Ugur Meleke
Geçen sezonun sonlarıydı, İngiltere’de küme düşmekte olan takımların taraftarlarının davranışlarını izliyorduk imrenerek… Charlton Kulübü’nün Alan Pardew’la, Watford’un da Aidy Boothroyd’la işi bitmemişti, tribünler, ikinci ligin yolunu tutan takımlarını aynı hocanın tekrar Premier Lig’e çıkartmasını istiyordu. (Onlar da hâlen ikinci ligde bu mücadeleyi veriyorlar zaten)
Aynı günlerde konuk olduğum bir TV programına, Denizli ve Antalya’yla kümede kalma mücadelesi veren iki teknik adam, Güvenç Kurtar ve Yılmaz Vural bağlanmışlardı, ben de, ikisine aynı soruyu yöneltmiştim: “Olur da işler kötü gider ve takımınız ligde kalamazsa, görevinize devam edecek misiniz?”… İkisinin de cevabı benzer olmuştu, onlara göre bu konuları konuşmak için henüz erkendi…
Neticesini biliyorsunuz… Küme düşen üç takımın da teknik adamları ile yolları ayrıldı. Şaban Yıldırım Sakarya’ya, Yılmaz Vural Antalya’ya, Bülent Korkmaz da Erciyes’e veda ettiler…
Oysa ki özellikle ikisi, kümede kalamamalarına rağmen çok iyi işler yapmışlardı takımlarıyla…
Bülent Korkmaz, 10 puanla son sırada devraldığı Erciyes’e 17 haftada 27 puan kazandırıp hedefe çok yaklaştırmış, şanssız Rize beraberliği neticesinde lige kıl payı veda etmişlerdi. Hiçbir teknik adamlık tecrübesi olmamasına rağmen ona güvenen Erciyes yönetiminin de ne kadar doğru bir tercih yaptığı ortadaydı, zira yeni sezonda bir de UEFA Kupası bileti koymuşlardı ceplerine… Ama ne olduysa oldu, Korkmaz, UEFA Kupası’nda değil, Süper Lig’de olmayı tercih etti, başarısız Bursa ve G.Birliği denemelerinin ardından sanırım şimdi o da düşünüyordur hatanın nerede olduğunu…
Yılmaz Vural’ın hikayesi daha da dramatik aslında… Vural’ın sayısız Süper Lig tecrübesinden sonra Antalyaspor ile 2.ligde giriştikleri iş, takdire şayandı… Uzun vadeli planlar peşindeki yönetim, Vural’a genel menajerlik görevi verdi, geniş yetkilerle donatarak Süper Lig’in ön çalışmasını yapmaya koyuldu. Vural yönetiminde Süper Lig’e çıkan Antalya, taraflı tarafsız herkesin beğenisini kazanan bir futbol oynadı geçen sene… Hiç kimsenin adlarını bilmediği Ali Bilgin, Volkan Yaman, Uğur ve Şenol gibi gençlerle, Suazo, Dzievicki ve Bieniuk gibi nokta atışı yabancı transferleri ile güzel futbol koydular sahaya… Tek sorunlarını, gol problemlerini çözemedikleri için, hak ettikleri yerin 6-7 basamak altında bitirdiler onlar da… Anlaşılmaz bir şekilde, Vural da ayrıldı Antalya’dan…
Onun da bu sezon Manisa’ya bir şey veremediğini itiraf edip istifa ettiğini izledik üzülerek… Oysa 2 senelik harika Antalyaspor projesinden sonra, bir takıma bir şeyler vermenin uzun soluklu takvimler gerektirdiğini en iyi kendisi biliyordu Vural’ın…
***
Tabii ki sadece Korkmaz ve Vural değil, takımları düşüp, kendileri kalanlar… Önceki sene Hadzibegic ve Ümit Kayıhan… 2005’te Şaban Yıldırım ve Güvenç Kurtar… Türkiye’de öyle alışmışız ki, küme düşen takımın hocasının ceketini alıp gemiyi terk etmesine… Birçok benzer garabet gibi, o da normal gelmeye başlamış bize artık… Oysa bir takım küme düşüyorsa, kulüp 7-8 milyon dolarlık yayın/isim hakkı gelirlerinden artık mahrumsa, futbolcular yeni bir ligde oynayacaklarsa, taraftar 2.lige alışmak zorundaysa, hoca da yer almalı bu yeni tecrübede… Bir bedel ödenecekse, o da ortak olmalı hesaba… Deyim yerindeyse, batan gemiyi ilk onlar terk etmemeli artık… 
Bu sezon hangi gemiler batacak belli değil henüz… İkinci yarının en iyi futbolunu oynayan takımlarından biri olan Kasımpaşa’nın ligde kalmasını istiyorum yürekten… Özgür Öçal’ın, Barbaros Barut’un devam etmesini diliyorum Süper Lig’de… Ama olur da işler kötü gider, ikinci ligin yolunu tutarlarsa, kaptan Uğur Tütüneker gemiyi terk etmemeli, çünkü bu ülkede öncülüğün en çok yakışacağı adamlardan birisi o…
Eğer birisi doğru bir model oluşturursa, diğerleri utana sıkıla da olsa, geleceklerdir peşinden…
39’uncu maç
Geçen sezon son 16’ya kalan takımların 12’si bu yıl yine aynı biletleri aldılar Şampiyonlar Ligi’nde… Geçen yılın 8 çeyrek finalistinin de 4’ü tekrarladılar aynı başarıyı… Ama esas dikkat çekici olan, son 4’ün 3’ünün değişmemesi… 3 İngiliz, M.United, Chelsea ve Liverpool’a geçen yıl Milan eşlik etmişti, bu yılsa kalan tek bileti Barcelona aldı…
Şampiyonlar Ligi’nde, yani dünyanın en büyük kulüpler arası futbol organizasyonunda, iki sezon üst üste son 4’ün 3’ünün aynı ülke temsilcileri olması, gözden kaçırılacak bir detay değil…
Mike Collett da, Premier Lig yönetiminin ülke dışında uygulamak istediği “39’uncu maç projesi”nin zaten fiilen hayatta olduğunu iddia ediyor… Collett’a göre, muhtemel bir İngiliz-İngiliz Şampiyonlar Ligi finali, 200 televizyon kanalından yayınlanıp, 4 milyar kişi tarafından izlenen, harika bir Premier Lig 39’uncu hafta maçı olacaktır zaten! Demek ki mesele, İngiltere Ligi’ne yurt dışında maç oynatma izni vermemekle bitmiyor aslında… 
Ballotta, yedek oturmayı bilince
Peruzzi’nin arkasında sessizce yedek bekliyordu, kendisinden 6 yaş küçük meslektaşı jübile yapınca, Lazio’da birinci kaleci konumuna geçti… Üstüne Uruguaylı Muslera transfer edildi, ama onun da yediği hatalı gollerle Ballotta tekrar kaleye döndü. Arjantinli Carrizo’yu aldılar, ama onun da evrakları yetişmediği için Ballotta varıyla yoğuyla oynamaya devam ediyor! Ve nihayet, 1964 doğumlu Ballotta, ikinci (hatta üçüncü) kaleci olacağını bile bile, gelecek sezon da oynamaya devam edeceğini açıkladı… 45 yaşındaki bu tevazuya, bu uyum ve bu sportmenliğe, ancak şapka çıkartılır…