptanlarına da söyledim bunu. Güler misin, ağlar mısın… En iddiasız maçta olan skandallara bakın.*** İDDİALI maçlar çok mu farklı? G.Saray, 1 ay önce Kalli’yi gönderince Belediye’nin hocasına teklif yapıyor. Olmuyor transfer işi! Daha önemlisi Necati, Aydın gibi futbolcuları var Belediye’de G.Saray’ın.Durumu ‘fair’ bulan rakipler olaya ‘gaz’ döküyor, ortam geriliyor. Sonrasında tekmelerle kramponu yırtılıyor Lincoln’ün.. Yırtan F.Bahçe’nin kiralık oyuncusu Kerim Zengin.. Kendi kalesine golü atan da. Eee! Ne senaryosu çıkar bundan. Çıkmaz ama çıkartır bizim futbol cemaati..G.Saray Başkanı da ‘Bize atılan dayak serbest, Lincoln’ü her takım dövebilir’ diyor. İsyanı yerli, ya da yersiz. Ama gerçek şu ki, kramponun yırtılmasını sağlayan gerginliği yaratan bu caima. Gerersen ortamı, yırtılır o krampon arkadaş! Sonra Kayseri, A.Gücü’ne ‘Satılmış’ diye bağırır tabii!***GEÇEN haftaya bakınca ilk 4 takım 4′te 4 yapıyor. En çok şaibe iması yapılan maçlarda hem de. Olay bu kadar basit yani. Fakat bir deli kuyuya taş atacak, takımlar sonra çıkıp normal futbol oynayacak.Şaka gibi! Maalesef yaklaşım bu. Peki bu sözleri edenler ‘pardon’ diyecek mi? Asla… Futbola başka açıdan bakmak lazım. Sezon (hayat) koşuşturmacanın içinde geçip gidiyor. Oysa bir dursak… Bir dursak da sezona (hayata) yeniden baksak. Ne keyifler, ne güzellikler var… Uzun uzun seyredilecek, ağır ağır tadına varılacak. (Bir reklamın ‘hayat’lı versiyonu uyarlanmıştır.)*****Necati, Yusuf, Fahri gibilerin suçu nedir?YUSUF eski Fenerli. 90 dakika ıslıklanıyor. Necati eski G.Saraylı. Kahraman gibi alkışlanıyor. Beşiktaş’ın Rize’deki kiralık adamı Fahri oynama şansı bile bulamıyor. Kerim, F.Bahçe’nin Bld.’deki kiralık oyuncusu, kendi kalesine gol atıyor. F.Bahçe’ye de bir gol atmıştı. Aynı hafta 4 farklı tablo. Hangisi doğru peki? İşte futbol böylesi kadersel durumları aynı anda insana öğretiyor. Hele de böylesi cilveleriyle…*****50. sezona yakışan şampiyonluk yarışıGARİP bir zirve heyecanı yaşıyoruz. Oysa R.Madrid, Inter, B.Münih gibi önemli liglerin liderleri şampiyonluğa rahatça koşuyor. Ancak bizim ligimiz öyle değil. Son 3 haftaya giriyoruz. Ancak matematiksel olarak F.Bahçe, 4. bitirip Intertoto’luk olabilir. Zira Sivas’ı şampiyon görebiliriz. 50. sezona da zaten böylesi heyecanlı bir lig yakışırdı. Öyle de oluyor.*****Fener’in G.Saray’a göre önemli artısı!G.SARAY tribünleri 3 haftadır hocanız arma’nızdır pankartı asıyor. Son operasyondan sonra belki Cevat Güler için derbide birşeyler yaparlar. Sonuçta hoca kim belli değil ama Cevat Güler bir simge!Peki, yeni F.Bahçe kurgusuyla Cimbom F.Bahçe’yi yenebilir mi? Bir orta alan savaşı olacağı kesin. Ancak nereden bakarsanız bakın G.Saray’ın orta sahası top özürlü. Evet, Zico’nun işi zorlaştı ama olağanüstü gelişmeler olmazsa favori F.Bahçe.*****’Çakma’ Ronaldinho gerçeği…HAFTANIN en iyi esprisiydi Kemal Unakıtan’ınki. Eskişehir’e ‘çakma Ronaldinho’ istedi bakan. Bunlar bütünüyle reklam kokan hareketler. Ancak Türkiye’de yabancı futbolcu transferi işte bu zihniyetle yapılıyor. Forma satmak, taraftarı kandırmak için. Sonrası felaket. Hatta iş öyle bir hal alıyor ki, bugün 10 yabancı deneyen Manisa ligde can çekişiyor. Vahim bir tablo yani!*****Dereli, Ahmet Çakar’ın yolundaBİR hakemin hata lüksü vardır. Ama her maçta bir hakem formsuz olabilir mi? Selçuk Dereli bunu başaran nadir hakemlerimizden. Adını yaptığı hatalarla hakemlik tarihine altın harflerle yazdırıyor. İstanbul BŞ-G.Saray maçının kasetini yeniden izleme cesareti olursa bir baksın. Bir de artan kilosuyla, Ahmet Çakar’ın hakemliğinin son dönemine benzetiyorum kendisini… Haberi olsun!*****Sinan Engin ile hakem Bülent Yıldırım birbirlerine bakıp, güzel güzel gülüyorlardı. Hep böyle devam ederler inşallah. (Allah muhabbetlerini artırsın modu)Erdoğan Arıca (Ç.Rize Teknik Direktörü)*****Allah yardım ediyor. Destan yazmaya başladık, devam da ediyoruz. Kitabın bir önsüzü vardı yazdık. Bir de sonsözü var. Onu da 3 haftasonra yazacağız.Bülent Uygun (Sivasspor Teknik Direktörü)