Maç Yorumları,Futbol Yorumları , Transfer Haberleri

Bir tarafta şampiyonluğun ince çizgisi üzerinde yürüyen rahat takım vardı, diğer yanda ise yürümek yerine koşmayı tercih eden isteklisi. Koca bir sezonun raconunun kesileceği 90 dakikada, oynamadan kazanacaklarını sananların, gerçek dünya ile tekrar tanışmasını izledik aslında. Şampiyonlar Ligi’ndeki tecrübenin bu maça yansımasını, beklenen Galatasaray presi karşısında pas üçgenleri ile oyunun kontrol edilmesini bekledik. Ayrıca rakibin sahasında karşılanarak sahadaki ateşin daha yanmadan söndürülmesi de gerekiyordu. Bir başka nokta Maldonado’nun Lincoln’e karşı tercih edilmesiydi. Şilili’nin hamle zamanlaması ile rakibi faulsüz karşılama ihtimali, seçilme nedeniydi. Ama Lincoln yoktu, Selçuk yine kulübedeydi.”Al gülüm ver gülüm” devam ederken Volkan’ın hatası bir anda dengeleri bozdu. Ayrıntıların ön plana çıkacağı belliydi. Açıkçası Fenerbahçe kalecisinin pişmiş aşa su katma kontenjanını uzun süre önce doldurduğunu düşünürken, yine yanlış bir zamanlama ile golü rakibine armağan etmesi ile karşılaştık. ZİCO’YU ELEŞTİRMEYECEĞİM! İkinci yarıya dikilen gözlerimiz Fenerbahçe’yi ayağa kaldıracak hamleleri ararken, yine Galatasaray, her türlü alternatifi çöpe attıracak isteğiyle, yardımlaşmasını sahaya koydu. Mağlup gibi oynamaya başladılar, Fenerbahçe’yi yumuşak karnından vurdular. Alex’e endekslenen rakibinin, o topun doğru şekillenecek karar vuruşlarına erişmesini engellediler. Bazı maçları yıldızlarınız ile kazanırsınız, bazılarını yüreğinizle… Bunların hepsini yapsanız da kaybedecekleriniz olabilir. Önemli olan yapmaya çalışmanızdır. Fenerbahçe’nin Ali Sami Yen’de yolunu kaybettiğini, doğrularına ulaşamadığını, geçmiş yanlışlarının ısrarı ile kısır fikirlerden medet umduğunu söylememiz yanlış olmaz. Zico için eleştiri getirmeyeceğim. Zaten şimdi yazacaklarımızın benzerlerini bir çok kez belirttik. Fenerbahçeliler farklı olmaya devam etmek istiyorlarsa, bu takımın belinin neden kırıldığını bir saniyelik karar yanlışlığında aramasınlar. Faturanın adresini ve maddelerini doğru seçsinler. Galatasaray ligin son iki maçına, cebine bir beraberlik opsiyonunu da koyarak giriyor. Uzun seneler sonra “kurt” olmayı başardı, kendi işini “kendi” gördü. Şampiyonun adını koyma fırsatını yakaladı.

Fenerbahçe, derbinin favorisiydi. Galatasaray’ın rakibini durdurmak ve kazanmak için tek yolu sahada savaşmaktı. Tribünler bayram yerini andıryordu. Adnan Polat eski başkanları ve hocaları da davet ederek camiada müthiş bir sinerji yarattı. Filozof Quinlan Vos şöyle der: “Tehlikeye atılmadıkça yarışı kazanmak, mücadeleyi, göze almadıkça da zaferi elde etmek mümkün değildir.”
Lincoln’ün yokluğunda Galatasaray, Fenerbahçe’ye karşı iki forvetle dikildi. İlk 45 dakikada Galatasaray’ın “Avrupalı ruhu” sahadaydı. Zihinsel olarak derbiye yeterince hazırlanmayan Fenerbahçe’nin tek ciddi pozisyonu olmadı. Çünkü Galatasaraylı oyuncular sahanın her yerinde pres yaptı, rakibe top kullanacak boş alan bırakmadı.
Kanatları Sabri-Barış ve Balta-Arda ikilisiyle akıllı kullanıyorlardı. Mehmet Topal, büyük yıldız Alex’e top aldırmıyordu. Galatasaray rakip kaleye kadar organize olarak geliyor ama final paslarında isabeti yakalayamıyordu. Nonda rakip defansın arkasına kaçarken ofsayta düşmeseydi Galatasaray golü erken bulacaktı.
Zico’nun sakat olan kaleci Volkan’ı oynatması büyük riskti; bedeli ağır oldu. Volkan’ın yumruklayamadığı topu Nonda boş kaleye gol olarak değerlendirdi. Brezilyalı hocanın Vederson dururken Uğur’u savunmanın solunda oynatması Galatasaray’ın işine geldi. Barış ve Sabri o bölgeyi fazlasıyla yıprattı.
ALKIŞLAR CEVAT HOCAYA
İkinci yarı Galatasaray skoru korumak için kalesine kapanınca topa daha çok sahip olan Fenerbahçe’ydi. Risk alıp çok adamla Galatasaray’ın üzerine giden Fenerbahçe, savunmasında derin boşluklar verdi. Ayhan ve Sabri “Golü ben atayım” saplantısına girmeseydi ve ayaklarındaki topu Arda’ya, Karan’a aktarsalardı Galatasaray farklı kazanırdı.
4′te 4 yapan Cevat hocanın bu başarısını alkışlamak gerekir. Galatasaray derbide takım disiplininden taviz vermedi. Savunmada Servet-Emre ikilisi yürekleriyle oynadı. Balta ile Topal kritik pozisyonlarda çok iyi kademeye girdi. Sonuçta “Hocası yok” denilen Galatasaray yüreğini koyarak oynadığı derbiyi hak ederek kazandı. Galatasaray için; deplasmandaki Sivas maçını oynamadan “Şampiyon oldu” demek hata olur. En büyük tehlike rehavettir.

Bugün takım sporlarında atletik becerilerin, kolektif savaşmanın, daha çok istemenin getirdiği artılar hiç tartışılmayacak gerçekler. G.Saray’ın evinde oynamanın yaratığı enerjiyi de arkasına alarak kurduğu büyük baskı, muhtemel golün de habercisiydi. Nonda’ya nasip olan bu tarihi gol, onun çalışkanlığına çok değerli bir ödül oldu.
Basketbolda boyalı bölge dediğimiz üç saniye koridorunun, yani pota altı civarını koruyamazsan kazanamazsın. Futbolda karşılığı olan ceza alanı içini Servet, Emre ve Aykut, son dakikalarda da hemen hemen hepsi öylesine bir kararttılar ki, F.Bahçe’ye gerçek bir pozisyon şansı yarattırmadılar. G.Saray tamamen kapandığı anlarda belki ciddi risk aldı. Ama dün kazananın yanında olması gereken şans ve başarılı defans derinliği onlarlaydı. Çabaları ve arzuları bir dünya derbisini zaferle kapatmanın büyük mutluluğunu, onurunu yaşattı sarı-kırmızılılara.
Sahaya spor salonundan basketbolcu gözüyle bakınca çok değerli tablolar vardı. Birbirlerine olabildiğince dostça davranan iki takım futbolcuları… G.Saray’ın yaşayan hemen tüm başkanlarını stata buluşturan zihniyet… Çekinmeden maç davetine eşiyle koşarak gelen Feldkamp… Rahmetli Değer Ağabey’in Türk sporuna kattıklarının anıldığı, böyle bir derbi öncesi için önemli olan saygılı duruş.. Galibiyeti önce Feldkamp ve eşiyle sarılarak kutlayan Adnan Sezgin…
70 MİLYON İNSAN…
Michael Jordan, bütün zamanların en büyük basketbolcusu. Birebir herkesi geçebildiği için. Lefter gibi, Rıdvan gibi. Oyunun asistlerini her gece yaratabildiği için. Alex gibi, Lincoln gibi. Her maç skoru kaydedebildiği için. Semih gibi, Hagi gibi. Kısacası onu Jordan ve eşsiz yapan, ondaki yaratabilme ve kontrol gücü. Ben, dünyaya gelmemizin en önemli realitesinin işimize, ofisimize, takımımıza, ne ile uğraşıyorsak, çevremize ve insanlığa iyi şeyler yaratabilmek için olduğuna inanıyorum.
Dün gece G.Saray kazandı. F.Bahçe, Avrupa başarılarıyla taraflı tarafsız milyonları sokağa döktü. Bu güzel tabloları yaratabilme gücüne sahip olanların bundan sonraki haftalarda da aynı değeri ve sürekliliği ortaya koymaları büyük futbol endüstrisine daha da büyük değer katacaktır. Maçın, hatta şampiyonluğun sonucunu kabullenip yarınları daha iyi yaratabilme gücü bu 70 milyon deli spor enerjili insanın da katkılarıyla Türk sporunu ve futbolunu yukarılara çıkaracak.

BEN bu sezon bu kadar bitmiş, topu kullanamayan bir F.Bahçe görmedim. Sen çok önemli bir maça çıkıyorsun. Derbi, ezeli rekabet, şampiyonluğa doğrudan etki edecek bir maç.
Topu pas yaparak ileri doğru kullanamayan bir takım vardı dün sahada. Topu kullanamadığı gibi en ufak bir preste de kaybediyorlar. Her ikili mücadelede top kaybı yaptı F.Bahçe.Fenerbahçe buraya puan farkıyla gelmeliydi. O vakit daha rahat oynardı. Peki ne oldu? Puan puana geldiler. G.Saray doğal olarak ayağına kadar gelen fırsatı tepmedi. Çok fazla gol pozisyonu üretemeseler de ikili mücadeleleri kazandı sarı kırmızılı takım. F.Bahçenin yediği gol bir facia. Kaleci Volkanın böylesine önemli bir maçta bu tür bir hata yapmamalıydı. Kezman bildiğimiz Kezman. Aurelio varla yok arası. Deivid de öyle. Alex sahada hiç yok. Uğur Boral, Kezmanla beraber devamlı topu kaybeden pozisyonda. Semih girdikten sonra F.Bahçe biraz ileriye gider gibi oldu. Ancak, Alexin sağ ayağına gelen top dışında pozisyonu yoktu F.Bahçenin.Bileğinin hakkıylaÜmit Karan devamlı hakeme itiraz etti, Barış hep faullü oynadı ama sürekli gözden kaçtı. G.Saray daha çok mücadele etti, daha çok koştu, daha fazla istedi ve kazandı.Maçtan önce korktuğum başıma geldi. F.Bahçe yavaş oynadı, presi yiyince çıkamadı. Avrupa maçlarındaki gibi ikili mücadeleye girip süratli oynamalarını beklerdim ama olmadı. Dörtte birini bile yapmadı.Galatasaray bu maçta hile mi yaptı? Hayır. Bileğinin hakkıyla kazandı. Fenerin bu durumlara düşmemesi lazımdı. Fenerin Ali Sami Yen Stadına puan farkıyla gelmesi lazımdı. Ukalalığından bu duruma düştü. Şimdi ayıkla pirincin taşını. G.Sarayı tebrik etmek lazım. Doksan dakika boyunca bir rakibe üç kişi baskı yaptı, hep koştular. Demekki bu galibiyeti ve şampiyonluğu onlar daha çok istiyormuş.

Eğer Süper Lig’deki 13 takım için başarı ölçüsü kümede kalmaksa, evet Bursaspor sanırım istediğini elde etti bu sezon… Emeği geçen herkese, sporculara, teknik kadroya ve diğerlerine tebrikler…
Lâkin zaten sadece 3 takım küme düşecekti, bugün ligde 6 ile 15’inci sıra arasında yer alan takımların büyük bir mücadele verip, Kasımpaşa, Rize ve Manisa’yı geride bırakmayı başardıklarını söylemek güç… Zira son 3 sırada yer alan 3 ekip de Kadri Özcan, Giray Bulak ve Saffet Susiç’i gönderdikleri gün intihar etmişlerdi zaten… Üstelik bir hatırlatma daha yapmak lazım, geçen sezonun sonunda düşenler Antalya’yla Erciyes’ken, sevinenler Rize ile Manisa’ydı… Bugünün sevinenlerinden biri olan Bursa da, oynadığı (pardon oynamadığı, hatta oynamaya pek de niyeti olmadığı) bu futbola bakıp öz eleştiri yapmalıdır yeni sezon öncesinde…
Ali Aydın imitasyonu
Bursa’nın savunma dörtlüsünün üç buçuğu (kısmen Ömer Aysan hariç) Egemen, Ö.Erdoğan ve İ.Güldüren’in oyun kurma konusunda hiçbir katkıları olmadığı gibi, hiçbir çabaları da yok. Üstelik bütün meziyeti adam döver gibi kart göstermek olan kötü bir Ali Aydın imitasyonunun, sahada gezerek bu üçlünün futbol dışı hamlelerine göz yummasıyla rakipleri de oyun oynama şansı bulamıyorlar.
Samet Aybaba, iki son durak oyuncusu, sadece duran toplarda ortaya çıkan Romaschenko ile, yüzüne baktığınızda kendisi mi yoksa çocukları mı 30 yaşındadır tereddütü yaşadığınız Tum’la gol arıyormuş gibi yapıyor. Ligin en iyi 30 yerli oyuncusundan ikisini, Sinan Kaloğlu ve Volkan Şen’i kullanmak için skorun 2-0, dakikanın da 65 olmasını bekliyor.
Intertoto Kupası biletine yakın gözüken Beşiktaş’ın bu sezon 2 farklı yenebildiği sadece 4 takım var ve Bursaspor, siyah-beyazlılardan İnönü’nün dışında iki (ve daha fazla) fark yiyebilen ilk ekip oluyor. İki Tigana kazanımı, Serdar ve Bobo oyuna girene dek, akılda şöyle bir soru oluşturan bir oyun var: “Holosko’nun oynadığı futbolsa diğerlerinin oynadığı ne, veya bunlar futbol oynuyorsa Holosko ne yapıyor?”
Bursalılar, şiddet imasını gözümüzün içine sokarak, üstelik (sporcuların elindeki pankarttan anlaşıldığı üzere) buna takım elbiselilerden destek de alarak yapay bir kavga ortamı oluşturmaya çalışıyorlar, ama futbol takımlarının 180 dakikada ezeli rakibine(!) karşı bir buçuk pozisyonu yok! Sahada 3 turuncu pabuçlu, Volkan Şen, İsmail Özgür ve Veli de olmasa, her şey kara, gerçekten her şey kapkara…

Mondragon, Tomas ve Song daha bir yıl önce Galatasaray’ın oyununun temeli olarak görülüyordu. Sarı-kırmızılıların Gerets’le hücuma yönelmiş, ama takım savunması açısından kırılganlaşmış tarzının sigortası onlardı. Bu yıl Kalli’yle iyice hücumperver olan takımda 1 yıl geçmeden başka bir üçlü işbaşında. Emre, Servet ve Aykut’la geçen yılın mart ve nisanından çok daha az yenilen bir dönem yaşanıyor. Bunda kuşkusuz bu üçlüyü tamamlamakla kalmayıp, hücum yönüne destek veren büyük aşama kaydeden Mehmet Topal’ın da payı büyük.
Krizi yönetebilecek beyin var mı!
Yeni teknik oluşum bu en azından lig ölçüsünde başarılı ekibi güçlendirecek bir hamle daha yaptı. İBB maçıyla birlikte santrfor sayısını azaltıp, hücumcu orta saha ya da forvet oyuncularını iki yönlü defansif katkısı yüksek oyuncularla harmanlayan bir oyun seçildi. Ligin iyi pas oyunu oynayan takımlarından Belediye’ye pozisyon vermeden maçı kopardılar.
Buna benzer bir oyunu, kupa serisinde Fenerbahçe’ye karşı da oynamışlardı. Özellikle Kadıköy’deki maçta, evinde Şampiyonlar Ligi standardından dahi çok iyi oynayan sarı-lacivertlileri sıkıntıya soktular.
Fenerbahçe’nin etkili kanatlarını 2’li 3’lü kademelerle karşılıyor, Fenerbahçe göbeğe dönünce ters kanattakilerin ve savunmanın yaklaşmasıyla Fenerbahçe’yi kapana kıstırıyorlardı. Bu dar alan oyunundan çıkışın yolu ani ters toplar ve hızlı top çevirmeyle boş alana topu geçirmekti, ama Fenerbahçe’nin oyun tarzında bu pek yok. Böyle olunca alışılmışın çok uzağında, zor pozisyona giren bir ekibe döndü Fenerbahçe. Galatasaray, İBB maçında bunun provasını gayet iyi yaptı.
Bu oyunu bir kez daha sahaya koymak peşinde olacaklar. İleride 3 oyuncu için Arda, Lincoln ve Ümit Karan muhtemel isimler. Arda ve Ümit 2 kanatta rakibi zorlarken Lincoln serbest kalacak. Arkadan da 3 sert oyuncuyla Fenerbahçe’nin artistik ayaklarını dar alana sıkıştıracaklar. Kupa serisinde olan buydu.
Pazar günü de Galatasaray bunun peşinde olacak. Bu oyunla ve ev sahibi olması dolayısıyla Galatasaray’ı avantajlı görüyorum. Ancak onlar için sıkıntı Fenerbahçe’nin öne geçmesiyle ya da Zico’nun sürpriz bir hamlesiyle doğabilir. Çünkü maç içinde krizi yönetebilecek bir beyin var mıdır? Ya da bu kimdir gibi sorular var Galatasaray’da. Kriz anında olaya el koyacak ve hamleyi yapacak, hamleye cevap verecek olan kim? Tek, ama büyük dezavantaj da bu!

Geçen hafta sistemini tek forvet arkası, kalabalık orta saha şeklinde özetlenebilecek bir dizilişe çeviren Galatasaray, ezeli rakibi Fenerbahçe karşısında bu yeni sistemiyle ne kadar avantajlı?
Sistem yeni değil. Galatasaray bu sezon iki ön libero ile oynadığı ciddi maçları kaybetmedi. Fenerbahçe hem Avrupa’da hem de Süper Lig’de iki ön libero, tek forvet oynayarak ve bu sisteminden taviz vermeyerek başarıyı yakaladı.
Galatasaray’ın 4-4-1-1 oynaması çok doğru bir karar. Çağımız futbolunda orta sahayı tuturak oynamak çok önemli. İki ön liberolu sistemde Lincoln serbestlik kazanıyor, daha çok topla buluşuyor ve daha geniş alanda oynayabiliyor. Mehmet Topal-Ayhan ikilisi birbirleriyle iyi anlaşıyor. Ayhan her ne kadar Aurelio kadar formda olmasa bile savunma yaptığı gibi hücuma da destek verebiliyor.
- Galatasaray Süper Lig’in zirvesine oturmak için kazanmak zorunda. Üç puanın reçetesi nedir?
Fenerbahçe kanatları çok iyi kullanan ve ayağa isabetli pas yapabilen bir takım. Ayrıca hem kaliteli hem de birbirlerini iyi tanıyan oyunculardan kurulu uyuma sahip.
Galatasaray, Gökhan Gönül-Deivid, Vederson-Uğur Boral ikililerinin kanat bindirmeleri yapmalarını mutlaka engellemeli. Yani Galatasaray kanatlarda hiç boşluk bırakmamalı.
Benim söylediklerimi “Sağır Sultan” duydu ama hiçbir kulübün hocası duymadı; Alex’in yapacağı “Dip” koşularına çok dikkat edilmeli.
Fenerbahçe hücuma çıktığında Alex daima göz hapsinde tutulmalı. Dikkat, sabır ve sakinlik bu derbinin şifresi. Emre-Servet ikilisi ayağındaki topları gelişi güzel ileri vurmamalı. Kaleci Aykut mümkün olduğu kadar topu oyuna elle sokmalı. Çünkü tek forvet oynadığında ileri amaçsız vurulan toplar rakibin işine yarar.
Fenerbahçe’nin duran top üstünlüğü var. Aldığım bir bilgiye göre; Zico bir idmanı sadece duran top çalışmasına ayırıyormuş.
Galatasaray savunması ceza alanı içinde adam paylaşımına dikkat etmeli.
SEYİRCİ MAÇI YAŞAMALI
- İşler kötü giderse kaderi değiştirebilicek müdahale nasıl ve nereden gelir? Derbiler satranç gibidir. Satranç ustaları en iyi piyonunu ilk anda sürmez. Eğer gemiler yakılacaksa bunun zamanı son 20 dakikadır.
Galatasaray iki forvete oyun içinde dönse bile iki ön liberodan asla vazgeçmemelidir. Üstelik kulübede sarı-kırmızılı takım adına oyunu değiştirecek futbolcu zenginliği Fenerbahçe’de olduğu kadar güçlü değil.
- Galatasaray seyircisi ne yapmalı?
Kadıköy’de Fenerbahçe seyircisinin uyguladığı baskı Galatasaraylı futbolcuların sinir katsayısını yükseltiyor. Ancak Fenerbahçeli oyuncular tersine rakip tribünlerin gerginliğinden besleniyor.
Galatasaray seyircisi, İngilizler gibi takımıyla birlikte maçı oynamalı. Aklını ve desteğini tamamen takımına vermeli.

Üç ihtimalin ikisi Fenerbahçe’yi liderlikte tutuyor. Ancak hafta başından beri Samandıra’dan gelen haberler tüm hazırlıkların mutlak galibiyet parolasıyla yapıldığını gösteriyor. Fenerbahçe bu kritik derbide nasıl ve ne için oynamalı? Zico, oynaması gerektiği halde birçok maçta taktiğini ve isteğini değiştirmedi. Takımını hiçbir zaman geride tutmadı. Bu maçta da “ikili averaj lehime” diye düşünmeyecek ve galibiyet için taktiğini kuracaktır. Zaten Galatasaray takımının sürekli tedbir üretmesi de bu yüzden. Orta sahadaki oyuncu sayısını çoğaltması, takım direncini artırmaya yönelmesi, Alex’e çareler araması, Fenerbahçe’nin bu maçtaki gücünü de ortaya koyuyor. İlginçtir, kazanması gereken Galatasaray olmasına rağmen, yenilmemeyi daha çok düşünen de Galatasaray. Maç beraberliğe bağlanacak gibi gözüküyor. Zico’nun Alex’in ayaklarına mahkum olmuş hücum aksiyonlarına Semih dışında bir alternatif bulması, Fenerbahçe’nin işini çok kolaylaştırır. - Fenerbahçe neden kaybetmez? Tek forvetli oynayan Chelsea bile Fenerbahçe’ye karşı pozisyon bulmakta zorlanmışsa, Galatasaray’ın işi çok zor. Bu sene birçok üst düzey maç oynadı Fenerbahçe ve hiç birinde sahadan başı eğik ayrılmadı. Bu tecrübeye ve güvene sahip olarak Ali Sami Yen’de oynayacak. Galatasaray’ın bu sezon ortaya koyduğu performansı, dokuz kişi kalmadığı sürece Fenerbahçe’yi yenmeye yetmez. ÖNE GEÇERSE FARK ATABİLİR - Galatasaray’ın “Teknik direktörsüz buralara kadar geldik” motivasyonu Gerets’in ilk yılındaki “Parasız, pulsuz Galatasaray Fenerbahçe’nin önüne geçti” motivasyonuyla örtüşüyor. Zaten kadrosu çok tartışılmayan Galatasaray’a bu motivasyon ek bir katkı sağlayacak mı? Fenerbahçe’nin hiç hoşlanmadığı kalabalık orta sahalı sistem maça ne derece etki eder? Genel bakışta kapanan takımlara karşı Fenerbahçe’nin zorlandığı doğru. Kalli’nin futbolcuların isteği ile gönderilmesi, yeni fatura adresini de takım kadrosu yaptı. Oyuncuların konsantrasyonu ve mücadelesi bu yüzden hiç kuşkusuz üst düzeyde olacak. Ama istemek ile yapmak ayrı şeyler. Bu aşırı motivasyon aynı zamanda Fenerbahçe’nin de silahı olacaktır. Galatasaray’ın mücadele edeceğini biliyoruz. Fenerbahçe’de ise ne zaman ne yapacağı belli olmayan bir yapı var. Beşiktaş maçında da aynı şey oldu. Rakibin rüzgarını pas yaparak dindiren Fenerbahçe, oyunu kontrol edip, galibiyet için gerekeni yaptı. Bu düzen karşısında beklerini kanatlardan atağa kaldıran Fenerbahçe takımı oyunu çözebilir. - Oyunun yönünü değiştirmek için Arthur Zico’nun hamleleri neler olur? Dizilişin değişmeyeceğini biliyoruz. Daha önce de sıkıntı yaşanan maçlarda Semih dışında hamlesi olmadı. Kezman’ı oynatması, Semih alternatifini elinde tutmak için. Fenerbahçe için en büyük sıkıntı geriye düşmek olur. Ama öne geçmeyi başarırsa fark bile atabilir.

Pek çoğumuzun önceden düşleyemeyeceği bir teknoloji ve iletişim çağı yaşıyoruz.
Ekonominin dinamikleri yaşam tarzımızı da hızla değiştiriyor. Atasözleri her zaman mesaj taşıyan, güldüren, düşündüren değerlerimiz. Onlara bile rötuşlar yapabiliyoruz. Kaldı mı artık dedelerimizin dönemindeki atlı yaşamlar? Artık Jaguar’ı zaten aldın da, Audi’nin son modeline ne zaman geçiyorsun?
Değişmeyen kavram avrat! Herkesin annesine, eşine, kız kardeşine, kız arkadaşına, çocuğuna verdiği değer. Ama onların da ilgileri değişti artık. Nerede Pazar günü maç saati rahmetli Kemal Sunal’ı seyretmeyi tercih edecek anneler?
Artık yeni silah da futbol. Sevgili editörümüz Emrah dün aradı, “Coach var mı zamanın futbol derbisi ön yazısına?” diye. Almanya’da basketbol sezonunun ilk 3-4 günlük tatilindeyiz. Günün en güzel aktivitesi de ailece gideceğimiz Eintracht FrankfurtBorussia Dortmund futbol maçı. Futbolun böylesine endüstrileştiği dönemde onu bilmeyeni gerçekten dövüyorlar. Fenerbahçe’yi, birçok kişi yıllarca ve haksızca “Sadece tesisleşme, kurumsallaşma ile olur mu? Nerede kupalar?” diye eleştirdi. Özellikle Sevilla’da penaltıları kurtaran Volkan’ın elleri bir anlamda onlara sabrın ve yatırımın karşılığını hediye eden, Maradona ile futbola giren “Tanrı’nın eliydi!” Onlar en üst düzey Avrupalı olmanın, galibiyetlerin ve güvenlerinin yarattığı takımdaşlığın artıları ile çıkacaklar derbiye.
Galatasaray ise Ali Sami Yen’in enerjisini alacak yanına. Takım içi devrimi yaratarak geleneklerinde görmediğimiz bir şekilde sahayı da, kurguyu da oyuncuların üstlenmesi artı bir sorumluluk getirse de, önlem gerektiği anlarda Zico fark yaratacaktır.
2-1 GALATASARAY ALIR
Yarın Lucescu sahada olmayacak. Ama onun “Sakın ilk golü yeme” mantığı oyunun özünü oluşturacak. İki taraf da birbirine topu kullanma izni vermemeye çalışacaklar. Biz “Alex’in mi, Lincoln’ün mü duran top golü?” derken onların asıl başarısı defansın arkasına sarkanlara atacakları toplar olacak.
Biz Deutsche Bank Skyliners’da son topu daha iyi kullanmak için video çalışması yaparken hep beraber Serdar Kulbilge’nin Ankaraspor maçında gereksiz telaşlı degajını ve ardından yedikleri golü izlerken aynı pozisyonda Manchester United’ın nasıl süreyi yediğini konuştuk. Artık futbolun her geçen gün basketbola yaklaşan oyun ve akıl temposunda ben sadece içime doğanı “2-1 Galatasaray” olarak söyleyeyim. Gerçek ise Fenerbahçe’nin elde ettiği büyük ivme mi, yoksa Galatasaray’ın yaratacağı ev enerjisi mi, maçta ihtiyaçları olacak olan şansı yanlarına çekeceği?

Bizim mesleğin “Oscar”ı sayılan Türkiye Spor Yazarları Derneği ödül töreninden dönüşte bilgisayarın başına oturdum ve “Hakan Şükür vakası” yorumlarımın “yorumlarını” okudum.
Gün ağardı, bitmedi.
Tek tek yanıtlamam, işimi ve yaşamımı sürdürebilmek açısından mümkün değildi. Mecburen toplu teşekkür/ toplu teessüf yolunu seçiyorum.
En büyük futbolcumuzun “en büyük gafı” veya bilinçli yapılmışsa “en büyük provokasyonu” için benimle aynı fikirde olup kınama yazılarıma destek verenlere teşekkürlerimi sunarım.
Sadece destekleri için… Vatan, millet, istikbal, futbol, Galatasaray karıştırmıyorum ki, yeni polemikler yaratılmasın.
Olaya, hâlâ Galatasaray-Fenerbahçe açısından yaklaşan, derbiye etkisi olur diye hayıflananlara “iyi niyetleri ve gözü kara futbol aşkları nedeniyle” tebriklerimi sunarım. Tamamen haklılar, lakin pencereleri biraz dar.
Bir de küfür, bela, tehditlerini utanmayıp kaleme alanlar, mail adresime postalayanlar var.
Ortak özellikleri, “de”yi/“da”yı ayırmayı bile bilmiyorlar. Mutlaka senli/benli yazıyorlar.
Onlar da haklılar; çünkü Hakan Şükür’ü eleştirerek “Allahsız” oluyorum ben… Ve “Allah’ı bile sayıp sevmeyen adama, adam mı denir” mantığını kurabilir dinci biri.
Allah onlara da akıl fikir versin.
İyi, kötü, çirkin… Üşenmeyip yazmışlar.
***
Söz konusu yorumlar binlerle ifade edilecek niceliğe ulaştığından ister istemez bir anket de çıkıyor ortaya.
Merakınızı gidereyim, kaba bir hesapla destek ve eleştiri yarı yarıya. Sanki genel seçim! Eleştirenlerin yarısı da kin, nefret, hakaret.
Ne kadar köfte, o kadar ekmek…
Futbol zeminine Siyasal İslam’ı taşırsanız, ayrışma ve saflaşmanın oranı ülke çapındakiyle paralelleşiyor. Hem siyasi açıdan hem futbol açısından…
***
Peki, Sivasspor Teknik Direktörü Bülent Uygun’a ne oluyor?
Sanki “kanka”lar bayrak yarışı yapıyor.
Geçenlerde Sivasspor’un başarısını göremeyenlere “ahmak” dedi Bülent Uygun… Duymazdan gelindi. Gençtir, yeteneklidir, tecrübesizdir diye sineye çekildi.
Şimdi… Hakan’ın çağrısını eleştirenlere “dinsiz”!..
Cuma namazında göremiyormuş bizi, Bülent Uygun kardeşimiz!
Ne haddine, hangi hakla böyle bir sorgulama?.. Kimin adına?
Teknik direktör müsün sen, İslami devrim polisi mi?
Laikliğin üzerine titreyenlerin titizliğinde “abartı” yokmuş değil mi?
Hakan Şükür’ün suya attığı taş dibe çöktü ve “görünmeyen yapılanmada” sağlam bir tuğla olarak yerini aldı, ama suyun yüzünde halkaları giderek genişliyor. Daha yutacağı çok şey var. Alabora ettikleri, “futbolu konuşulamayan derbi ile/ yol ayrımına getirilen Galatasaray ile/ Bülent Uygun’un en az yarısı tükenen kariyeri ile/ Atatürkçü insanların laçka olan sinirleri ile” sınırlı kalsa keşke.
Kısa kesiyorum mail okuyacağım.
İyi, kötü, çirkin; fikrini yazan herkese peşin selam.