Maç Yorumları Fenerbahçe Galatasaray Beşiktaş Trabzonspor

Maç Yorumları,Futbol Yorumları , Transfer Haberleri

Archive for April, 2008

Okuduğumuzu anladık mı?

Wednesday
Apr 30,2008

Nilay Yilmaz
 “Okumuş çocuklar içindir” başlıklı yazıma ne tür tepkiler geldiğini kabaca biliyorum. Bire  bir konuşmalar ve okur mailleri sayesinde bir fikir edindim. Fakat Cem Dizdar’ın dün Fanatik Gazetesi’nde yazdığından anladığım kadarıyla “okumuş”ların dahilinde görmediğim çevrelerin de yazımı üzerine alındığını fark  ettim.
Cem Dizdar “Bu da  ‘okumuş çocuklar için’ ” diyerek  doğrudan olmasa da göndermeli bir  yanıt yazmış. Cem Dizdar; sanırım “okumuşlar” sınıfına koyduğu benden böyle bir yazı beklemediği için olsa gerek bozulmuş. Ancak yanıldığı bir nokta var ki Dizdar’ın yazıları çoğunlukla benim eleştirdiğim çevreye karşı dayanak noktalarımdandır. Futbolun eğlencesi, oyun kısmı, akla ve duyguya hitap etmesi ve tabi ki tam da “bizden” tarafta yazması…
“Futbolun etrafına kümelenmiş onlarca tembel ve cahil hokkabaza, akıllarının erdiği güçlerinin yettiğince karşı durmaya çalışıyorsa bu okumuş çocuklar… Futbolu akıl, felsefe, eğlence ve hayata dair bilimum şeye dönüştürmek için ‘kalem oynatıyorlarsa’ ve bunun karşılığında duydukları ‘nazik’ bir ‘defolun’sa…” anladığım kadarıyla Cem yazımı tamamıyla olmasa da yanlış anlamış.  Yoksa cevaben el insaf demek zorunda kalırım.
Ben futbolun etrafında kümelenmiş o kesime daha ne diyeyim Cem? Daha literatürde ne kaldı söylemediğim? Ancak kabul etmek gerekir ki başka bir yerden esen entelektüel şiddeti de görmezden gelemem. Kusura bakma ama onların da futbolun eğlencesini, aklını ve felsefesini düşündüğüne ikna olamıyorum.
Tepeden bakan tavır
 Nerden mi? Yazılanlardan tabi ki? Varlıklarını onların yokluğuna endekslemiş, dilini onların tersini söylemek üzerine kurmuş yazarlar yok mu bu ülkede? Ve hâlâ iddia ediyorum, sayıları arttıkça üslupları değişiyor. Dillerinde oyundan çok, saldırganlık hakim oluyor. Saldırabilir, eleştirebilirler ama bu zamanla değişen bir üslupsa ve çoğalarak cesaret buluyorsa orada bir sorun yok mudur? Ve belirtmeden edemeyeceğim, kimseye en nazik şekliyle bile “defol” demiyorum. Haddime de değil. Ancak, onların “okuyoruz, anlıyoruz, tepeden bakıyoruz” tavrı da beni fazlasıyla rahatsız ediyor…
Yabancı dil bilmelerini gözümüze sokarcasına sürekli Avrupa futbolundan örnekler vermelerini (maçları takip edebilenlerin verebileceği örnekler değil kast ettiğim), güncel haberler sunarak görüşlerini haklı çıkarmaya çalışmalarını ise “Abdülhamit döneminin batılılaşma çabaları” denilerek yarattığı ucube kültürden başka bir şey olarak görmüyorum. Herkes her şeyi düşünüyor. Müsaadenizle ben de böyle düşüneyim…
Ben Müslüm Gürses’i sadece örnek olarak sundum. Ayrıca Müslüm’ü çok da iyi bilmem. Benim zevkime daha çok Orhan Gencebay hitap eder. Fakat Müslüm Gürses’in bu memlekette nerden alınıp nereye taşındığını hepimiz biliyoruz. Müslüm aynı Müslüm. Peki ne değişti? Düne kadar Gülhane şenliklerinde, onun gözlerine bakan insanlara söylerken bugün neden başka bir platformun gözbebeği oldu? Sana göre sakıncası yoktur belki ama ben bu duruma tepki gösteriyorum. Ve bildiğim kadarıyla Cem, sen de o okumuş çocuklardan sayılmazsın. Okumadığın anlamında söylemiyorum bunu, sadece okudukların onlarla aynı kaynaktan beslenmiyor…
‘Okumuşlar’dan kastım…
Ve gelelim “okumuş” meselesine. Bu “okumuşlar” sözü, senin de bileceğin gibi bilgiye aç bilgiyi arayan insanları kastetmiyor. Bu “okumuşlar”, kolejlerden, mastırlardan burnu havada gelenleri kastediyor. Ve birileri gladyatör gibi arenalarda çarpıştırılırken onları kıskanan, gazete sayfalarında eşitlenince de bundan rahatsızlık duyanları kastediyor. Hâlâ oyunu, aklı, felsefeyi savunduklarını mı söyleyeceksin?
Aklım başında, düşünüyorum, taşınıyorum ve kendi fikirlerimi ifade ediyorum…
Hiçbir şeytani rüzgâr, öğrenmenin erdemini unutturmuş değil…
Merak etme Cem yolumu şaşırmış değilim…
Günün anlam ve önemi üzerine…
Tarih: 28 Nisan 2008
Saat: 13:30
Adanaspor Teknik Direktörü Hüseyin Kalpar:
“…Dardanelspor maçının 40. saniyesinde gol yememiz bizim açımızdan dezavantaj oluşturdu.
Yediğimiz golün ardından beraberlik sayısını bulduk, ancak ikinci golü atamadık. Bizim açımızdan çok önemli olan ve kazanmamız gereken bir maçı kazanamadık ve bir puanla yetindik. Bu beraberlik her şeyin sonu anlamına gelmiyor. Hafta sonu yapacağımız maçta Adana Demirspor’u yenersek bir üst lige çıkabilme şansımız çok yüksek olacak. Bu maçı kazanmak için elimizden geleni yapacağız…”
***
Tarih: 28 Nisan 2008
Saat: 16:33
Adanaspor Teknik Direktörü Hüseyin Kalpar:
“…8 maç görevde kaldık. 8 maç sonunda 16 puan almış durumdayız. Yani iyi bir grafik çizmiş bulunuyoruz. Benim inancıma göre kayıp edilmiş hiçbir şey yoktur, ayrıca kazanılmış da bir şey yoktur. Ancak, hedefi yakalamak için geriye kalan 3 maçı da kazanmak gerekiyor. Kaldı ki, bundan sonra yaşanacak olumsuzlukta da gruplardan çıkma şansı vardır. Kıymetli kulüp başkanımla karşılıklı almış olduğum kararla, Adanaspor’un başarısı için ayrılmamız gerektiği görüşü hakim oldu. Ben ve ekip arkadaşlarım, Adanaspor’a başarılar dileyerek ayrılıyoruz. Gönlümde olan, Adana şehrinin iki takımının da başarılı olup Bank Asya 1. Lig’e çıkmasıdır…”
***
Anadolu Ajansı’na düşen bu haberler arasında sadece ve sadece 3 saat 3 dakika var. İlk açıklamasında önümüzdeki maçlara bakan Hüseyin Kalpar, ikinci açıklamasında kıymetli kulüp başkanıyla karşılıklı aldığı kararla önümüzdeki maçlara bakma işini başka bir meslektaşına bıraktı…
Antrenör kıyımı son hızla devam ediyor… Teknik direktörlerin mesleklerine yakışır çalışma hak ve koşullarından uzak emekleri sömürülüyor. Futbolcular bir metadan farksız bir şekilde alınıyor; etinden, sütünden, yününden faydalanılıp satılıyor.
Bugün 1 Mayıs. İşçinin, emekçinin bayramı… Günün anlam ve önemine uygun açıklama yapma ustası Hakan Şükür ve onun savunucusu Bülent Uygun’dan futbol emekçileri üzerine bir açıklama bekliyorum… Kendileri ve tüm futbol emekçileri adına…
1 Mayıs kutlu olsun!

Bayramınız kutlu olsun!

Wednesday
Apr 30,2008

Ercan Güven
Bugün 1 Mayıs… Emekçinin bayramı. Sevgili futbolcularımız ne iş yapar?.. Emekçi!
Hem de emekçinin şahı… “Alın teri”ni dilinden düşürmeyen ve vatana millete en hayırlı cinsinden.
En azından onların fikri. 
Doğru mudur değil midir bilmem ama devletin vergi indirimi, askerlik kolaylığı gibi ayrıcalıklarına bakılırsa, ne kadar “makbul” emekçi oldukları ortaya çıkar.
Peki… Bir cümle duydunuz mu ağızlarından “alın terini yücelten” küresel boyutlu mesleki bayramla ilgili?
Bir kutlama. Bir dayanışma… Destek… Hatta ima duydunuz mu?
Ramazan, bayram, kandil, kadir, kutlu doğum haftasını kaçırmazlar; hemen mütedeyyin halkın omuz başındaki yerlerini alırlar okşanmak isteyen yavru kedi gibi mırıl mırıl…
Mesele, hak, hukuk, geçim olunca… Emekçi cop gölgesinde sokağa çıkınca;  pırrr.
Yahu sizin bankadaki milyonlar, sokaklarda yürüyen milyonların bütçesinden tırtıklanan paralar sonuçta. 
Geçtik kendini “emekçi” ilan etmeni, kibarlık olsun diye kutla bari.
Aç işçiler tok meslektaşlarını ne kadar ciddiye alırlar bilemem ama itilen, kakılan, horlanan işçilere moral vererek toplumsal barışa faydası olacaktır kesin.
NOT: Üç kuruş paraya ücra köşelerde futbol oynamaya çalışan futbol emekçilerini tenzih ederim.
Yalancısın yalancı
Şimdi sıkı durun; 30 Nisan tarihli Fenerbahçe’den “resmi” haberlere geçiyoruz:
* Shevchenko’nun menajeri ile masaya oturacağımız haberi baştan aşağı yalandır.
* Ronaldinho’yu transfer edeceğimize ilişkin iki gazetede çıkan haber yalandır.
* İlhan Parlak, Deivid ve Colin Kazım’ın gönderileceği şeklindeki haberler yalandır.
* Kulübümüzün Mourinho’ya transfer teklifinde bulunduğu yalandır.
* Maldonado’nun gönderilerek yerine Gilberto Silva’nın alınacağını basın haberi yalandır.
* Kezman, Kemal, Can, Ali Bilgin ve Gürhan ile de yollarımızı ayırıp, Mehmet Topuz, Mehmet Yıldız ve Giray’ı transfer edeceğimiz yalandır.
* Catania takımının oyuncusu Vargas ile ilgilendiğimiz yönünde haberler yalandır.
* Vogner Love için transfer çalışmaları yaptığımız haberi yalandır.
* Kayserisporlu Mehmet Topuz’un transferi için Sayın Nihat Özdemir’in görüşmelere başladığı haberi yalandır.
Evet… Bir günde bu kadar.
Ağustos’a geldiğimizde bunlardan yarısının “doğru” çıkma ihtimali var. En azından hepsinin “yalan” olma ihtimalinden fazla.
Haberin de ölçüsü yok, yalanlamanın da.
Bir şeyler yapmak lazım. 
Hem haberin yalanında, hem haberin yalanlamasında “at izi it izine karışmış” durumda.
 

Havuza kim itti?

Wednesday
Apr 30,2008

Erman Toroglu
BEŞ kişi muhabbet ediyor. Diğer üçünün ismi önemli değil. İki kişi var ki çok önemli.

Birisi F.Bahçe Teknik Direktörü Zico, diğeri F.Bahçe Basketbol Takımı Koçu Tanjeviç. Konu hep futbol. Zico’ya arada sorular geliyor o da gayet samimi ve dosthane biçimde cevaplıyor. Neden diyorlar, ’Zaman zaman zorlandığında rakibe yüklenmiyorsun, hava topu atmıyorsun, şişirmiyorsun’ Zico da, “Nasıl yapabilirim ki. Benim 2 santrforum bunlara müsait değil” der. ’Peki neden Kezman önce, Semih sonra’ Hoca yine cevaplar: “Kezman’ın rakibi yıpratıcı oyun stili var. Önce onu oynatıyorum, sonra Semih diri girince daha iyi işler yapıyor.” Peki diyorlar, “Sen memnun musun santrforlarından”. Zico, “Herkes söylüyor ama eldeki malzeme bu. Ben de aynı fikirdeyim. Aslında yönetim santrfor arıyor. Bize lazım olan santrfor fazla uzak da değil, karşı tarafta.” Merak ediyorlar, “Kim” diyorlar. Brezilyalı çalıştırıcı, çok net cevap veriyor, ’Nonda. Nonda ile Arda bende olsa ligi de açık ara götürürüm, Avrupa’da çok farklı yere gelirim” diyor. O sırada Tanjeviç söze giriyor, “Bak hoca senin bir hatan var. Sen hep aynı değişikliği yapıyorsun. Senin sahaya çıkan kadron da aynı, değiştireceğin oyuncular ve dakikan da. Bunu herkes ezberledi. Değişik hamleler yap” der. İşte F.Bahçe’nin bence bu sohbetten sonra düzeni bozuluyor ve Zico, Tanjeviç’e uyuyor. Değişik işler yapacağım diye olayı eline-yüzüne bulaştırıyor. Havuza kendi düşse belki Zico bu kadar üzülmezdi. Ama onu havuza Tanjeviç itiyor. O günden sonra Chelsea maçı dahil F.Bahçe’nin saçma sapan kadrolarını gördük.Herkes kendi işine bakacak. Bildiğini yapacak. Ben bu haberi geçen hafta içinde aldım. Yazmadım. Sebebine gelince; geçen hafta sonu G.Saray-Fenerbahçe karşılaşacaktı. Nonda da, Kezman da, Zico da, Arda da, iki takım da bu söylenenlerden etkilenecekti. Ve diyeceklerdi ki, Erman ortalığı karıştırıyor. Onun için bekledim. Bence de doğru yaptım. Ama bu konuşulanlar köküne kadar doğru.Bostan ve Türkalp’e güvenirimBENCE futbolumuzdaki en büyük noksanlık, futbol oynamış insanların Futbol Federasyonu yönetiminde profesyonel olarak görev almamaları ya da alamamaları. Futbol Federasyonu Başkanı da bir gün profesyonel futbolcu olursa mükemmel olur ama idari işlerde mutlaka profesyonel futboldan gelen üniversite mezunu ve yabancı dil bilen biri olmalı. Şart mı? Belki şart değil ama olursa çok iyi olur. Çünkü futbolu bırakanlar kesinlikle antrenör olmaya kalkıyorlar. Orada para çok. Sonra işsiz kalıyorlar. Çünkü birbirlerine daha sonra ateş ediyorlar. İş cazip hale getirilirse hakem olabilirler. Bu federasyon yeni yapacağı yönetmeliklerle belli kriterleri olanları çok çabuk hakem yapacak. Bence doğru karar. Şu anda Disiplin Kurulu Başkanı Reşat Bostan geçmişte profesyonel futbol oynamış, hukuk fakültesi mezunu bir arkadaşımız. Anadolu Üsküdar ve Zeytinburnu’nda oynamış ve benim de hakemliğini idare ettiğim eski bir futbolcu. Diyorlar ki, Disiplin Kurulu’nu Şekip Mosturoğlu kurdu. Bu cümleyi söyleyenler Disiplin Kurulu Başkanı’na büyük haksızlık ederler.Adam yetiştiremiyoruz Tahkim Kurulu Başkanı yakından çok iyi tanıdığım Adnan Türkalp. İki kurul başkanı futbolumuzun içinden gelen son 20 yıldaki 2 isim. Keşke genel sekreter de, gözlemcilerin başındaki adam da futbolun içinden gelseydi. Biz, yani futbol alemi adam yetiştirip buralara sokamıyoruz. Sonra da dışarıdan gelenlere sallıyoruz. Kemal Dinçer de sporun içinden gelme. Çok da düzgün birisi. F.Bahçeliymiş. Olabilir. Ama sporculuk ruhu olan insan, o terbiyeyi alan insan, fasülyeyi nohuta karıştırmaz. Dinçer’e F.Bahçeli olduğu için sallayanlar şu anda Ahmet Güvener’in federasyondaki görevini bilmiyor. Güvener hangi takımı tutar? G.Saray. Geçmişte MHK’da görev yaparken hiç G.Saray’ı karıştırdı mı? Kesinlikle hayır. O da dürüst bir adamdır. Hatta ve hatta o komite başkanıyken yaşanan müthiş bir olayda! tavrını net koyarak entresan bir olayı engellemiştir. Bu olay G.Saray’a karşı yapılan bir olaydır. Ben bu federasyondaki Tahkim ve Disiplin Kurulu’ndaki insanların özellikle 3 büyük kulüp tarafından adam sokularak kurulduğuna inanmıyorum. Böyle olduğunu da biliyorum.Doğru ve yanlışHATIRLARSANIZ Büyükşehir Belediye-G.Saray maçında Ayhan yardımcı hakeme ’lan’ dedi. Yardımcı hakem Ayhan’a kartı gösteremedi. Peki sonunda ne oldu? Merak ettim, araştırdım. O yardımcı hakeme bu sezon sonuna kadar maç verilmeyecekmiş. Demek ki Türkiye’de doğru işler yapılıyor. Yanlışlar yok mu, var. Lugano, G.Saray-F.Bahçe kupa maçında Cüneyt Çakır tarafından atıldıktan sonra 5-6 dakikalık gecikmeyle sahayı terk etmişti. Ve bu olay rapor edilmiş. Bir şey yapılmamış. Sinek ufak ama mideler bulanıyor.Polis koyulmalıBEN Beyoğlu’nda gezmeye bayılıyorum. Hani bir şarkı var ya ’Beyoğlu’nda gezersin gözlerini süzersin’. Gezersin de nah gözlerini süzersin. Çünkü yeni döşenen taşlar yağmur yedi mi, taşın da kenarına bastın mı, gözleri süzmeyi bırak, gözüne kadar su içinde kalıyorsun. Hadi üzerini temizlikçiye verir kurtulursun. Peki, tramvayın yanında özellikle akşamları taksiler, özel arabalar cirit atıyor. Bence İstanbul Valiliği bir kaç yere trafik polisi koysun, yaya yolundaki araç trafiğini düzenlesin. Tam bir rezalet. Dur diyen yok. İstanbul sahipsiz şehir diyorlar, kesin doğru. Ve birkaç kişiye arabanın vurduğuna şahit oldum. Şöför, “Kenara çekilsene lan” diyor. Sıkıysa tampon yiyen cevap versin. Adam sopa yer.Az bile yapılıyorİNANILIR gibi değil. Bazı F.Bahçeli seyirciler futbolcuların yollarını kestiler. Televizyondaki spor yorumcuları seyirciyle karşı karşıya kalmayalım, yarın Alex-Kezman, Fener’den giderler ama biz seyirciyle karşı karşıya kalırız düşüncesiyle pazar gecesi ilerleyen saatlerde yorumlar yaptı. Araba içindeki Kezman güya kendini tehdit eden seyirciye tükürmüş. F.Bahçeli seyircinin yaptığı normal. Yorumcuların böyle olduğu bir ülkede seyirciler az bile yapıyor.

Ferguson’a rağmen

Wednesday
Apr 30,2008

Ömer Üründül

Dün gece Old Trafford’da temposu, mücadelesi, son saniyeye kadar devam eden heyecanıyla, nefes kesen bir yarı final izledik. Barcelona, güçlü rakibi karşısında deplasmanda oyuna hükmederek atak başladı. İlk 15 dakika kontrol ve tehlike kokan hücum girişimleri misafir takım lehineydi ancak Manchester United, karşı kaleyi ilk ziyaretinde Scholes, Zambrotta’nın kendisine ikram ettiği topa mükemmel vurunca takımını kritik anda öne geçirdi.
Bu gol Barcelona’nın kurgusunu kısa bir süre bozdu. Ardından yine devre sonuna kadar oyunu kontrol altına alan ve tehlikeli ataklar geliştiren Barcelona’ydı.
İkinci yarının ilk 15 dakikasında Manchester tehlikeli hücum girişimleri yaptı. Ardından skoru korumak için son bölümde savunma tedbirlerini yoğunlaştırdı. Skoru koruyarak çok önemli bir başarı elde etti. Bu kaliteli maça Messi ve Ronaldo’nun yaratıcı özellikleri de ayrı bir renk kattı.

NE ETO’O, NE HENRY!
Teknik direktör Ferguson, iki Barcelona maçında da 4 forvetle oynayarak oyunun kontrolünü genelde Barcelona’ya bıraktı. Bana göre yanlıştı ama iki maçta da hiç gol yememeleri kendilerini zafere götürdü. Ferdinand ve Brown iki maçta da yıldızlaştılar çünkü Barcelona’nın ileri ucundaki ne Eto’o'nun ne de sonradan oyuna giren Henry’nin fizik güçleri bu defans oyuncuları ile yarışacak cinsten değildi. Alman hakem Fandel otoritesi ve avantaj uygulamalarıyla çok iyi bir maç yönetti. Tek hatası ilk dakikada Scholes’un Messi’ye yaptığı harekete sarı kart çıkarmamasıydı.

O pankart açılacak mı?

Wednesday
Apr 30,2008

Selçuk Yula
Galatasaray maçındaki yenilgiye fulbolcuların isteksizliği değil, Zico’nun hataları neden oldu… Sarı-kırmızılı kulübün ‘beyaz sayfa’ ile ilgili yayınladığı bildiriye imza atmasını bekliyoruz
Fenerbahçe-liler, üzgün ve kırgın. Üzüntüleri son 2 haftaya 3 puan geride girmekten, elindeki avantajı altın tepsiyle Galatasaray’a hediye etmelerinden. Kırgınlıkları da pazar akşamı Ali sami Yen’de futbolcuların mücadele etmeden teslim bayrağını çekmeleri. Yenilen o tuhaf golü hala içlerine sindiremiyorlar. Bunlar normaldir. Yaşanacaktır. Galibiyetlerde sevinç, yenilgilerde üzüntü futbolun olmazsa olmazlarıdır. Yalnız işi Samandıra’da futbolculara saldıraya kadar getiren birkaç kişiye de son derece öfkeliler. O günler çok gerilerde kaldı. Ve bu yüzden yaşamak istemiyorlar. Bizde zamanında neler çektik. Daha yakın zamanda omuzlarda taşınan bu çocuklar değil miydi? Ama taraftarın ezici çoğunluğu yapılanlara karşı çıktı, internet sitelerinde bunu kınadı ve Fenerbahçe taraftarının gerçek profilini çizdi. Önemli olan da budur. G.BİRLİĞİ ÖNEMLİ Maça sadece futbolcuların isteksizliği değil, Zico’nun yanlışları da damgasını vurdu. Aslında yapması gereken iş çok kolaydı. F.Bahçe, bu sezon ligin kanatları en iyi kullanan takımı. İyi giden mekanizma niye bozulur anlamak mümkün değil. Sağda Gökhan Gönül ve Deivid, solda Vederson ve Uğur Boral’ı bozmayacaksın. Sallanan Maldonado ile Selçuk değiştireceksin işlem tamam olacak. Semih, zaten her zamanki gibi oyuna girecek ilk isim. Şimdiye kadar bunlar yapıldı ve sorun çıkmadı. Galatasaray karşısında Vederson ve Uğur yan yana gelemediler. Skor 1-0 iken uzatma dakikalarında (sanki galipmiş gibi) kaleciye geri pas yapan Maldonado’yu gördük. Şimdi yapacak tek iş var. Gençlerbirliği maçında yanlışlardan dönüp, sahadan galibiyetle çıkmak ve Sivas’tan gelecek haberi beklemek. ÖZÜR DİLEMEZLER Galatasaray, bu saatten sonra şampiyonluğu verir mi? Zor görünüyor. Bu arada merak ettiklerimiz var. Ortalarda göremediklerimizi gördük. Kimler mi? Hani beyaz sayfalardan bahsedenler, hani o federasyon Fenerbahçe’yi şampiyon yapacak diyenler, hani o Recep Tayyip Erdoğan F.Bahçe’yi koruyacak diyenler, birden bire ortadan yok oldular. Daha doğrusu G.Saray’a karşı görevlerini tamamladılar ve geri çekildiler. Başbakan’ın takımı dedikleri Çaykur Rize ve Kasımpaşa ligden düştü. Fenerbahçe son 2 haftaya 3 puan geriden giriyorsa Erdoğan’a bir özür borçları vardır demektir. Özür dilerler mi? Zannetmiyorum. Ama görevlerini tamamladılar. F.Bahçe yıllardır Haluk Ulusoy’a karşı olduğunu söyledi ve mücadele verdi ama düşüremedi. Bu işi G.Saray ve Beşiktaş yaptı. Bu işi onlar yapmasına rağmen federasyonun Fenerli olduğunu iddia ettiler. Başkan Hasan Doğan, Beşiktaş kongre üyesi. Lütfi Arıboğan, Ahmet Güvener, Reşat Bostan, İlhan Helvacı hepsi Galatasaraylı. Adnan Türkan ve Sait Yalazay Beşiktaş, Süheyl Önen’in Trabzonsporlu olmasına rağmen tek Fenerbahçeli olan Kemal Dinçer üzerinden yorumlarını yapıyorlar. Gelinen noktayı görüyorsunuz. Ben bu federasyonun iyi işler yapacağına inanıyorum. Sadece Fenerbahçeli olmadığını belirtmek için yazıyorum. Hakemlerin adaletinden bahsedenler, o adalet gerçekten isteseydi, bırakın geçmiş maçları, G.Saray ne Gençlerbirliği ne de Büyükşehir’i yenebilirdi. Eğer iki haftada fikirleri değişmediyse G.Saray’ın sitesinde beyaz sayfa ile ilgili yayınladığı bildirinin altına bir daha imza atmasını bekleyeceğiz. Sivas’ta bu konula ilgili pankartla çıkarlarsa ne kadar samimi olduklarını göreceğiz.

Terim

Tuesday
Apr 29,2008

Ercan Güven
Ajanslar “Skandal” başlığı ile verdi haberi:  “Galatasaray’la büyük başarılara imza atan ve Milli Takım’ı euro 2008 finallerine götüren Fatih Terim’e Ali Sami Yen’de yer kalmadı”!
O da evine gidip televizyondan izlemiş maçı.
Aynen, Karataş’lı tüccar terzi Selman Bey gibi. Veya Kemah eşrafından rençber Ali… 
Ortada “Dünya Derbisi”, Aklınıza gelen her futbol adamı tribünde, Fatih Hoca yok.
“Nasıl olur” değil mi?
Terim’i ister beğenirsiniz, ister beğenmezsiniz… Ama hem kariyer olarak hak etmişti Ali Sami Yen’deki koltuğu, hem de göreviydi.
Oturacak, izleyecek… Galatasaray’dan, Fenerbahçe’den belki yeni isimler ekleyecek Milli Takım’a, belki de çıkaracak.
Dargın olsa bile orada bulunacak. 
Yapmazsa; “İşini savsaklamış” olacak!
Hani o, 120 bin YTL aylık aldığı işini…
Birileri, TBMM’ye soru önergesi vermişti bir zamanlar; “Bu kadar çok para ödenir mi Milli Takım teknik direktörüne” diye… Belli ki, “milli hassasiyetleri” zirvede bir vekildi.
İşte emek/ücret dengesi tartışılan o iş, “eksik” yapılmış olacak Terim derbiyi yerinde izlemezse.
Lakin yer yok.
Peki kim oturuyor Fatih Terim’e ayrılmış koltukta?
“Çok para alıyor” diye TBMM Başkanlığı’na soru önergesi veren DTP milletvekili Sırrı Sakık!..
Fıkra gibi.
Sırrı Sakık, bu ülkenin her türlü sorununu yakından takip eden bir milletvekili sıfatıyla kalkmış Ankara’dan Ali Sami Yen’e gelmiş. Olayı yerinde inceleyecek. İzleyecek ve vatana millete yaptığı faydalı işlere bir yenisini daha ekleyerek kendi aldığı mütevazı milletvekili maaşının hakkını verecek.
Hassas bu konularda.
Bir o kadar da alıngan!
Şöyle bir bakıyor yerine… İkinci sırada…
“DTP mebusu olduğum için mi bana ikinci sırayı verdiniz” diyor ve milletin kendisine teslim ettiği inisiyatifi kullanarak hooop Terim’in yerine.
Dünya derbisi şeref tribünü değil Vodafone’un geyikli reklam seti sanki…
Terim tribüne gelince, “Şöyle bir yerlere sıkışıver” demekten başka çare kalmıyor görevlilere.
“Senin koltuğunda millet oturuyor”!
Terim boynunu büküyor. Küsüyor. Doğru evine.
Yahu, bu bizim “ağır abi” Terim değil mi?
Hele söz konusu “iş” olduğunda babasını tanımayan, çakmak çakmak gözleriyle adama fizik ötesi hamleler yapan, ezen, sözünü esirgemeyen Hoca?
Demek ki, Terim’in rüzgârı gazetecilere.
Milli Takım’ın “öğrenci” konumundaki futbolcuları da bir “hisse” çıkarabilir Hoca’nın “kıssa”sından:
“Engeller aşmak içindir, lakin bazıları görmezden gelinebilir”!
Nereden tutsanız elinize yapışacak bir vaka yaşandı derbide. Yaşandı ve üzerinde durulmadı. Daha acil işlerimiz vardı.
Bizde işler önem sırasına değil, gündeme göre.

Suçlu sadece Zico mu?

Tuesday
Apr 29,2008

Vedat Bayram

Adam eğer adam olmaz ise; olayı kavramaz, telkin ve tavsiyelere uymazsa; hatta lig bitimine 3 hafta kala bu çok hayati derbinin önemini algılayamayarak ‘Fenerbahçe gibi’ oynamazsa, suçu şunda bunda aramanın manası yok.
Evet GalatasarayFenerbahçe derbisinin ardından yapılan konuşma ve yorumlara, yazılan yazılara istinaden yazıyorum.
Çok değerli yorumcu arkadaşlarıma saygım sonsuz… Elbette onların futbol konusundaki üstün teknik bilgilerine de sözüm yok!
Ama taze yenilginin ardından bütün suçun A’dan Z’ye teknik direktör Zico’ya yıkılmasına itirazım var.

AVUKATI DEĞİLİM AMA…
Neden? Zico’nun savunma avukatı olduğumdan değil elbette… Bir bütünün içinde sonucu etkileyecek büyük parçayı ya da dilimi bırakıp, tabaktaki kırıntı ile uğraştıkları için, benzetmeye mi takıldınız? Evet ama maalesef bu konu böyle.
Şimdi siz Avrupa Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek final oynayan, yarı finalin kapısından dönen takımın hocası Zico’yu göklere çıkaracaksınız; umumi istek ve arzu ile 2-1 biten Chelsea maçı sonrası kendisini alkışlarla onore edeceksiniz… Sonra kamuoyunca sonuna yüzde 51 sans verilen Galatasaray’ın saha ve seyirci avantajı ile 1-0 kazandığı maçın tüm kusurunu Brezilyalı teknik adama yıkacaksınız.

BÜTÜN TAKIM SORUMLU
Peki sebep ne?
Kezman’la başladı, Maldonado’yla başladı diye! İşte bu yanlış bir teşhistir ve tamamen teferruattır.
‘Asıl suçlu’ aranıyorsa bu ‘Fenerbahçe Futbol Takımı’dır. Neden?
- Fenerbahçe, Galatasaray önünde, Fenerbahçe gibi oynamamıştır.
- Futbolcuların maçı kazanma adına bir istek ve gayretine şahit olunamamıştır.
- 90 dakika boyunca maçın ‘kafalarda kazanılması’ ile ilgili hiçbir işaret görülememiştir.

CARLOS YETİŞTİRİLEMEDİ
- 32. haftada puan durumundaki hassasiyete rağmen takımın teminatı Roberto Carlos bu maça kadar hazır edilememiştir.
Bunlar madalyonun bir yüzü… Gelelim diğer tarafına…
Ali Sami Yen Stadı’nda kendisine ayrılan komik yeri dahi tıklım tıklım doldurmayan Fenerbahçe seyircisini gören ‘yetkili/görevli’ herkesi vicdan ve izana davet ediyorum.
O neden?
1970′li yıllarda yıllarda yarı yarıya paylaştığımız stat ve seyirci kapasitesini, ilerleyen zaman ve modern çağa rağmen yüzde 5′lere düşürdükleri için… Derbi mücadelesinde komik görüntüye neden oldukları için… Açıkçası bunun adına ‘ileriye değil geriye gitmek’ denir.

GEÇMİŞE BİR BAKIN!
Neye rağmen? Sözde modernleşmeye rağmen… Özgürlüklerin geliştiği iddialarına rağmen… Sizce bir yerlerde bir çelişki yok mu?
Niçin? Rakip seyirciyi stat kapasitesinin yüzde 5′i kadar kabul ettiğimiz için. Bunun gerekçesi ne? “Kavga dövüş olur” diye mi?
“Bin 500 kişinin can güvenliğini sağlarız, ama 12 bin 500 kişi gelirse kefil olamayız; asayişini sağlayamayız” demek mi istiyorsunuz?
Ama ben biliyorum ki, bu il spor güvenlik kurulu toplantılarında alınan karardır.
“Kulüp başkanları da böyle istiyor” diyeceksiniz. Deseniz de yanlış buluyorum. Sizi maziye davet ediyorum. Statlardaki eskiyeni iki görüntüyü canlandırıp, “Statlar değişti, bizler mi yaşlandık” diye soruyorum.

Bu hata affedilmez

Tuesday
Apr 29,2008

Ziya Sengül
AH Volkan ah!.. Tam hünerli eldivenlerin sahibi oluyorsun, kalende duruşun, görüntün dünya çapındaki kalecilerin çok çok daha ilerisinde. Bazı maçlarda takımını kurtaransın, ama bazı maçlarda da yakantop oluyorsun. Aynen Galatasaray maçında olduğu gibi… Takımın Fenerbahçe iyi oynamayabilir… Sen oyunu en iyi gören pozisyondasın. Kasığını tutuyorsun, ama ısrar edip oyuna devam ediyorsun. Sonra bakıyorum ki, o sakat gösterdiğin sağ kasığına rağmen sağ ayağının içiyle topa vuruyorsun. Havana, rüzgárına bakıyorum, bu kadar mükemmel bir fiziğe sahip olurken, abuk sabuk goller yiyorsun. Yani takım lider pozisyondayken hadi kazanamadı, hiç olmazsa maçı berabere bitirse şampiyonluk şansını en güçlü şekilde devam ettirecek. Sen ne yaptın?! Bir hata ki affedilir gibi olmayan bir şekilde ‘Nonda’ya gel bizim kaleye gol at’ davetiyesi çıkarttın. Kezman’ın, Ankaraspor karşısında kaçırdığı penaltı, herkesin başına gelebilir diye düşündüm. Ama o maçta da senin dublörün olan kaleci Serdar, son saniyelerdeki amatör düşünceyle iki puanı kaybettiren olmuştu. Galatasaray yenilgisinin faturasını sana çıkarmak beni mutlu etmiyor. Ama ne yapalım ki, sen bizi bu eleştiri içine ite-kaka sokuyorsun. Elbette derbi sonrasında en fazla üzülen sen oldun. Kitlesel olarak olaya bakarsak, sen bir, taraftarlar ise milyonların temsilcileri olarak üzüldüler. Seni varlıklı bir şekilde yaşamaya iten potansiyelin onlar olduğunu da hatırlatmak isterim. Şimdi bu olaya hiç yaşanmamış gibi bakmanı istiyorum. Sen ayrıca Milli Takımımız’ın da kalecisisin. İleride iki maç kaldı. Belki o üç direk arasında görevine devam edeceksin, belki de o kasık ağrısını bahane edip sezonu kapatacaksın. Sen sağlığına kavuşabilmek için tedavine devam et. Bilmiyorum ki takımının Gençlerbirliği ve Trabzon maçındaki performansını hangi aklı selim düşünce içinde izleyip bekleyeceksin…

Zico yetersiz ve adaletsiz

Tuesday
Apr 29,2008

Ömer Üründül

Neticelere göre eleştiri yapan bir spor yazarı değilim. Kazandıkları maçlarda dahi, teknik direktörlerin hatalarını görürsem eleştiririm. Zico’yu göreve geldiğinden beri eleştiriyorum. Çünkü teknik adamlık icraatları, futbol mantalitemle bağdaşmıyor. F.Bahçe, çok önemli İnönü derbisini kazandıktan sonra da Zico’yu eleştirdim. En kolay maçlarda bile tek santrfor çıkıp, skorda denge veya skor dezavantajı varsa son bölümde çift santrfora geçen Zico, İnönü’de galip durumdayken ve sol kulvar yol geçen hanına dönmüşken buraya tedbir getireceğine, iyice boşaltıp çift santrfora geçerek Beşiktaş’a maçı çevirme şansı verdi. Bu kulvardan gelişen bir atakta beraberlik golü yendi ama Semih-Alex imzalı gol işi kurtardı.

İLK ONBİR İNTİHARDI
Ali Sami Yen’deki final niteliğindeki derbide, F.Bahçe’nin takım tertibini öğrendiğimde yanımdaki arkadaşlarıma bir puanın dahi mucize olduğunu söyledim. Sahaya çıkan ilk 11 tam bir intihardı. R.Carlos’un sakatlanmasından sonra onun görev yerine soyunan Vederson çok başarılı bir performans çizdi. Sevilla deplasmanında Dani Alves-Navas ikilisiyle Avrupa’nın en etkili sağ kanat bindirmelerini yapan takıma karşı bu kulvarı üstün başarısıyla tıkadı. Onun önünde Uğur Boral da müthiş performansıyla bu kulvarı Vederson’la birlikte F.Bahçe’nin kulvarı haline getirdiler. Ayrıca Vederson, iki Chelsea maçında da Joe Cole gibi bir yıldızı sahadan sildi.
Bütün bu örnekler varken Zico, defansif yönü zayıf, geçen haftaki mecburiyet hariç hiç defansın solunda görev yapmayan Uğur Boral’ı Vederson’a tercih etti.
Zico derbide Uğur Boral’ı bek oynatıp önüne de Deivid’i monte edince
sol kulvar ofansif ve defansif olarak çöktü (Deivid’e ters geldiğinden sol kulvarda performansı düşüyor. Ayrıca sağdaki Gökhan-Deivid arasındaki ofansif ve defansif uyum da kalkıyor). Halbuki solda Vederson önde Uğur Boral, sağda da GökhanDeivid ikilisi oynasaydı Galatasaray bu kadar rahat ortam bulamazdı. Bir defa Zico rakibini hiç analiz edememiş. Galatasaray’ın en büyük silahı yardımlaşma ve pres.
Bugünkü fizik yetersizliği ve oyun anlayışıyla Maldonado, 50 metrekarenin dışına çıkamayan bir halı saha topçusu görünümünde. Zico, Selçuk’un yerine Maldonado’yu oynatınca orta saha tam çöktü.
Galatasaray akıllı biçimde ikili-üçlü sıkıştırmaları Aurelio’nun üzerinde yoğunlaştırınca takımın en istikrarlı ve diri ismi Aurelio çaresizlikten hayatının en kötü maçlarından birini sergiledi.
Zico son bölümde de çok büyük bir hamle hatası yaptı. Song oyuna girdikten sonra eğer Maldonado çıkıp Uğur Boral, Vederson’un önünde kalsaydı Fenerbahçe’nin büyük olasılıkla bu ikiliden gelecek bindirmelerle pozisyon üretme şansı yakalayabilirdi.

OLUMLU YORUM İMKANSIZ
Hani Zico bir sistem ve istikrar hocasıydı? Bu kadar körü körüne sistemine ve takım tertibine sadık bir hoca bir final derbisinde nasıl oldu da bütün bu ilkelerinden vazgeçti? Olumlu bir yorum yapmak mümkün değil. Her zaman görüşlerimin arkasındayım. Zico hem yetersiz hem de adaletsiz bir teknik adam. Dünyada Zico’dan başka hiçbir teknik adam, sistemi işleten ve gol atan bir santrforunu yedek kulübesine mahkum etmez. Hele hele tercih ettiği isim, hiçbir şey yapmayan Kezman olursa. İşte örnek. Semih 17 maç ilk 11′de yok, 16 golle gol kralı. Ayrıca 3 puan getiren İnönü derbisi dahil 6 da asisti var.
Futbolun içinde her şey var. Fenerbahçe’nin az da olsa şampiyonluk şansı sürüyor. Büyük bir sürpriz sonucu şampiyon olsalar bile Zico hakkındaki olumsuz görüşlerim değişmez.

Avrupai yöntem

Tuesday
Apr 29,2008

Bülent Yavuz

Dünya derbisi oynandı ve bitti. Arkasından kızılca kıyamet kopmadı veya ağzını şapırtadanlar, umduklarını bulamadılar. Genç hakem Fırat Aydınus da yönetimiyle bunlara çanak tutmadı.Galatasaray-Fenerbahçe maçlarını yönetmek zordur. Hele hele bu maç ligin sonlarına doğru olmazsa olmaz durumundaysa, bu karşılaşmayı yönetmek için mangal gibi yürek ister. Aydınus’ta bu yürek vardı. Müsabakanın başından sonuna kadar kontrolü hep elinde tuttu. Futbolculara adeta nefes aldırtmadı. Hemen hemen bütün pozisyonların dibindeydi. Bir şeyler yapmaya çalışan futbolcularla burun buruna geldi. Bu da futbolcuları hakem yerine topla oynamaya yöneltti. Onun için derbi, sürat ve tempo kazandı. Bu maçı Alman Marcus Merk yönetseydi, bugün otoriteler, “İşte hakem”, “Türk hakemleri örnek alsın” diye bas bas bağırırlardı. Şimdi size soruyorum, ‘Allah aşkına Fırat’ın Avrupai hakem tarzı yok muydu?’ Fırat’ın Avrupalı hakemlerden ne eksiği vardı? Aslanlar gibi maç yönetti. Hiçbir spekülasyona neden olmadı. Terini oyun sahasının her tarafına akıttı. Güleç yüzü, iletişimin bir müsabakanın başarılmasına ne kadar katkı yaptığının göstergesiydi. Yardımcıları da en az Fırat kadar başarılıydı. Bu maç için bir şeyler söylemeye kalkanlar, dönüp arkalarına baksınlar. YUNUS YILDIRIM (Denizlispor-Sivasspor)Süper Ligin adeta hammalı. MHK sırtına vermiş, maçtan maça koşturuyor. Denizli’de Yıldırım önemli bir hata yaptı. Bu maçın neticesine tesir etti mi? Bence evet.. Peki, bu hata bilinçli miydi? Kesinlikle hayır.. Yunus doğru yerde durmuyordu. Onur’un eli topun kaleye girmesine engel oldu. Bal gibi penaltı. BÜNYAMİN GEZER (Beşiktaş-Bursaspor)Hakem açısından adeta dört dörtlük bir maç. Zaten Gezer, son haftaların en popüler hakemi. Yanına kimse yanaşmaya cesaret edemiyor! Yanaşan da nasibini alıyor. Hal böyle de olunca, herkes top oynuyor, hakem unutuluyor. Nerede hakem dendiği zaman, düdüğüyle ‘Ben buradayım’ diyor. HÜSEYİN GÖCEK (Kayserispor-Çaykur Rizespor)Yedi günde üç maç yönetti. Sonra, altı gün dinlendi, bir maçta daha düdük çaldı. Oldukça da güzel çaldı. Haftanın hemen hemen en kritik maçlarından biriydi. Ç.Rize küme düştü. Böyle bir maçta hakem konuşulmuyorsa, hakem gündeme gelmiyorsa, bizim buradan sadece söyleyeceğimiz, şu olur: Tebrikler Hüseyin Göcek. CÜNEYT ÇAKIR (Ankaraspor-Gençlerbirliği OFTAŞ)Belli bir standartı tutturmuş gidiyor. Her maçında ayrı telden çalmıyor. Bu iyi bir hakem için büyük nosyondur. Çakır bunu yakalamış. Erhan Albayrak, Tozo’yu engelliyor. Oftaşlı futbolcu yerde. Cüneyt, her maçında olduğu gibi tereddütsüz penaltı noktasını gösteriyor. Futbolculardan çıt yok. Üstelik Ankaraspor küme düşme potasında. HALİS ÖZKAHYA (Gençlerbirliği-İstanbul B.Şehir Belediye)Süper Ligi taşıyanlardan biri. Hata yapsa da, yapmasa da her hafta maça çıkıyor. İyi hakem olabilmek için çok fazla maç yönetmek gerekir. Bu bir prensiptir. Ama MHK, maçlarının videolarını seyredip, değerlendirme yapsa, daha iyi olacak. Isaac’in iptal edilen golü, skandal. Neden mi? Hakem pozisyonun içinde. Faul olup olmadığını çok net görüyor. 30-40 metre uzaktaki yardımcı hakemin müdahalesi, oyun kuralına uygun değil. Niye uygun olmadığını ‘Sağır Sultan’ bilir. Yardımcı hakemin çomak sokmasına Özkahya müsade etmemeliydi. BÜLENT YILDIRIM (Vestel Manisaspor-Konyaspor)Son haftalarda performansını yükseltti. Özlenen Yıldırım, geri geldi. Son iki haftaya MHK, kullanabileceği, hem de göğsünde FIFA kokartı bulunan hakemine, tekrar kavuştu (FIFA hakem kıtlığı var ya…) Çok sakin ve rahattı. İnce eledi, sık dokudu. Belli ki, dersini iyi almış (Beşiktaş-Trabzon maçı). Maçın neticesine tesir edecek hiçbir yanlışı olmadı. KORAY GENCERLER (Gaziantepspor-Trabzonspor)Koray’ın yardımcı hakemliğini hatırlıyorum da ne kritik kararlar vermişti, ne maçlar kurtarmıştı. Şimdi hakem oldu. Sıkı durun, Türkiye çok iyi bir hakem kazanıyor. Çok kısa bir zamanda da FIFA kokartı takacağını da adım gibi biliyorum. Dudak bükenler, G.Antep-Trabzon maçını bir daha izlesinler. DENİZ ÇOBAN (Kasımpaşa-Ankaragücü)Süper Lig’de yer bulmaya çalışıyor. MHK de onu gözetliyor. Maçın önemi yoktu. Ama hakem için öyle değildi. Deniz, maçta sırıtmadı. Verdiği kararlar, saygınlık gördü. Penaltı atışı yapılırken, ihlal var. Hem de baba cinsinden. Denizciğim, iyi hakem olmak istiyorsan, önce buradan başla. Penaltı atışını tekrarlatsaydın, ileriye dönük sinyallerin gelirdi.