Maç Yorumları,Futbol Yorumları , Transfer Haberleri

Geçtiğimiz Salı günü Hürriyet Spor’da yayınlanan, Adil Demirçubuk’un Celal Kolot’la yaptığı güzel röportajı umarım okuma şansı bulmuşsunuzdur… Ben kaçırmışım, Cem Dizdar’ın yazısında gördükten sonra dergiyi bulup söyleşiye bir göz attım ve Türkiye’deki yönetici profiliyle ilgili verdiği somut doneleri buraya taşımaya karar verdim:
- Gülnaz Hanım dirsek yediğini söylerken doğru söylüyor da dirsek atanın ismini neden açıklamıyor? Ben açıklayayım, dirseği atan Kenan Öner’dir. Öner, fotoğrafa çıkmak için herkese dirsek atar. Peki Gülnaz Arsel neden dirsek yedi? Sen 18 erkeğin arasına gelmişsin, her şeyi göze alman lazım.
(Not 1: Bir yönetimde cinsel olarak azınlıktaysan dirseği yersin! Bak, İspanya kabinesinde kadınlar çoğunlukta, orada da dirsekleri erkekler yiyor!)
- Benim baskım olmasaydı, Tigana, Antalyaspor maçına kalede Bobo ile çıkacaktı. Allah’tan ben bastırdım da kalede Murat Şahin oynadı!
(Yorumsuz…)
- Tigana, bütün başarıyı üstlenmek istedi. Sakarya deplasmanı öncesinde Ali Gültiken’le haber göndermiş, “Celal Kolot soyunma odasına girmesin” diye… Sen kimsin ki, bu kulübün maaşlı antrenörüsün, asbaşkana böyle bir şey nasıl söylersin!
(Not 2: Demek ki başarının paylaşımı, soyunma odasına giren kişi sayısıyla orantılı… Ayrıca maaşlı hoca kim ki soyunma odasına girecek taktik filan verecek, asbaşkan varken!)
- Del Bosque, sözleşmesi feshedildikten sonra çocuğunun okul durumu nedeniyle 3 ay İstanbul’da kaldı. Del Bosque 2 milyon euroya razıydı, ama 3 ay boyunca Beşiktaş yönetiminden bir kişi onunla görüşmedi.
(Not 3: İyi de, maaşlı antrenör kim ki, yönetici onunla muhatap olsun!)
- Ben teknik direktörlük için Sven Goran Eriksson ve Marcello Lippi’yi düşünüyordum. Onlar Ertuğrul Sağlam’ı getirdiler.
(Not 4: Maaşlı antrenör dediğin nedir ki, Eriksson’la Lippi kim ki, parayı verirsin koşa koşa gelirler zaten!)
***
Artık içinde Kolot’un olmadığı mevcut yönetimin de hâlihazırda transfer çalışmaları var mâlum… Bütün gazeteler yazdı, Dinamo Zagreb’li Luka Modric, ilk hedeflerinden biriydi Beşiktaş’ın… Mâlum devre arasında Antalya’da kamp yapan D.Zagreb takımından seçmece transfer yöntemiyle, Drpic görünümlü Gordon gelmişti, herhalde aynı metotla Modric’i de getirmeye niyetlilerdi. Yazık ki, Luka Modric, hafta içinde Tottenham’ı tercih etti, yaklaşık 31 milyon euroluk bonservis bedeli karşılığında…
Modric, 1985 doğumlu Hırvat milli bir oyun kurucu… Slaven Bilic’in Euro 2008’de en güvendiği isimlerden… Sezon başından beri Chelsea, Inter, M.City gibi devlerin de listesindeydi. Sanırız Beşiktaş’ın Modric’e verecek 30 milyon eurosu vardı ki, devlerle baş etmeye karar vermişlerdi. Bu arada küçük bir not, Beşiktaş’a transfer olması durumunda, Delgado’nun veya Tello’nun pozisyonunu tehdit edecekti…
Beşiktaş’ın Modric’le ilgilendiği haberlerinin çıktığı günlerde, bir de sütun haber yer buldu bu transfer iddialarının yanında… 1986 doğumlu defans oyuncusu İbrahim Kaş, sadece küçük bir yetiştirme bedeli karşılığında Getafe ile anlaşmıştı. İlerleyen günlerde Beşiktaş yöneticilerinin bu transfere tepkisi de, “İbrahim’e küsmek” çerçevesinde oldu. Bu küsülen oyuncu, sadece 21 yaşındaydı ve Türkiye A Milli Takımı’nın tarihinin en önemli maçlarının birinde, Kasım 2007’de Norveç’te ilk 11’deki tek Beşiktaşlıydı.
***
Şimdi şöyle bir soru geliyor akla… Bütçesinin 8 milyon eurosunu Del Bosque tazminatına ayırmış, kendi kendine kulübü 40 milyon borçlandırmış Beşiktaş yönetiminin esas meselesi 30 milyonluk Modric’i getirmek mi, yoksa aynı yaştaki 30 kuruşluk İbrahim Kaş’ı tutmak mı?
Tabii bir de, savunmaya yeni bir İbrahim Kaş bulmanın bedeli ne olacaktır Beşiktaş’a? Ve bu yeni savunmacıya verilecek para da, başkanın borç hanesine mi yazılacaktır?
Bu soruların cevaplarını yıllar sonra, bir başka dergi röportajında bulmak umuduyla…
Aykut milli takımda olmalı
2002-03 sezonunda Stuttgart 19 yaş altı takımından transfer edildi, 5 sezonda üstüne Kingston, Fevzi ve Orkun getirilmiş olmasına rağmen konsantrasyonunu hiç yitirmedi…
Mondragon’un yerine oynadığı anlarda da çok iyi sinyaller vermiş olmasına rağmen, Orkun transferiyle tekrar ikinci kaleci durumuna düştü, küsmedi… Kendini hep hazır tutmasının karşılığını, Beşiktaş maçıyla birlikte devraldığı kaleyi bırakmayarak aldı. Galatasaray’ın esas sıçramayı yaptığı ve 22 puan topladığı son 8 maçta sadece 1 gol yedi, üstelik o golde, yani Hasan Yiğit’in bomboş vuruşunda da bireysel hatası yok…
O maçta Hamidou’nun yediği şanssız gol üstüne söylediği sözler de, sezonun en güzel karelerindendi.
Hem yaşından büyük bir olgunluğa, hem de yaşının gerektirdiği enerjiye sahip… Çılgınlar gibi bağırmadan da savunmasıyla sağlıklı iletişim kurabiliyor, büyük maç atmosferiyle başka bir insana dönüşmüyor…
Kalenin Hamit Altontop’u gibi, olgun, vâkur, akıllı, hem de iyi bir oyun kurucu… Galatasaray’ın bu sezon kendine ve Türk futboluna yapacağı en büyük kötülük, Aykut’un üstüne kaleci transfer etmek olur…
Hatta, Volkan’ın sakatlık problemi yaşadığı, Rüştü’nün travmatik bir sezon geçirdiği bu günlerde, Aykut’un İsviçre’de de olması gerek…
B.Münih-Rangers
B.Münih sezonu, Schalke’yi devirip Almanya Lig Kupası ile açtı… Önceki hafta Dortmund’u geçerek müzelerine Federasyon Kupası’nı da eklediler. Üçüncü kupa, yani Almanya Ligi şampiyonluğu da artık cepte…
G.Rangers’sa Mart’ta D.United’ı geçip İskoçya Lig Kupası’nı müzesine götürdü. Federasyon Kupası finalinde ikinci lig ekibi Queen OTS ile oynayacaklar. Ligde de bitime sayılı haftalar kala Celtic’e göre maç fazlasıyla avantajlı durumdalar.
Yani bu hafta içi UEFA Kupası yarı finallerinde turu geçenler Bayern ve Rangers olursa, 14 Mayıs’ta City of Manchester Stadı’na iki “4’üncü kupa” hedeflisi çıkabilir.
Nefis bir hikâye bizi bekliyor…
Mevlüt Erdinç
Euro 2008 öncesinde, son 10 yılda katıldığımız 3 büyük turnuvada sahip olmadığımız bir şeye sahibiz: Üst düzey şampiyona alışkanlığı olan oyunculara… Özellikle de forvette…
Nihat Kahveci zaten harika, İspanya Ligi’nde 15-20 gol alışkanlığını sürdürüyor… Premier Lig’de düzenli oynayan ve ilk sezonunda 7 gol kaydeden Tuncay… Bundesliga’nın tecrübelisi, bu sezon 5 kez ağları havalandıran Halil Altıntop…
Bu üç harika alternatifin yanına bir de Fransa gibi iki haneli skor üretmenin en zor olduğu ligde 11 gole ulaşan bir Türk eklendi: Mevlüt Erdinç…
1987 doğumlu ve sadece 20 yaşında Sochaux’yu Fransa Ligi’nde tutma sorumluluğunu üstlendi. Şunun tekrar altını çizmek lazım, Fransa’da bu yıl 15 golü geçen 2 oyuncu var, geçen sezon hiç yoktu, 2006’da ve 2005’te birer kişi vardı sadece…
Tebrikler Mevlüt…
Yorum Yazın