Maç Yorumları,Futbol Yorumları , Transfer Haberleri

Sezonun flaş transferi Roberto Carlos yok. Hem de en önemli maçta. Sorun sırrı çözülemeyen sakatlık! Chelsea deplasmanında da yoktu. F.Bahçe kaybetmişti.. Ve onun ‘özgürlükçü’dediği Zico’nun da Londra’dan bu yana F.Bahçe’de ruhu yok…Eğer olsaydı son 5 yılda bir derbide en kötü F.Bahçe’yi izlemezdik… Peki bir takım şampiyonluk derbisinde 90 dakika sahada ‘bando mızıka takımına’ döner. Nasıl yürüyüş ekibine benzer?Cevab çok basit… İyi hazırlanmadığı için.. Mental, fiziksel ve psikolojik olarak özellikle de. Bakıyorsunuz geçen hafta içi Zico’nun altını çizdiği tek nokta var…Rahat olun. Kazanırız… Evet.. Rahattı F.Bahçe dün. Hem de çok fazla. Ve kimse kendini yormadı. Ortaya ruhunu koymadı. Zico’nun ‘Masal kahramanları’ dediği adamların eski halinden eser yoktu! ‘Masalcı’ da yoktu. Fark yaratan bu ruhsuzluktu… ***Daha önemlisi bir derbide teknik direktörsüzdü F.Bahçe. Neden mi?İki örnek verelim. Cristiano Ronaldo ve Maldonado… Aralarında herhangi bir ‘ilişki’kurulmayacak iki oyuncu. Ama ciddi bir ortaklık var. Sir Alex, büyük bir cüretle Chelsea deplasmanına 38 gollü Ronaldo’suz 11′le çıktı… Ve kaybetti. Zico da ‘Sir yapıyorsa, ben niye çılgınlık yapmayayım’ düşüncesinde olmalı ki, şampiyonluk derbisine ‘cüce yıldızı’ Maldonado’yla başladı.. Top bile kullanamayan, ileri pas çıkartamayan, 3. stoper gibi göbeğin arasına girip kurguyu bozan. Daha kötüsü Arda’ya bile karşı bile hava topu zaafliyeti olan… Aylarca Selçuk’a karşı çıkmış benim bile ‘Maldo oynarsa F.Bahçe çöker, 18′ine mahkum kalır’ dediğim ortamda Selçuk’suz başlamak intihardı.Zira rüzgârın oğlu Uğur’dan sol bek yaratmak, üzülmez’e 2 çalım attı diye Colin gibi yedek yıldızdan kahraman yapmaya kalkışmak da. Herşey bir yana. Dünkü Maldo’nun 90 dakika oynaması bir hoca skandalıdır. Daha önemlisi F.Bahçe akşam pazarından bulduğu ‘malla’ şampiyonluk derbisine çıkarsa, olacağı bu, sonuç da normal. ***Ali Sami Yen’de kırılgan bir 11′le başlamakla G.Saray’ın işini kolaylaştırdı Zico. Ve Edu-Lugano baskı yediğinde hep dağılmıştır. Bu tuzağı kurdu ve başarıyla uyguladı savaşkan G.Saray onbiri… Öyle ki, Maldo’yla 5/5′e bölündü F.Bahçe.. Orta alanda 1′e 6 oynadı kaldılar. Bir Marco, karşısında Barış, Ayhan, Topal, Arda buldu. Hatta Ümit ve Nonda, sağ bek Sabri sürekli orta sahada rol biçti! Özellikle Karan-Nonda, Edu-Lugano’yu öyle hırpaladı ki, ilki Volkan’la ‘dil sürçmesi’ yaşayıp Nonda’ya asist yaptı, ikincisinin de ‘baldırı’ iflas etti. Mağlubiyeti Volkan-Edu’nun bireysel hatasına bağlamak ucuz bir yaklaşım olur. Çünkü, eğer G.Saray, ileride dikkatli olsa, Anadolu takımı gibi son 30′da yaslanmasa fark olurdu!Cimbom, kanatları iyi tıkadı. Özellikle Deivid’in, Colin’in önünü tıkadı.. Ve daha önemlisi her topa 3 kişiyle girdiler. Oysa F.Bahçeliler toptan korkuyordu!Ben son 5 yılda bu kadar ezik oynayan bir F.Bahçe onbiri ve antrenörü hatırlamıyorum. Bir Ümit Karan bile teslim aldı tek başına. G.Saray ruhuyla maçı kazandı, F.Bahçe’ye de ‘motivasyan’ dersi verdi… Carlos’la Avrupa’da çeyrek final oynayıp, ligi kaçıracak hale gelmek. Doğrusu bravo!

Olmadı Zico… Sezonun sonuna geldiğin, şampiyonluk için çıktığın bir maçta oyunu kendi sahanda kabul edip, rakibin G.Saray’dan bu kadar korkmak sana yakışmadı. F.Bahçe’ye hiç ama hiç yakışmadı. Bu F.Bahçe bu sezon Inter’i yendi, Sevilla’yı yendi, Chelsea’yi yendi, böyle mi oynadı, soruyorum Zico Efendi sana….Ali Sami Yen Stadı’nda, hakem Fırat Aydınus’un ilk düdüğüyle beklenen derbi başladı. Maç son derece gergin bir havada oynanıyordu. F.Bahçe çok temkinli görünüyordu. G.Saray ise maça F.Bahçe’nin aksine çok tempolu başlamıştı. Anlamakta zorlandığım bir konu, F.Bahçe’nin oyunun büyük bölümünü kendi sahasında kabul etmesiydi. Neden bunu yaptılar, bilen, anlayan biri var mı Allah aşkına? F.Bahçe’nin bu oyun tarzı da rakibi G.Saray’a hep hücum yapma ya da hücum tazeleme imkanı veriyordu.YAKIŞMADI VOLKANBöyle olunca, maçın ilk önemli pozisyonu G.Saray’dan geldi. Ümit Karan’ın sol ayağıyla vurduğu top F.Bahçe kalesinin yan direğinden geri döndü. Bana göre ilk yarının en ilgi çeken tarafı, Arda ile Gökhan’ın karşı karşıya geldikleri anlardı. Futbol adına güzel hareketler ve yalnız top oynayan iki oyuncu gördük. Zaman zaman Arda çok iyi top kullandı, zaman zaman Gökhan istediği gibi atağa kalkabildi. Bu ikili bizi futbola doyurdu.İlk yarıda, gol pozisyonu yokken gelen G.Saray golüne herkes şaşırdı; golü atan Nonda da, yiyen Volkan da. Ayrıca bu golü Volkan gibi bir kaleciye hiç yakıştıramadım. İlk yarının en iyileri, Arda, Servet, Ayhan, Gökhan ve Aurelio’ydu.İkinci 45 dakikada G.Saray 1-0′lık skorun getirdiği avantajı çok iyi kullanmasını bildi. Oyundan çok iyi zaman çaldı sarı-kırmızılılar. Hele son 15 dakikada Song’uda oyuna alarak savunmasını daha çok kuvvetlendirdi. Bunların hepsi, galibiyeti elde tutmak içindi.SEZONUN EN KÖTÜSÜSahada, ikinci yarıda da düşmeyen, gecen en çalışkan oyuncusu, G.Saraylı Sabri’ydi. Sahanın diğer iyileri ise hepsi de G.Saraylı olan Servet, Arda ve Ayhan’dı.Hakem Fırat Aydınus belki maçı iyi yönetti. Yalnız o kadar çok düdük çaldı ki, istemeyerek de olsa oyunu çok kesti.Dün seyrettiğim F.Bahçe, bu sezonun en kötü oyununu oynadı. Sarı-lacivertliler, bütün yılın çalışmalarının meyvelerinin alınacağı en kritik maçında oynadığı bu kötü oyunla, bu sezon kendisine güvenen ve umut bağlayan herkesi hayâl kırıklığına uğrattı. Çok yazık…

Dünya derbisinin genç hakemi Aydınus çağdaş yorumlarıyla maça sürat ve tempo katarken basit düdükler çalmadı. Hızlı ve mücadeleci oyuna çomak sokmadı. Oyunun hemen başında Alex korner atarken seyircilere ve oyunculara kararlılığını gösterdi. Her iki yardımcı hakem de faullerde çok dikkatliydiler. Bu da başarılı bir işbirliğinin göstergesiydi. Çaldığı tüm düdükler doğru olunca saygınlığı giderek arttı. Böyle olunca da hakem Fırat Aydınusun öz güveni daha da arttı. 36. dakikada gelen golde ofsayt tartışması var. Top ayaktan çıktığı anda Nonda, son savunma oyuncusuyla aynı hizada yani ofsayt yok. Yardımcı hakem Gökçü için kritik bir karardı Fırat Aydınus için de büyük bir şanstı. Hakem Aydınusun ilk yarıda göze çarpan yanlışı Luganoya göstermediği sarı karttı. İkinci devre, birinci devrenin kopyası gibiydi. Hakem herhangi bir yanlışa sebebiyet vermemek için adeta kılı kırk yarıyordu. İşte tam bu esnada Ümit Karan bir sarı kart gördü. Bu da Luganoya göstermediği sarı kart gibiydi. Yani çıkan yanlış bir karttı. Derbi maç, hakem açısından öyle kolay yönetilecek bir mücadele değil. Kimseyi memnun edemezsiniz. Maçın kontrolünde çok kararlı görünen genç hakem maçın kaderiyle oynamadı. 70. dakikada Edunun ceza alanında Hakan Şüküre bir teması var. İtirazlara neden olan penaltı pozisyonu öyle pek inandırıcı bile değildi. Hakemin devam kararı bence doğruydu. Maçın son dakikalarına yürek dayanmaz. Ama genç hakem Aydınus hemen hemen bütün pozisyonlara çok yakındı. En ufak bir yanlışlığın nelere mâl olabileceğini çok iyi biliyordu. Mangal gibi yüreği, körük gibi ciğeri vardı. Son düdüğü alnının akıyla çalarken hakem camiasının da haklı gururunu yaşıyordu. Hiç kimse kabahati sakın hakeme bağlamasın. Herkes kendi ipini çekti. Hakem için son cümle; Bravo Aydınus yolun açık olsun. Avrupa şimdi sana daha çok yakın.

FENERBAHÇEnin başlattığı bir çok aktivite diğer kulüpler tarafından da takip ediliyor … Fenerbahçe taraftarı, her türlü özel karşılaşmada mutlaka tribünlerde bir aktivite yapar. Buna özen gösterilir. En ince ayrıntısına kadar düşünülür… Güzel ve manalı bir fotoğraf çıkar ortaya …
Dün, hemen Fenerbahçeli taraftarların oturduğu kale arkasındaki G.Saraylı taraftarlar da bu derbi için bir organizasyon yapmışlar… Üstelik oldukça renkli bir karton gösterisi organize etmişler ! Sadece renklerle ilgili biraz kafam karıştı… Sarı ve kırmızı kartonları anladım ama yeşil rengin sarı kırmızıyla aynı tribünde olmasını anlayamadım? Arada biraz da beyaz renkli kartonlar vardı… Meksika bayrağı desem sarı var o yüzden değil… G.Sarayın renkleri desem o da değil, yeşilin ne işi var orada ? Anlayamadık… Maçtan önce F.Bahçe taraftarının o trübüne yaptığı tezaruhatı yazmayacağım, ama manidardı doğrusu…Bu arada Galatasaraylı futbolcular sahaya “Burası Samiyen burda küfür yok !” Pankartıyla çıktılar. Ama nereye ve neye kadar ? Fenerbahçe stadındaki genel teammülleri yakalar mı bu rica acaba? Futbolcuların elinde ki pankart, sanki bari bu maçlığına küfür etmeyin, ceza yemeyelim der gibiydi. Ben o pankartı öyle okudum.Maldonado mu o da ne ?TAMAM isim karizmatik ama o nasıl bir futbol anlayışı. Ne o aldığı topu ayağında hiç tutmuyormuş… E tamam da bu topa bile dokunmuyor. Dokunduklarını da öldürüyor. Takım atağa çıkıyor, top kazayla Maldonadoya gelse kaleciye geri pas veriyor. Vallahi futboldan soğudum seyrederken. Zaten Fenerbahçe ne istediğini ortaya koyamadı. Kazanmak mı istiyor yoksa kaybetmemek mi? Bu futboldan birşey anlayamadım. Saçma sapan bir golle bu şampiyonluk giderse, geçtiğimiz yıllarda Denizlide giden şampiyonluktan ne farkı kalır ? Gerçekten böyle bir takımın kaybettiği puanları düşündükçe çileden çıkıyorum. Böylesine kritik bir karşılaşmanın sonucuun böyle bir gol mü belirlemeydi ? Yazık…Ailece Derbi seyretmek…HAYATIMIN her anlamda en kötü maçını izledim. Sahadakiler de evde maçı izleyenler de beni çileden çıkardı. Milleyet Gazetesi Genel Yayın Müdürü Beşiktaşlı Sedat Ergin sürekli “bu çocuk kim … Bu nerden geldi… Bunun adı ne?” gibi kritik sorularla konsantrsayonumu dağıttı. Üstüne bir de kayınvaldemin öldüren soruları… Spiker “dünya derbisi” diyor, G.Saray taraftarı Kayınvalidem Tansu, “o ne demek” diyor…Top taça çıkıyor Tansu “gol mü oldu?” diyor… Bir de Ertuğrul Özkökün felaket tellağı, saptamaları ve öngörüleri… “Bittik, mahvolduk… Biz bu maçı hayatta alamayız” vs…Evdeki kakafoniyi düşünebiliyor musunuz?… Bu maçı işte böyle bir ortamda izledim, bu nedenle eğer bir hatam olduysa affola…

Ali Sami Yen’de hafta boyu devam eden beyanat ve de yorum curcunasına Cim - Bomlu ayakların tokat gibi cevapları vardı, dünkü Galatasaray baskınının yarışma gündeminde…
Futbolda masal anlatımı abartılı öykülerle, gerçekçi ve de olağanüstü disiplinli ayrıca da ruhsal benliğiyle de yarışan gençliğin değer ölçekleri asla benzerlik taşıyamaz… Dünkü müthiş derbide ve de şampiyonluğun düğüm maçında, sarı - kırmızılı ayaklar bu hakikatları haykırıyorlardı sanki sarı - lacivertli meslektaşlarına… Düdükle birlikte oyuna saldıran Cim-Bomlu oyuncular sadece ayakları ve beyinleriyle değil de vücutlarının her zeresiyle sahayı didik didik ediyorlardı Ali Sami Yen‘de… Fenerbahçe düşünürken - Galatasaray oynuyordu işin özünde… Hücum-pres - orta alandaki fiziksel çarpışmalar - karşı kaleye çıkışlardaki çabuk oynama meziyetleri gibi kavramlarda Fenerbahçe’ye ders verircesine büyük bir futbol gösterisini sergiliyordu sarı - kırmızılılar.
Evet de, Fenerbahçe niçin rakibi kadar çabuk olamıyor ve de maçı sahiplenme konularında derlenip toparlanamıyordu bir türlü?… Bize göre Cim - Bom’un son haftalardaki ligi sahiplenme adına yaptığı önemli zirveyi hiç de doğru incelememişti Fenerbahçe teknisyenleri…
Türkiye liglerinde artık sağır sultanların dahi bildiği Alex’in pas patronluğu şekli ve de rollerindeki teknik üslubunun, şampiyonluğun bu yılki kilit oyununda Galatasaray’ı içerden, dışardan yöneten futbolcu jürisi mi fark edemiyecekti, sanırsınız?… Kezman konusu Fenerbahçe’de bir drama olmaktan çıkıp, bir komedi olayı haline dönüşmüşken, bu oyuncunun bilinen beceriksizliklerini bu derbiye de aynen sürmek, Fenerbahçe’yi belki de şampiyonluktan edecek koskoca bir kötü senaryo olmayacak mıydı sayın Zico?… Deivid’miş - Kazım’mış - Aurelio’ymuş - Semih’miş - kanatların kahramanları Gökhan ve de Uğur Boral’mış… Fenerbahçe’nin tüm bu özelliklerine gördünüz ne de doğru çareler üretmiş Cim - Bom’un genç kramponları…
Tüm bu isimleri en dar alanlara kilitle ve onlara oynayacak boş alan bırakma. İşte sarı- kırmızılı ekibin dünkü yarışma ve düşünce disiplini bu mantık üstüne kurgulanmıştı ve bu düşünce hem sonucu, hem de şampiyonluk hedefini tam da 12’den vurdu.
Dün gece görkemli Galatasaray kadar gecenin flaş adamı ve form olarak da bize zirvede görünen kimlik de maçın hakemi Fırat Aydınus’du. Kısacası dün gece sarı - kırmızı formanın zafer şarkılarıyla inledi Ali Sami Yen… Eee, doğrusu Sezar’ın hakkını da Sezar’a vermek gerekmez mi!

Galatasaray - Fenerbahçe maçını dünya derbileri arasında gösteriyoruz. Fakat stada gidişimiz bir zorluklar zinciri, çıkışımız ise tam bir felaket! Kaldı ki, Ali Sami Yen’in seyirci kapasitesi de düştü. Buna rağmen derbide bu zorluklar yaşanıyor.
Evet heyecana, ilgiye bakarsanız gerçekten dünya derbileri arasında gösterebiliriz. Peki dünya derbilerinde bu çizgide bir futbol bulabilir miyiz? Bu çok zor. Esasında bunu da normal karşılamak lazım. Belki bir sezonun bütün emekleri geldi, bir maça kilitledi.
Fenerbahçe sahaya Maldonado ile çıkınca az da olsa oyunun neler gösterebileceği kafanızda canlanıyor. Fenerbahçe gerçekten maçı kazanacak bir şey yapmadı. Birkaç kişi büyük mücadelenin içinde olduysa bu, bir derbiyi kazanmak için yeterli değildir. Nitekim yetmedi de.
Yıllarca bu derbileri yaşayan, böyle maçlarda görev yapan bir insan olarak birincisi statta hem küfür hem yabancı madde olarak geçmiş senelerden çok daha güzel bir görüntü vardı. Hakikaten bu durum maçın en güzel taraflarından biriydi. Oyunun başındaki taşkınlıktan da çabuk vazgeçildi.
Galatasaray derbiyi kazanmak için her şeyi yaptı. Bu maçlarda kulübeler çok önemlidir demiştik. Galatasaray kazandı, ancak bana göre Fenerbahçe’den kötü değişiklikler yaptı sarı-kırmızılı kulübe. Birincisi Hakan Şükür girmeden önce oyundan ilk düşünlerden birisi Arda’ydı. Burası Volkan’la takviye edilebilirdi, ama bu tercih edilmedi. Nonda hem fizik hem moral olarak sahada var olan bir futbolcuydu. Bu değişiklik niye yapıldı anlamak mümkün değil.
Amatörce bir diziliş
Galatasaray’a galibiyeti getirenlerin başında Emre, Ümit Karan, Servet, Barış, Ayhan ve Mehmet Topal vardı. Hakan Balta da onlara ayak uydurdu. Kısacası Galatasaray’da kötü oynayan yoktu. Fenerbahçe’de kim iyiydi diye soracak olursak, hakikaten bir iki tane mücadele eden ve bunun yanında kötü gözüken Kezman, biraz Edu ve biraz Gökhan’dan başka kimse oyunda etkili değildi. Orta saha yok gibiydi. Peki niye yoktu? Maldonado ve Alex yok. Bunlar yok olunca, Aurelio da yok. Zaten olağanüstü büyük bir hata maçın sonucunu belirledi. Bu gol belki sadece sonucu değil, şampiyonu da belirledi.
İlk yarıda 2-3 tane dikkat çeken pozisyon oldu. Rakip takım antrenörleri artık iyi düşünsünler. Oyuncularına, “Galatasaray ataklarında topu kornere vurun. Çünkü kornerleri kullanamıyorlar. Hiç olmazsa dönen toplarla gol pozisyonu yakalayabiliriz” demeliler.
İnanılmaz bir şey bu. Galatasaray kornerlerde bir amatör takımın bile yapmayacağı, garip bir saha dizilişi uyguluyor. Bütün takım ceza sahası içinde, iki kişi dışarıda. Çabuk çıkan bir takım mutlaka gol yapar. Ama Fenerbahçe bunu yapamadı. Çünkü Fenerbahçe’de iş yapacak oyuncuların sahadaki varlıkları ile yoklukları belli değildi. Şimdi gözüken o ki Galatasaray, Sivas’tan çıkaracağı bir beraberlikle İstanbul’a şampiyon gibi dönebilir.
Kısacası heyecanı, tansiyonu yüksek, fakat futbol olarak hedeflerden uzak bir derbi, bir şampiyonluk maçıydı. Şunu da eklemek lazım. Volkan kulübeyi sakatlığıyla devamlı tedirgin etti. Kulübe rahat oyuncu değişikliği yapamadı.

Bu maçın değil, bu yılın sorusudur; Şampiyonlar Ligi’nde, ‘çağdaş ve cesur’ futbol oynayan Fenerbahçe neden Galatasaray karşısında, ‘ çağdışı ve korkak’ futbol oynar? Bu sorunun üç cevabı vardır;
A-Galatasaray; oynayabileceği en iyi futbolu oynarken, ‘takım ruhu’ na sarıldı.
B-Fenerbahçe; oynadığı ‘hücum futbolu’ na ihanet ederek, yenilmemek için savunma futboluna sarıldı.
C-İşte derbi budur! Kimin iyi takım olduğu önemli değildir. Önemli olan, o gün o maçı istemektir.
Elbette üç cevabın en doğrusu C şıkkıdır. Ama bu şıkkın içindeki soru da şudur: Şampiyonlar Ligi’nde dev takımlara ders veren Fenerbahçe’ye Ali Sami Yen’de ne oldu? Bu sorunun cevaplarını verelim:
1-Kaleci Volkan “Sakatım” diyor. Kasık sakatlığı çok önemli, sıçrayamazsın. Öyle de oldu, golü yedi. (Bu pozisyonda Edu’nun hatası büyük!)
2-Fenerbahçe orta alanında top tekniği yüksek oyuncuların hepsi yüksek top kaybıyla oynadılar. (İnanılacak gibi değil ama Alex bile üç pası bir arada yapamadı.)
3-Fenerbahçe’nin bir tane bile organize atağı yoktu.
BİRAZ ŞANSLA FARK OLURDU
Elbette Galatasaray’dan saygı ile söz edeceğiz. Bakın ne yaptılar:
1-Takım ruhuna sarıldılar. Disiplinli oynadılar. (Bravo Cevat Güler hoca. Zico‘ya futbol dersi verdin!)
2-Fenerbahçe’nin en etkili silahları olan iki çizgi oyuncusunun koşu yollarını mükemmel kapattılar. (Cephaneci olmayınca golcüler suskun kaldı.)
3-Galatasaray gol pozisyonlarında organizeydi. Biraz şanslı ve becerikli olsalardı fark olurdu. (Kaleci Demirel‘in hatası maçın skorunu belirledi demek doğru değil!)
Özetin özeti: Hakem Fırat Aydınus faul ve sarı kart yorumlarında Fenerbahçe’ye hoşgörülü baktı. Dikkat!
MESAJ: Galatasaray’ın, ‘kurşun askerleri’ nin, Şampiyonlar Ligi’nin kahramanları olan 8 yabancılı Fenerbahçe’yi yenip şampiyonluk kapısını aralamasını çok tartışacağız. Bu, Türk futbolunun aynasıdır.
(İşte bu nedenle; atv’de Santra’da ve NTV’de “Futbolun adaleti olsa bu maçı Fener kazanır ve şampiyon olur. Ama bu maçı da şampiyonluğu da Galatasaray kazanacaktır” dedim.)

Rotasyon motasyon diyerek, Zico’nun “suçlu benim”, “ben hata yaptım”, “her gün bir şey daha öğreneceğim” demeçleri birbirini takip ederek bu maça kadar geldi Fenerbahçe. Ama unutulan birşey vardı. Ali Sami Yen’e puan puana çıkmak o kadar da kolay değildi.
Ligin bitimine 5-6 hafta kala Galatasaray yönetimi doğru bir seçim yapmış, Teknik Direktör Feldkamp’ı göndererek doğru oynamaya başlamıştı. Bir hafta önce de Belediye önünde tek forvet, arkasında Lincoln ile oynamış, Lincoln sakatlanınca teknik heyet sistemde fazla oynama yapmadan çift forvetle sahaya çıkmıştı. Tipik 4-4-2 düzeni. Yani Sevilla gibi. Ama Sevilla karşısındaki o arzulu Fenerbahçe sahada yoktu. Galatasaray arzu ve iştah olarak üst seviyeye çıkarken, rakibine göre daha iyi oynadı, maçı fazlasıyla hak etti.
Hak ettiler
Her iki yarı da oyunun son 10 dakikası hariç Galatasaray ağırlıklı oynandı. Son 10 dakika Fenerbahçe baskı kurmak istedi ancak Galatasaraylı oyuncular rakiplerinin yüzünü kaleye döndürmedi.
Fenerbahçe takımında bireysel anlamda iyi oynayan bir kişi bile yoktu. Herkes vasatın altındaydı. Çok iyi işlere imza atan teknik heyet son on dakika ciddi bir hata yaptı ve anlamsız şekilde Song’u oyuna aldı. Bu durum Fenerbahçe’nin işine geldi. Ama gol pozisyonu üretemedi.
Galatasaray taktiksel anlamda kusursuzdu. Dört çizgi orta saha oyuncusu rakibin kanatlarını çok iyi durdurdu. Burada bütün iş Maldonado’ya düşüyordu. Ancak o her zaman olduğu gibi Lugano ile Edu’nun arasında dolaştı. Galatasaray ev sahibi olmanın da avantajıyla Fenerbahçe’nin en iyi yaptığı hazırlık paslarını tatlı faullerle kesti ve organizasyona izin vermedi.
İki hafta daha olmasına rağmen Galatasaray bu sonuçla yüzde 90 şampiyonluğa ulaştı diyebiliriz.

Derbiye dört dörtlük hazırlanan taraf Galatasaraydı… Eski başkanlar, eski hocalar, eski yıldızlarla bir tek mesaj vardı ortada; “bugün bayram”…
Hani “derbiler pamuk ipliğine bağlıdır, minicik motivasyon farklarıyla kazanılır” derler ya, motivasyon değil “mecburiyet” koymuştu ortaya Galatasaray…
“Kazanılacak o kadar”… Çünkü bugün bayram…
Elbette ortamı istediğin kadar allayıp pulla, skoru sahadakiler yazacaktı.
Tek yabancısı Nonda olan Galatasaray, yedi yabancılı şampiyonlar ligi çeyrek finalistine adım attırmadı ilk yarıda.
Evet… Her kim ki, Fenerbahçe kötü oynadı diyorsa, inanmayın… Oynatmayan Galatasaray’dı.
“Oynatmayarak oynamak”… Futbolun en kısa tarifi bu olmalıydı ve en azından bir devre uyguladı ev sahibi. Galibiyet de o sırada.
Sadece kendi yarı alanında mükemmele yakın alan savunması yapmıyordu Galatasaray. Top rakipteyken bu savunmayı orta sahaya, hatta rakip sahaya taşıyordu. Resmen çıkamıyordu konuk takım. Çıksa hatalı pasla topu kaybediyordu.
Hamle üstünlüğü
Orta saha kalabalığı Galatasaray’a yaramıştı, mimarları her topa basan Ayhan, Sabri ve Arda’ydı. O kadar ki, Fenerbahçeli bir futbolcu topla 10 metre ilerleyemiyordu.
Bu Galatasaray üstünlüğü 60’lı dakikalarda Fenerbahçe Semih’le forvetleri çiftleyinceye kadar sürdü. Üstüne, Hakan Şükür’ün VIP kontenjanından oyuna girmesi ve takımın uç noktadaki eli ayağı Nonda’nın çıkarılması, Galatasaray lehine bozulmuş dengeyi biraz olsun düzeltti.
İlk 45 dakikada top ve Fenerbahçeli sadece iki kez buluşabildi Galatasaray ceza alanında. Son 20 dakikada ise haddinden fazla… Lakin bu sefer Galatasaray savunmasının hamle üstünlüğü bozuyordu Fenerbahçe planlarını. Servet ve Hakan baltalıyordu resmen.
Asla yanıtı verilemeyecek sorulardan bir tanesi de Maldonado yerine Selçuk olsa, tatlı sert tavrı ile özellikle ilk yarıdaki Galatasaray fırtınasını biraz olsun azaltabilir miydi acaba?
Başka sorular da kaldı Ali Sami Yen’de… Maçın beşte dördünde topla kendi alanında buluşabilen Alex’i ileriye taşıyabilecek planı yok muydu Zico’nun? Ön liberonun alanını kullanan Alex’ten yararlanmak mümkün müydü?
Kaleci Volkan sakatsa neden devam ediyordu?
“Hocası yok” denilen Galatasaray’a zekice oyunu kim dikte etmişti?.. Falan…
Gole gelince… Doğrusu Galatasaray’ın çabaları ve emekleri ile örtüşmeyen bir kolaylıktaydı. Bence gol yiyeceğini ilk sezen Fenerbahçeli Volkan’dı… Kasık ağrısı bilinçaltının yarattığı bahane miydi yoksa?
Sorular bir yana Bayram Galatasaray’ındı.
Büyük işti bu galibiyet.
Bu şartlarda büyük iş.

Dünyanın en büyük derbisi oynanıyor İstanbul’da… Bitime sadece 3 hafta var ve 2’nci G.Saray, lider F.Bahçe’yi ağırlıyor. Maç gündüz 12:45’te, çünkü federasyon, tüm yılın fikstür planlamasını çok önceden yapmış ve olağanüstü bir durum olmaması halinde değişikliğe gitmiyor (Eyvah, maçın gündüz oynanması, yayıncı kuruluşun reytingini veya reklam payını düşürecek)…
Üstelik lider F.Bahçe, çarşamba günü Ş.Ligi yarı final maçı oynamış, sadece 61 saat sonra bu derbiye çıkmak zorunda kalmış, hatta önümüzdeki salı da Devler Ligi’nde finale kalma mücadelesi verecek. G.Saray, rakibinden 1 gün fazla dinlenmiş, bu müsabakadan sonra da 24 saat ekstra zamanı var. (Federasyon, maçı pazara almadığı için G.Saray’ı kayırmakla suçlanacak)
Kadrolar elimize ulaştı. Zico, sezonun bu en önemli maçında Alex’i kulübede oturtuyor ve onun yerine Deivid’i oynatıyor (Bu Zico da hoca mı şimdi?).
Maçın öyküsü
Dakika 10… Esas şimdi büyük bir problem var. Nonda’nın darbesiyle Lugano’nun yüzü kanlar içinde kaldı, Uruguaylı ayakta durmakta güçlük çekiyor ve hastanenin yolunu tutuyor. Zico, kenarda Önder olduğu halde oyuna Selçuk’u sokup sistem değiştiriyor! (Evet, gerçekten hoca değil galiba)…
Dakika 44… Deivid’in arkadan yaptığı sert darbeyle H.Balta yerde kaldı… Tribünler ayaklandı, hakem Aydınus, kart göstermek üzere koşarak gitti olay yerine… Ama H.Balta, hakeme eliyle “Hayır, kart gösterme” diye işaret etti, yerde acı içinde yatarken Deivid’in özrünü kabul etti ve Aydınus bu pozisyonu uyarıyla geçiştirdi. (Ey hakem, oyuncunun uyarısına göre mi karar verilir? Hakemin başı dertte… Hatta H.Balta’nın da…)
Dakika 45… Deivid’in karttan kurtulduğu pozisyonun devamında G.Saray’ın golü geldi! Durum 1-0… Şampiyonluk el değiştirebilir!
Kafa golünü atan Lincoln, formasının altından Mehmet’in annesinin adı yazılı olan bir tişört çıkardı. Mehmet, perşembe günü anneciğini yitirdi ve hocası oynayıp oynamama kararını ona bıraktığını söyledi. Mehmet, sezonun bu en önemli maçında oynamamayı tercih etti. (Oysa başkaları bacağı kopsa oynuyorlar!)
Galatasaraylılar, ellerini gökyüzüne kaldırarak bu golü merhuma armağan ettiler. Bu gergin maçın ilk yarısındaki tek sarı kart da formasını çıkaran Lincoln’e geldi. (Ne sorumsuzca görülmüş bir sarı kart!)
Dakika 64… (Zico nihayet medyayı dinledi ve…) Alex’i oyuna aldı… Durum 1-1, avantaj F.Bahçe’de…
Dakika 72… G.Saray frikik kazanıyor ve Nonda ile Lincoln arasında atışı kullanmak için tartışma yaşanıyor. Nonda’nın vuruşunu kaleci Volkan çeliyor, ama iki oyuncu arasındaki tartışma sürüyor. (Kimse G.Saray’dan büyük değildir, 2 oyuncu da kadro dışı kalabilir).
Dakika 84… G.Saray bu kez bir penaltı kazanıyor ve şimdi de Lincoln topu Nonda’ya bırakmıyor… Takımın esas penaltıcısı Mehmet de sahada yok! (Lincoln kaçırırsa büyük kaos olacak)
Lincoln attı. Müsabaka 2-1 sona erdi… 202 TV kanalının yayınladığı dünyanın en önemli derbisinde 3 puanı kazanan G.Saray, şampiyonluk umutlarını tazeledi. Maçta sadece 29 faul oldu, 1 ciddi sakatlık, 1 penaltıya rağmen yalnızca 7 sarı kart var. Bu müsabakanın rövanşı belki de 1 ay sonra Moskova’da, Ş.Ligi finalinde olacak.
***
Gözlerimizi kapattık ve bir an Stamford Bridge’i Ali Sami Yen, M.United’ı F.Bahçe, Chelsea’yi de G.Saray varsayıp, onların cumartesi günü oynadığı harika maçı, Türkiye’ye adapte ettik.
Şimdi başımızı ellerimizin arasına alıp düşünelim, bu yazı bir Chelsea-Manchester United uyarlaması değil de gerçek olsaydı, Galatasaray-Fenerbahçe maçı 12:45’te oynansa, Zico Alex’i yedek bıraksa, H.Balta Deivid’in kart görmesini engellese ne olurdu?
Bir İngiliz A.Cole’ün bir Portekizli Nani’ye gösterilecek karta engel olması, Bir Alman Lampard’ın golünü vâkur bir şekilde Bayan Pat Lampard’a armağan etmesi, takımların bütçesiyle, ekonomisiyle, İngiltere’nin gelişmişlik seviyesiyle ilgili midir? Ahlâk, adalet duygusu veya medeniyet paraya tahvil edilebilir mi; bir ırkın/bir kıtanın uhdesinde olabilir mi?
Galiba hep beraber düşünmek gerek bu maç üzerinde..
Intertoto Kupası
Gelecek sezondan itibaren tarihe karışacak Intertoto Kupası’nda muhtemel rakiplerimiz belli oldu. Süper Lig’in 4’üncüsünün seri başı olduğu 2. turdaki rakibi, (kupa finalinde lig lideri ile 2’ncisi oynadığı için) Karadağ Ligi 4’üncüsü (şu anda R. Pljevlja) veya B.Hersek Ligi üçüncüsü (kupayı kazanmazsa Z.Mostar)… Üçüncü turdaysa rakibimiz, seri başı Portekiz Ligi’nin (kupa finalinde Porto-S.Lizbon oynadığı için) yedincisi (şu anda Maritimo)…
Üçüncü turda seri başı olmamamıza rağmen, iki senedir seri başı ülkelerden Romanya ve Portekiz’i çekmiş olmamız, büyük bir şans doğrusu..